30 Jun, 2010
Yazan: Dragon Reborn | Kategori: Fantastik

Hobbit Bilbo Baggins ve 13 cücenin ejderha Altın Smaug’a karşı çıktıkları seferi anlatan Hobbit edebiyat literatürüne “masal” olarak girmiş olsa bile aslında o gelecek muhteşem eserin sadece giriş paragrafıydı. Koskoca bir Oxford profesörünün bir masal yazması beklenmedik bir durum olsa da sempati ile karşılanabilirdi. Ama içinde büyücülerden tutun binbir tane garip yaratığın bir adet yüzüğün peşinde oradan oraya gitmesini anlatan bir roman! işte bu kesinlikle kabul edilemezdi. Ayn Rand’ın Hayatın Kaynağı’nda da anlattığı gibi insan azmi ve hayalgücü kesinlikle gem…
“iyice düşünüp taşındıktan ve cesaretinizi iyice topladıktan sonra ücret artışı istemek amacıyla servis şefinizle görüşmeye karar veriyorsunuz işi basite indirgemek için diyelim çünkü her zaman basite indirgemek gerekir adı mösyö xavier ya da mösyö ya da daha ziyade mr x dolayısıyla mr x’i görme konusunda iki şık var ya mr x odasındadır ya da yoktur mr x odasında olsaydı muhtemelen problem olmayacaktı ama mr x kesinlikle odasında değil dolayısıyla yapabileceğiniz tek şey koridorda dönüşünü ya da gelişini beklemek ama diyelim…
Bir kitapla ilgili hayal kırıklığı yaşamak nedir, işte onu yaşıyorum. Kitabı 2 gün oldu bitireli, özellikle bekledim azıcık başım durulsun diye. Belki dedim farketmediğim bir şeyi farkeder ve uyanırım bu kötü rüyadan! Heyhat, her şey gerçekti. Sene 1812, Rusya’dayız. 4 ajan-asker arkadaş Moskova’da durmuş, yavaş yavaş kendilerine doğru ilerleyen Napolyon’un ordusuna karşı ne yapabileceklerini düşünüyorlar kara kara. Derken içlerinden biri –ismi Dimitri ve anlatıcımız olan Aleksey’in hayatını önceki bir savaşta kurtarmış- daha önce Eflak’ta Türklere karşı beraber çarpıştığı gözüpek savaşçıları…
24 Jun, 2010
Yazan: elfy | Kategori: İnceleme
”Resmen inkar edilene kadar hiç bir şeye inanmayın.” Claud Cocburn-İrlanda’lı gazeteci
John Pilger “Araştırmacı Gazeteciliğin Şahikaları” alt başlığı ile yazdığı kitapta hükümetlerin ve devletlerin servis ettiği haberler ile yetinmeyen, hatta onların söyledikleri yalanların arkasındaki gerçekleri bulup açığa çıkaran gazetecilerin yazdıkları yazıları derlemiş. Okudukça yakın tarih dediğimiz şeyin ne büyük yalanlar içerdiğini bir kez daha dehşetle fark edip, kamuoyunun nasıl aldatıldığını, güdüldüğünü, maniple edilip gerekirse hareketsiz kılındığını, gerekirse harekete geçirildiğini görüyorsunuz.
Kitapta yer alan gazetecilerin tümünün resimlerini koymak isterdim buraya, ama 608 sayfa ve…
İlk kurban Sarayburnu’nda, Atatürk heykelinin hemen önünde bulunmuştu. Cesedin kolları yukarıya doğru uzatılmış, avuç içleri birbirine bakacak şekilde, elleri naylon iple bileklerinden bağlanmıştı. Cesedin iki yana açılmış ayakları deniz yönüne çevriliydi. Ölünün ayaklarının işaret ettiği yerde, iki çilekeş şehir hatları vapuru, denizin iki ağır işçisi, usulca kıpırdayan maviliğin üzerinde köpükten şeritler bırakarak geçiyordu. İnce bir esinti vardı Sarayburnu’nda. Süt mavisi bir aydınlık. Ortalık mis gibi deniz kokuyordu. Gökyüzünde solmakta olan yarım ay hem cesede hem de vapurlara eşlik ediyordu..
Cinayeti araştırmak, Ahmet Ümit’in…

Siz hiç “Gül Şerbeti” içtiniz mi? Sıcak bir yaz gününde, kristal cam bir bardakta, buz gibi gül şerbeti içmek gibisi yoktur. Rahiyasını algıladığınız anda, bir taraftan damla damla içip keyfini uzun uzun çıkarmak istersiniz; bir yandan da kana kana içip susuzluğunuzu gidermek… İhsan Hoca’nın kitaplarını okurken bu duyguları hissedeceğiniz yüzde yüz garantilidir. Hiç bitmesin bu masal diye iç geçirirken; acaba sonunda ne olacak diye kendinizi yer bitirirsiniz.

Etiketler:
Amat,
aşk,
Efrasiyab'ın Hikayeleri,
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü,
Hakikat,
İhsan Oktay Anar,
İstanbul,
Kitab-ül Hiyel,
macera,
Mevlana,
Musiki,
Puslu Kıtalar Atlası,
Sufizim,
Tarih

“Kadınlar sıcak ülkelerden dönen vahşi sakatları sever…” ya da “Kadınlar sıcak ülkelerden dönen vahşi sakatları sever mi…” Kahramanımızın beyninden ışık hızıyla gidip gelen en önemli cümleler bunlar. Söz konusu er kişi, güneş gibi gülümsemesiyle ortalarda dolaşan Swittters olunca değil sevmek, aşık olmaktan alamazsınız kendinizi.
Romanımızın baş aktörü Switters yakışıklı, zeki ve hınzır bir CIA ajanıdır ancak, bildiğimiz ajan profilinin dışında, nevi şahsına münhasır bir kişidir. Olanla olması gereken arasında kesin ayrımlara sahip olmasına karşın, hayatında bunu başaramayan, uçlarda gidip gelen Switters;…
16 Jun, 2010
Yazan: habbele | Kategori: Kurgu
Hadi size biraz Marina Lewycka’dan bahsedeyim. Marina Lewycka, 1946 yılında Almanya’da bir göçmen kampında doğmuş ve ailesiyle bir yaşındayken İngiltere’ye taşınmış Ukrayna kökenli bir yazar. O zamandan beri İngiltere’de yaşıyor ama anayurdunun sorunlarını da yakından takip ediyor. Ukraynalıların yakın dönemde Turuncu Devrim sonrası yaşadıklarını, İngiltere gibi gelişmiş bir ülke bağlantılı anlatan iki kitabı var Türkçede.
Biri Ukrayna Traktörlerinin Kısa Tarihi. Aslında orjinal adından çevirirsek Ukrayna Motorlarının Kısa Tarihi oluyor ismi, ki bu kitabın ruhuna daha uygun. Çünkü Ukrayna Traktörleri teriminin kitap…
Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris’te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır. Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin’de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar.
yazıyor kitabın arka kapağında. Gerçi arka kapakta ne yazarsa yazsın, benim gibi Grange hayranları dayanamayıp çıkar çıkmaz alıp okuyacaklardır bu kitabı da.

09 Jun, 2010
Yazan: habbele | Kategori: Öykü
Saki, bu tuhaf isim, Hector Hugh Munro’nun takma adı. Kısa öykünün en büyük ustaları arasında sayılıyor. Ömer Hayyam’dan esinlenerek kendine Saki dediği düşünülüyor. 1870-1916 yılları arasında yaşamış bir İngiliz. Babası Burma sömürgesinde görevliyken, annelerinin ölümüyle 3 kardeş İngiltere’ye evlenmemiş 2 halanın yanına gönderilirler ve onların vesveseleri ile büyürler. Anlatıldığına göre, kapı dışarı çıkmalarına bile izin verilmeyen kardeşler teselliyi kitaplarda bulmuşlar.

09 Jun, 2010
Yazan: elfy | Kategori: Deneme

Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,
kim yapmış Babil’i her seferinde?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen Lima’nın?
Ne oldular dersin duvarcılar
Çin Seddi bitince?
Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok!
Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler?
Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?

01 Jun, 2010
Yazan: habbele | Kategori: Kurgu
Son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim: Son zamanlarda okuduğum en renkli kitap. Roman Amerika’da, 1930′lu yılların başında yani büyük krizden hemen sonraki dönemlerde, hani şu bakkalların camlarında “Paranız mı yok? Neyiniz Var? Herşeye Razıyız.” ya da işyerlerinin duvarlarında “İşçi Aramıyoruz” yazan dönemlerde, ülkeyi kendilerine ait bir trenle dolaşan gezici bir sirkte geçiyor.
