29 Jun, 2009
Yazan: Tosbaa | Kategori: Tarih

Bu kitap tarihin en utanç verici dönemlerinden biri olan Nazi Almanyasından bahsediyor. Kitaplara, sinemaya ve iletişim mecralarına çokça konu olan dönem bu kitapta oldukça farklı bir bakış açısıyla anlatılıyor. Kitap bir gettoyu orada yaşayan bir grup insanın gözünden aktarıyor.
Jakob, bir gün akşam gezintiye çıkar. Burada akşam saat 8’den sonra sokağa çıkma yasağı bulunmaktadır. Gözetleme kulelerinden birinde projektör ışığı yanar ve Jakob’ a bu saatte dışarıda ne aradığını sorarak bir binayı işaret eder. Oraya bakan Jakob karakolu fark eder. Burayı bilmektedir…
21 Jun, 2009
Yazan: Dulcinea | Kategori: Polisiye
Beceriksiz; Ripley adlı tanınmış karakterin yaratıcısı Amerikalı kadın yazar Patricia Highsmith’in 1954 tarihli polisiye romanı. Polisiye romanlar aslında cinayet romanıdır, suç ve suçluluk duygusundan çok, karakterlerin suç işleyecek hale gelişinin psikolojik çizgisini veya delil ve katil arayışını (Agatha Christie romanlarında olduğu gibi) anlatırlar. Ancak Patricia Highsmith hem kurgu hem de diyaloglar bakımından cinayetin kendinden çok ruhtaki izi ile ilgilendiğini belli ediyor.

18 Jun, 2009
Yazan: nazimo | Kategori: Fantastik
Neil Gaiman’la Sandman çizgi romanları vasıtasıyla tanıştım. İnanılmaz yaratıcılığı olan bir yazar. Yıldız Tozu’ nun konusu çok eğlenceli ve çok yaratıcı.
Perili Ülke ile bildiğimiz dünya arasındaki sınırı belirleyen bir duvar vardır, bir de bu duvarın kıyısında kurulu 600 yıllık bir köy. Bu köyün halkı, duvardaki tek açıklığın kıyısında gece gündüz nöbet tutar, duvarın iki yakasının ahalisi birbirine karışmasın diye. Her dokuz yılda bir gün , iki yakanın halkı geleneksel panayır şenliği için bir araya gelir. Bir panayır günü, Dunstan Thorn’un,…

“Doreen gittikten sonra yapmam gereken şeyleri neden yapamadığımı düşündüm. Yorgun ve hüzünlü hissettim kendimi. Sonra, neden Doreen gibi yapmamam gereken şeyleri de yapamadığımı düşündüm ve kendimi daha da yorgun ve hüzünlü hissettim.”
Sırça Fanus Modern Amerikan Edebiyatı’nın şiirleri, kişiliği ve tirajik ölümü ile efsaneleşen yazarı Sylvia Plath’in tek romanı.

Size yaklaşık 1850 sene öncesinden haberler getirdim. Kitabın yazarı Madauruslu Apuleius, 125 yılında Kartacalı saygıdeğer bir ailenin çocuğu olarak doğmuş. Saygıdeğer bir hatip olarak ona dair son kayıtlar ise 160 senesini gösteriyor. Gramer, retorik ve felsefe eğitimi görmüş, Atina, Roma, Samos, Hieropolis ve Kartaca’ da okumuş, yazmış, söz söylemiş ve gezmiş bir büyük düşünür.
Kitap, Kabalcı Yayınevinin Humanitas serisi altında yayınlanmış, Latince aslından Çiğdem Dürüşken tarafından çevrilmiş. Üstelik format olarak da çok değişik. Kitabın sol taraftaki sayfasında metnin Latince aslı, sağ…
Binlerce yıllık sürgünlerinden vatanlarına dönenler, ve onlar tarafından vatanlarından edilenler…
Bu toprakların gerçek sahibi kim?
Artık her iki toplum, o zaman ne yapmalı?
Birlikte yaşamalı…
1948 yılında Ramla kentinden sürülen Khairi ailesinin büyük oğlu Beşir yaklaşık yirmi yıl sonra doğup büyüdüğü evi görmek için kente gizlice geri döner. Kapıyı açan ve büyük bir hoşgörü ve misafirperverlikle onu içeri alan ise onunla yaklaşık aynı yaşlarda olan bir başka sürgün, İkinci Dünya Savaşı sırasında Bulgaristan’dan göç eden, Dalia Eşkenazi’dir.

Kitabı sabit fikir (!) sitesinde görüp, yanındaki 1001 roman işaretinden dolayı okumak istedim. 1001 roman notunda “… Roman, casus romanları için bir formül oluşturması açısından önemlidir. Araba kovalamacalar, özenli kılık değiştirmeler ve bir felaketi önleme görevi. Konunun dramatik dönüşleri, her bir olası müttefikin aynı zamanda olası bir düşman olduğu paranoyak hissine dayanır…” içerikli daha da detaylandırılmış, üstelik büyük üstat Alfred Hitchcock tarafından filme çekilmiş kitabı okumak istedim.
Fakat, hey hat, bütünüyle hayal kırıklığına uğradım. Aslında satır aralıklarının genişliğinden, harflerin puntosundan ve kitabın sayfa…
09 Jun, 2009
Yazan: Dulcinea | Kategori: Deneme

İskender Pala’nın 2008 tarihli bu kitabında kültürümüzde ve edebiyatta derin izleri olan bir inanış etrafında verilmiş olan eserler derlenmiş. Dört element, bunların özellikleri, kültür, inanış ve özellikle edebiyatımızdaki (aslında sadece şiirdeki) izleri bir deneme şeklinde sunuluyor.
Bu kitap benim okuduğum yedinci İskender Pala kitabı ve ben yazarın hep aynı çerçeve içinde kaldığını üzülerek fark ediyorum.

Ağacın çürüğü özünden olur
Yiğidin kötüsü sözünden olur
El için ağlayan gözünden olur
Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz.
Bu kitapta; iyiye, insana ve insanın özünün iyi olduğuna inanan bir büyük yazarın, dönemin karanlık gelişmeleri karşısında okuyucusunun mantığına ve özüne seslenmeye çalışan yazıları toplanmıştır.
Kitap; Yaşar Kemal’in 1959 - 77 yılları arasında yazdığı, Cumhuriyet, Milliyet, Politika, Yeni Halkçı gazeteleri ile Ant, Forum, Sanat ve Toplum gibi dergilerdeki yazıları, çeşitli toplantılarda yaptığı konuşmaları ve verdiği röportajlardan yapılan seçkiler ile oluşturulmuş.

08 Jun, 2009
Yazan: Tosbaa | Kategori: Kurgu

Ne zamandır okumak istiyordum Hasan Ali Toptaş’ı. Hakkında okuduklarım, duyduklarım beni etkilemişti. Bir de yazarın kitaplarının İletişim Yayınevi’nden çıkıyor olması da bu isteği perçinledi. ( Bazı yayınevlerine karşı sempatim var nedendir bilmem ne çıkarsalar okumak istiyorum.)
Kitabın arka kapağında “Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer.” ( Frankfurter Allgemeine Zeitung) diye bir tümce var. Çok iddialı bir söylemdi ve kitaptan beklentim gittikçe artıyordu. Bu tümce bana şunu da düşündürdü: Çok beğendiğim çeviri kitaplarını kendi dillerinde okuyabiliyor olsaydım bu…

Kitabın kapağında sırtına takılan tüylü kanatlarla Rönesans dönemi tablolarında resmedilmiş çocuk meleklere benzetilen uzak bakışlı bir kız çocuğunun siyah beyaz resmi var. Siyah beyaz fotoğrafları oldum olası çok sevmişimdir. Bu nedenle de kitaplığımdaki okunmamış yüzlerce kitabın arasından (abartmıyorum, ucuz kitap satın alma furyası sonrasında kitaplığımda okunmayı bekleyen yüzlerce kitap oldu) bu kitabı seçtim.
Kitap 2003 yılında, çeşitli yazarların çocuk ve sanat hakkında yazdığı yazılardan derlenmiş. Kitabı çok sevdim. Kimi zaman çok eğlenerek, kimi zaman hüzünlenerek, kimi zaman yazıdaki fikre katılarak, kimi…
Bu kez iki kitaptan bahsedeceğim, buna mecburum. Okuyunca neden kendimi mecbur hissettiğimi anlayacaksınız. Yani bu yazı biraz “Morel’in Buluşu”nu alana “Bir Fotoğrafçının La Plata Maceraları” bedava tadında olacak biraz.
Adolfo Bioy Casares ile beni Borges tanıştırdı.
