Londra’ya gitmeden önce Richard Mayhew’in el falına bakan esrarengiz ve yaşlı kadın ona ; “Senin yerinde olsam, kapılara dikkat ederdim.” dedi.
Richard Londra’ya gideli neredeyse 4 yıl olmuştu. İyi bir işi, çok güzel ama biraz fazla talepkar bir nişanlısı vardı. Hayat onun için kendi rutinini yakalamıştı. Bir akşam kaldırımda kanlar içinde yatan bir kıza, Door’a rastladı ve hayatının ritmi bozuldu. Kız polise haber verilmesine ve hastaneye götürülmeye şiddetle itiraz ediyordu. Onu yolun ortasında, yaralı ve çaresiz bir şekilde bırakamayan Richard, nişanlısı…
Durmamalı, dinlenmemeli ve yazmalıyım ‘O’ nu. Uyumamalıyım, yemek de yememeliyim gerekirse ve zamanında bitirmeliyim… Yoksa ‘O’nun kim olduğunu benden başka bilen de olmayacak…
Üç gün önce başladı her şey… sadece üç gün önce…
Hacettepe Üniversitesi, Beytepe Kampüsü’nde İngilizce ile ilgili bir bölümde eğitim gören Selen ve Cavidan için sıradan bir gün. Aslında onları sınıfın diğer öğrencilerinden ayıran bir özellikleri var. İkisi de üniversiteye 5 sene rötarlı olarak başlamışlar, yani sınıf arkadaşlarından 5 sene daha yaşlılar. Aralarındaki arkadaşlık ilişkisini çok değişik kelimelerle tanımlamak…
Azazil başlangıcını bilmediği zamandan beridir Allah’ın cennetinde, cennetin diğer sakinleriyle birlikte mutlu ve mesut yaşıyor, Rabbine ibadet ediyor ve küçük meleklere; o altın saçlı, narin yaratıklara öğretmenlik yapıyordu. Azazil küçük meleklerin Büyük Usta’sıydı. Cennette tüm yaratılanlar Allah’ın sevgili kulları idi ama Azazil ve diğer dört büyük melek; Cebrail, Mikail, Azrail ve İsrafil Allah’ın daha da sevgili kullarıydılar. Azazil ise onların arasında bile daha farklıydı. Kendini hepsinden özel ve güzel buluyordu. Diğerleri nurdan yaratılmıştı ama Azail, Büyük Usta, dumansız ateşten yaratılmıştı.…
Etiketler:
Ateş Canına Yapışsın,
Azazil,
Geber Anne,
Kaptanın Teknesi,
Lucky,
Medet,
Nazimo,
Sandık Odası,
Sezgin Kaymaz,
Uzunharmanlar'da bir davetsiz misafir,
Zindan kale
19 Apr, 2010
Yazan: Dragon Reborn | Kategori: Fantastik
“Büyücünün İlk Kuralı: İnsanlar aptaldır. Doğru biçimde yönlendirirseniz, herkes her şeye inanabilir. İnsanlar aptal oldukları için bir yalana bile kolayca inanırlar çünkü onun doğru olduğuna inanmak isterler ya da doğru olabileceğinden korkarlar. İnsanların zihinleri bilgilerle, gerçeklerle ve inançlarla doludur. Bunları çoğu yanlıştır ama yine de hepsinin doğru olduğunu düşünürler. İnsanlar aptaldır. Doğruyla yalan arasındaki farkı ender olarak ayırt edebilirler ama kendilerine çok güvendikleri için bunu yapabileceklerine inanırlar, bu nedenle daha da kolay kandırılırlar.
Büyücünün İlk Kuralı yüzünden büyücüler, gerçeği öğrenmek için…

Kahramanımız Musa, ailesinden, yaşamından kaçmak, biraz kafasını dinlemek için Uzunharmanlar mahallesinde, viran bir ahşap ev kiralar. Yanında getirdiği kayda değer tek eşyası kitaplarıdır. Bir akşam vakti kitapları ve üç parça eşyasını eve taşırken, evin kiralamaya geldiğinde gördüğü evden çok daha temiz ve bakımlı olduğunu fark eder. Önce, ev sahibi Beyabi’nin temizlik yaptırmak için ona verdiği parayla çok iyi iş çıkardığını düşünür. Sonra evdeki bakımın iyi niyetli bir temizlik ve bakım harekatının çok ötesinde olduğunu fark eder. Metruk bahçe temizlenmiş, düzenlenmiş,…
Beni çok şaşırtan bir fantastik romanın son satırlarını biraz evvel bitirdim.
Melek ve kocası Şükran İsmailoğlu, iki oğulları ile birlikte mutlu bir hayat sürmektedir. Melek Anne özellikle “Sarı Prensim” diye çağırdığı küçük oğlu Tayfun’u ayrı bir sevmektedir. Kendi deyimiyle Sarı Prensi onun biricik aşkıdır.
Sarı Prensin 17. yaşına basacağı gün, tüm ailenin hayatını değiştirecek bir olay yaşanır. Arkadaşlarıyla doğum gününü kutlamaya giden Tayfun eve, döneceğini söylediği saatten 2 saat evvel gelir. Şaşkınlık içerisinde köpekleri Sarı’nın bahçeye kapatılmış olduğunu fark eder. Halbuki Melek…
Zamanya aynı evi paylaşan 2 arkadaşın bir gününün öyküsü. Bir şirkette çalışan ve o gün 28 yaşına basan Selim ile işi olmayan ve o gün bir iş görüşmesine gidecek olan Kerim.
Kerim’in kendince çok dürüst olarak hazırladığı özgeçmişine istinaden teklif edilen esrarengiz iş görüşmesi , saat 05:10’ da Kerim’in evden alınmasıyla başlar. Kerim’i aralarında görmek isteyen Zaman şirketi, Kerim için aynı günde 4 kıtada, 12 ayrı şehirde, birbirini takip eden görüşmeler ayarlamıştır.

Romanda kendisine verdiği isimle Kafka, 15. doğum gününde evden ayrılacağına çok önceden karar vermiş ve hem zihnini hem de bedenini yıllardır bugün için hazırlamaktadır. 4 yaşındayken, annesi yanına evlat edinilen ablasını almış, kendisini, öz oğlunu arkasında bırakıp evi terk etmiştir. Kafka kendi yarattığı, alter-egosu diyebileceğimiz “Karga adındaki delikanlı” ile yollara düşer. Nereye gideceğinin hiçbir önemi yoktur, yeter ki evinden ve uzun bir süredir konuşmadığı babasından uzak bir yer olsun. Babasının kendisi ile ilgili kehanetinden kaçmaktadır.

Yine bir Türk yazarı, yine bir ilk kitap ve yine yeni bir tanışma. Alper Canıgüz’ün ismine Murat Menteş’in “Dublörün Dilemması” adlı kitabının arka kapağı için yazdığı yazıda rastladım. Kendi kendime bu Alper Canıgüz, Murat Menteş’in kitabının arkasına yazı yazıyorsa, kesin o da aynı taifedendir dedim ve internette yaptığım araştırma sonucunda, Sabitfikir sitesinde kendisinin kitaplarına ulaştım. İyi ki de ulaşmışım.
Kitabın kapağı üzerinde “Psiko-Absürd Romantik Komedi” ifadesi yer alıyor. Yazar kitabını bu şekilde tanımlamış.

Kitap bitti, sonlarına doğru çok ağladım. Utanmasam masalara kapanıp ağlayacaktım. Gözyaşları boğazımda düğüm oldu, suyla bile yutamadım. Kitap bittiğinde, altmışlı yıllarda, ellerinde mendilleri, ağlamaktan kızarmış gözleriyle, yazlık sinemalardan çıkan ve “ay çok güzel filmdi, görsen nasıl da acıklıydı, bir ağladık, bir ağladık, sorma” diyen tombul teyzeler tadındaydım.
Ara not: Yazı spoiler içerebilir, ama koy verdim gitti, kimse kusura bakmasın.

“Gelecek Sefere” Fransız yazar Marc Levy’nin dördüncü romanı ve kitabın arkasında yazdığına göre Fransa’ da 4.000.000 adet satarak bir rekora imza atmış. Ben de 4.000.000 Fransız yanılıyor olamaz deyip, bu kitabı alıp okudum – yalan söyledim, çok sevdiğim bir arkadaşım doğum günü hediyesi olarak aldı - ve diyorum ki, iyi ki de okumuşum.
Yazarın çok akıcı bir dili var. Okurken mizah peşinizi hiç bırakmıyor, soluğunu hep ensenizde hissediyorsunuz. Kısa bir kitap olmasına rağmen, yoğun bir olaylar örgüsü taşıyor. Hatta bir miktar…

Georges Perec Yaşam Kullanma Kılavuzu adlı kitabına Jules Verne’nin Michel Strogoff romanından bir cümleyi anarak başlamış:
“ Bak, bütün gözlerinle bak.”
Kitap boyunca baktım, bütün gözlerimle baktım. Kaçırdığım bir çok şey olduğunu/kaldığını, ama gördüklerimin beni dehşete düşürdüğünü, böyle bir deha karşısında bir kez daha şapka çıkardığımı söyleyerek başlamak istiyorum konuya. Enis Batur “Perec Kullanma Kılavuzu” adlı kitabı boşuna yazmamış. Hatta bir de belki “Yaşam Kullanma Kılavuzu Okuma Kılavuzu” yazılmalı. Çünkü kitabı bitirdiğimden beri bu kitabı nasıl yazabileceğimi düşünüyorum ve hala da bulamadım.
…
Bana göre insanlar iki tipte aşkı yaşarlar. Birincisi aşka aşık olanlar, ikincisi gerçekten sevebileceği kişiye ait olanlar.
Alacakaranlık kitabının devamı olan Yeniay’da kitabın öznesi İsabella Swan gerçekten aşkı yaşadığı insanı kaybeder…
Bu kayıp, kitabın 3/4′ü boyunca bizlere onun daha ne kadar dibe vurabilmek için uğraştığını anlatmakla geçiyor. Çünkü İsebella her dibe vurmak istediğinde göğüsünde açılmış olan bu kocaman deliği hem kapatmaya çalışıyor hem de O’nu zihninde yaşatabilmesini sağlıyor. Bunun nedeni çok basit İsabella hayatına devam etmek zorunda peki ama yaşadıkları ve kendini…