Murathan Mungan’ın son kitabı “Şairin Romanı” nı maalesef bitirdim. Maalesef diyorum, çünkü bitmesin diye kitabı usul usul, azar azar okudum. Romanın sonunda “1995-2010” ibaresi yer alıyor. Kitabın yazımı 15 yıl sürmüş. Tarihleri görür görmez düşündüğüm ilk şey “her bir gününe değmiş” oldu. Çok uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir roman olmamıştı. Bu romanın Türkçe yazılmış olmasının büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Kitap, konusunun yanında anlatımı ve diliyle de beni büyüledi. Bir çok paragraftan sonra kendimi “ budur işte” derken buldum.
“Gemann,…
Okuma öncesi not : Küçükken masal kasetlerimiz vardı. Adile Teyze’den Masallar, La Fontaine’den masallar ve Ülkü Abla’dan Masallar ve şimdi hatırlamadığım birkaç kaset daha. Bıkmadan sıkılmadan çevirip çevirip dinlerdik kasetleri (çevirip dinlemek bir kasetçalar deyişi, o da artık eskide kaldı). İşte bu kasetlerden birinde dinlemiştim Küçük Prens’i ilk defa. Aradan zaman geçip de yeniden basılmış gıcır gıcır Küçük Prens kitaplarını görünce aslında hikayeyi unutmuş olduğumu fark ettim. Aklımda hüzünlü bir çocuk, bir gül, bir kuzu ve büyük bir yalnızlık kalmış.…
Kitabı bitireli bayağı oldu. Yani bu yazıya başlamadan önce demlenmesi için yeterince bekledim. Kitabın arka kapağında Usta ile Margarita’nın bir baş yapıt olduğu yazıyor. Ben de aynen öyle düşünüyorum.
Bugalov 1891 yılında doğmuş ve eserini tamamladığı 1940 yılında ölmüş. Eserin yazılması 12 sene sürmüş. Kitap da ölümünden ancak 26 yıl sonra, o da bazı bölümlerinin sansürlenmesi suretiyle basılabilmiş ve kendi ülkesinde kendi insanları tarafından okunmuş. Bukalov’un hayatının talihsiz bir hayat olduğunu düşünüyorum. Neredeyse tüm ömrü Stalin’in iktidarında geçmiş. Küs olduğu bir…
Hemen söyleyeyim, kayıp gölgeler kenti Prag. Nazlı Eray’ın geçmişle bugün arasında gidip gelen karakterlerle kurguladığı, son eserlerinden birisi. Bu seferki ünlü kahramanlarımız Stalin, Stalin’in hayatına giren kadınlar, Stalin’in yakın askerleri Yezhov ve Beria, Alphonse Mucha ve çizdiği Art Nouveau kadınlar, Victor Oliva ve “Absent İçen Adam” tablosu.. Nazlı Eray’ın tarzını severim; hafif, olağan şeylermiş gibi, gider bir kafeye oturur yanına genellikle ölü ve ünlü biri gelerek onunla bir sırrını paylaşır. Bu romanda da öyle. Onunla birlikte hem Prag’ı geziyorsunuz, hem…
Sirius’dan Gelen Kurbağa 4 günlük bir zaman dilimini anlatıyor. Daha kesin bir süre vermek istersem – bunu neden istiyorsam- 5 Nisan Perşembe saat 16:00’dan 9 Nisan Pazartesi sabah 05:59’ka kadar geçen süreyi. Gwendolyn Mati genç, hırslı, başarı ve parayı seven bir borsa simsarı. Amerika’da finans dünyasında işlerin ters gittiği bir Paskalya arifesinde hem kendisinin hem de müşterilerinin yatırımlarını yok etmiş olabilir. Aksi gibi Paskalya arifesi Perşembeye gelmiş. Cuma borsalar kapalı ve bu nedenle Pazartesi sabahına kadar sürecek acımasız bir beklemeyi…
Korkunç bir kabus Ankara’da 2 ayrı evde birbirini tanımayan iki ayrı kişi tarafından aynı anda görülüyor. Hem de bir kez değil, 3 gece üst üste. Aynı detayda, aynı gerçeklikte ve üstelik noktası, virgülü değişmeksizin. O kadar canlı ve gerçek bir kabus ki, rüyayı paylaşan 30 yaşındaki iki genç; Davut ve Çiğdem rüyanın sabahında yataklarını ıslatmış olarak uyanıyorlar. Hem de üç gece üst üste. Davut rüyasını dedesine, Çiğdem annesine anlatıyor. Paylaşılan rüya bu iki eve de bomba gibi düşüyor. 30 yıldır…
30 Jun, 2010
Yazan: Dragon Reborn | Kategori: Fantastik

Hobbit Bilbo Baggins ve 13 cücenin ejderha Altın Smaug’a karşı çıktıkları seferi anlatan Hobbit edebiyat literatürüne “masal” olarak girmiş olsa bile aslında o gelecek muhteşem eserin sadece giriş paragrafıydı. Koskoca bir Oxford profesörünün bir masal yazması beklenmedik bir durum olsa da sempati ile karşılanabilirdi. Ama içinde büyücülerden tutun binbir tane garip yaratığın bir adet yüzüğün peşinde oradan oraya gitmesini anlatan bir roman! işte bu kesinlikle kabul edilemezdi. Ayn Rand’ın Hayatın Kaynağı’nda da anlattığı gibi insan azmi ve hayalgücü kesinlikle gem…
Bir kitapla ilgili hayal kırıklığı yaşamak nedir, işte onu yaşıyorum. Kitabı 2 gün oldu bitireli, özellikle bekledim azıcık başım durulsun diye. Belki dedim farketmediğim bir şeyi farkeder ve uyanırım bu kötü rüyadan! Heyhat, her şey gerçekti. Sene 1812, Rusya’dayız. 4 ajan-asker arkadaş Moskova’da durmuş, yavaş yavaş kendilerine doğru ilerleyen Napolyon’un ordusuna karşı ne yapabileceklerini düşünüyorlar kara kara. Derken içlerinden biri –ismi Dimitri ve anlatıcımız olan Aleksey’in hayatını önceki bir savaşta kurtarmış- daha önce Eflak’ta Türklere karşı beraber çarpıştığı gözüpek savaşçıları…

Siz hiç “Gül Şerbeti” içtiniz mi? Sıcak bir yaz gününde, kristal cam bir bardakta, buz gibi gül şerbeti içmek gibisi yoktur. Rahiyasını algıladığınız anda, bir taraftan damla damla içip keyfini uzun uzun çıkarmak istersiniz; bir yandan da kana kana içip susuzluğunuzu gidermek… İhsan Hoca’nın kitaplarını okurken bu duyguları hissedeceğiniz yüzde yüz garantilidir. Hiç bitmesin bu masal diye iç geçirirken; acaba sonunda ne olacak diye kendinizi yer bitirirsiniz.

Etiketler:
Amat,
aşk,
Efrasiyab'ın Hikayeleri,
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü,
Hakikat,
İhsan Oktay Anar,
İstanbul,
Kitab-ül Hiyel,
macera,
Mevlana,
Musiki,
Puslu Kıtalar Atlası,
Sufizim,
Tarih

“Kadınlar sıcak ülkelerden dönen vahşi sakatları sever…” ya da “Kadınlar sıcak ülkelerden dönen vahşi sakatları sever mi…” Kahramanımızın beyninden ışık hızıyla gidip gelen en önemli cümleler bunlar. Söz konusu er kişi, güneş gibi gülümsemesiyle ortalarda dolaşan Swittters olunca değil sevmek, aşık olmaktan alamazsınız kendinizi.
Romanımızın baş aktörü Switters yakışıklı, zeki ve hınzır bir CIA ajanıdır ancak, bildiğimiz ajan profilinin dışında, nevi şahsına münhasır bir kişidir. Olanla olması gereken arasında kesin ayrımlara sahip olmasına karşın, hayatında bunu başaramayan, uçlarda gidip gelen Switters;…
Leo, Manhattan’da, Waverly Place sokağının yine Waverly Place sokağıyla kesiştiği olasılık dışı bir noktada karlı ve rüzgarlı bir gecede onunla karşılaştı. Kadının kıyafetleri simsiyahtı, başındaki şapkanın altından uzun siyah saçları sırtına doğru dökülüyordu ve yere düşürdüğü anahtarlarını arıyordu. Leo karların arasında bulduğu anahtarları kıza verirken, bu anahtarlarla kendisi için tarifsiz bir maceranın kapısını açtığından habersizdi. Bu Leo’nun Veronica’yı ilk görüşüydü. İkinci kez gördüğünde, kendisine bakan gözlerin birinin mavi birinin yeşil olduğunu fark etti.
Veronica’nın hayatına girmesiyle birlikte, Leo kendini açıklanamaz bir…
25 May, 2010
Yazan: Dragon Reborn | Kategori: Fantastik

Büyük Orta Dünya projesi içinde tekrar okumaya başladığım (oğul Tolkien’in yazdığı 12 bölümlük History of Middle Earth dışında) Tolkien külliyatına, elbette onun en naif, en saf ve en masalsı romanı Hobbit ile başladım; 13 cüce ve Hobbit Bilbo Baggins’in, Yalnız Dağ’ın hükümdarı Altın Ejder Smaug’u devirmek üzere Gandalf tarafından tertiplenen unutulmaz macerasıyla.
Bilbo Baggins, yer altındaki kovuğunda kendi halinde yaşayan basit bir hobbittir. Bu cümleden de anlaşıldığı gibi hobbitler kovuklarda yaşarlar ama onları bir kemirgenle veya toprak altında yaşayan pis orklarla…
Sandık Odası Sezgin Kaymaz’ın on sekiz hikayeden oluşan ilk hikaye kitabı. Aslında bu kısa hikayeler hakkında, daha doğrusu hikayelerin bende bıraktığı tat -duygular hakkında tam olarak karar veremedim. Okurken hikayelerin çoğundan rahatsız oldum, ama elimden de bırakmak istemedim. Belki de beni huzursuz eden hikayelerin ağırlıklı olarak ölümle ilgili olmasıdır. Ölümün ya da ölüme dair duyguların, korkuların bu kadar net anlatılmasıdır. Sezgin Kaymaz’ın romanlarını sevmeme neden olan dili, anlatımı hikayeye de çok yakışmış, öyküler kolayca okunuyor ama, maalesef anlatılanların hazmı o kadar kolay…
Etiketler:
Ateş Canına Yapışsın,
Fantastik,
Geber Anne,
hikaye,
Kaptanın Teknesi,
Lucky,
Medet,
Sandık Odası,
Sezgin Kaymaz,
Uzunharmanlarda davetsiz bir misafir,
Zindankale