Ne ufak bir lekeleri…Ne de en ufak bir kusurları vardı…
Ve ne de en ufak bir günahları…
Ama onların saflığı kötülüğün saflığıydı…
Bir Ermeni klisesinde işlenen cinayet bir çok olayın, başka cinayetlerin ve sıradışı bir ortaklığın tetikleyicisi olacaktı. Biri emekli tecrübeli bir polis, olaylara karışmasındaki tek sebep, ilk cinayetin kendi kilisesinde işlenmiş olması, diğeri Emniyetin Çocuk Bürosunda çalışan eroin bağımlısı genç bir polis. Bu ortaklık pek çok sırrı çözmeli ve cinayelerin arkasındaki gizemi ortadan kaldırmalıydı.

Kitabı biraz evvel bitirdim. Hala şaşkınım. Yıllardır aklımda, edebiyat derslerinden hayal meyal hatırladığım –itiraf ediyorum, hatta hemen hemen hiç hatırlamadığım- bir ders konusu olan Ahmet Hamdi Tanpınar, kitabı okuduğum süre zarfında, ders konusu olmaktan çıkıp çok yetkin bir yazara, eseri de, bir başucu kitabı konumuna yükseldi.
Aslında kitabın konusu, adının çağrıştırdığının aksine, bir enstitüyü değil, kitabın baş kahramanı, anlatıcısı ve yazıcısı Hayri İrdal’ın hayat öyküsünü anlatıyor. Bu uzun, renkli ve kalabalık hayat öyküsünün bir parçası olarak da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün (S.A.E.)…

Vampirler hakkında yapılan birçok uyarlamadan sonra, yüzlerce yıl yaşadıklarını, sarımsaktan korktuklarını, uçabildiklerini, nefes almadan yaşayabileceklerini ve bunun gibi birçok özelliklerini öğrendik ve hala da öğrenmeye devam ediyoruz. Ama birçok filmde veya kitapta vampirlerin hiç sevebilme ihtimaline değinilmemiş olması veya yüzeysel değinilmiş olması bu kitabın yani Alacakaranlık’ın doğmasına neden olmuş.(aslına bakarsanız yazar tüm bu hikayeyi gördüğü bir rüyadan sonra karalamış.)

Bu dünya hakkında bütün ama bütün bildiklerinizi unutun. Uyuduğumuzda gittiğimiz rüyalar alemi hakkında bütün bildiklerinizi unutun. Cennet ve Cehennem hakkında bütün bildiklerinizi unutun. Masallar hakkında bütün bildiklerinizi unutun. Mitoloji hakkında bütün bildiklerinizi unutun. Sandman evrenine adımınızı atın, gözlerinizi sımsıkı kapayın ve derin bir nefes alın. Buradayken görmek için gözlerinize ihtiyacınız yok. Neil Gaiman’ın hayal ettiği, başkalarının resmettiği, bir başlayınca sizin de elinizden bırakamayacağınız bir çizgi roman, yolculuk kitabı, rüya hikayesi olan Sandman’de 10 tane kitap içinde anlatılan yaklaşık 75 tane…
Kitabımın son sayfasını bitirdiğimde içimde bir “şıngır mıngır Boğaziçi” coşkusu, “ağzımda bal gibi tatlı bir türkü” tadı, yüzümde geniş bir gülümseme vardı. Aslında bunların hepsi, kitabımı okuduğum süre boyunca hep vardı.
Farkındaysanız “kitabın son sayfası” demiyorum, “kitabımın son sayfası” diyorum, çünkü kitapta anlatılan dünya ve o dünyanın kahramanları, tüm sıra dışılıklarına rağmen, tarafımdan büyük bir tutkuyla evlat edinildi. Bundan böyle bu kitap benim kitabım, bu Alobar benim Alobar’ım, bu Kudra benim Kudra’m, bu Pan benim Pan’ım. Tom Robbins kusura bakmasın artık.
Neyse…

Oğluma aldığım halde yalnızca benim okuduğum kitaplardan oluşan küçük bir kütüphane dolusu kitabım var. Neil Gaiman’ın Mezarlık Kitabı bir çocuk/gençlik kitabı olarak tanımlanmasına rağmen kendim için aldığım kitaplardan. Kitabın çizimlerini de muhteşem adam Dave Mckean yapmış. Zaten Neil Gaiman ve Dave Mckean ayrılmaması gereken ikililerden bence. İkisi bir arada tahin-pekmez ya da bal-kaymak etkisi yaratıyorlar bünyede.
Kitap ne Sandman kadar sofistike, ne de Amerikan Tanrıları ya da Bir Kıyamet Komedisi kadar karmaşık bir olay örgüsüne sahip. Fakat çok eğlenceli ve kesinlikle…

İnsanlığı Ancak Sen Kurtarırsın!
Johnny Ve Ölüler
Johnny Ve Bombalar
Bu üç kitabı yanımda başka kitaplar olduğu ve aslında bunları oğlum için yanıma aldığım halde tatilde okudum. (merak eden olursa, oğlum 1,5 tanesini okudu.)
Terry Pratchett başka evrenler yaratabilen bir yazar, ama bu 3 kitap bu gezegende ve dünyalı bir çocuğun başından geçen maceralardan oluşuyor.
Johnny Maxwell 12 yaşında bir çocuk. Son derece sıradan bir çocuk. Öyle özel güçleri, X ışınlı tabancaları falan yok. Sadece çevresindekileri görmezden ve duymazdan gelemeyen bir çocuk. Her insan (hatta…
Tanrılar mı daha güçlüdür yoksa insanlar mı? Tanrılar insanların kaderlerini değiştirebilirler; bunu biliyoruz ama insanlar tanrıların kaderini değiştirebilir mi?
Kitabımızın kahramanı Gölge, hapishanede geçen 3 yılın sonunda tahliyesine bir gün kala, çok sevdiği karısının bir trafik kazasında öldüğünü öğrenir ve cenazeye yetişebilmesi için erken salıverilir. Bu haberi almadan beş dakika evvel, yanına dönmeyi dört gözle beklediği bir karısı, evi ve kendisi bekleyen bir işi olan Gölge, duyduğu haberden dolayı uyuşmuş bir şekilde yola koyulur. Aslında durum umduğundan daha kötüdür. Karısının ölümünün…
Etiketler:
Add new tag,
Amerikan Tanrıları,
Annibus,
çarşamba,
Czernobog,
Elegba,
Lao Tzu,
lokea,
neil gaiman,
odin,
Saba Melikesi,
thor,
Thoth,
thunderbird,
Turin Kefeni,
Zorya
18 Jun, 2009
Yazan: nazimo | Kategori: Fantastik
Neil Gaiman’la Sandman çizgi romanları vasıtasıyla tanıştım. İnanılmaz yaratıcılığı olan bir yazar. Yıldız Tozu’ nun konusu çok eğlenceli ve çok yaratıcı.
Perili Ülke ile bildiğimiz dünya arasındaki sınırı belirleyen bir duvar vardır, bir de bu duvarın kıyısında kurulu 600 yıllık bir köy. Bu köyün halkı, duvardaki tek açıklığın kıyısında gece gündüz nöbet tutar, duvarın iki yakasının ahalisi birbirine karışmasın diye. Her dokuz yılda bir gün , iki yakanın halkı geleneksel panayır şenliği için bir araya gelir. Bir panayır günü, Dunstan Thorn’un,…
Bu kez iki kitaptan bahsedeceğim, buna mecburum. Okuyunca neden kendimi mecbur hissettiğimi anlayacaksınız. Yani bu yazı biraz “Morel’in Buluşu”nu alana “Bir Fotoğrafçının La Plata Maceraları” bedava tadında olacak biraz.
Adolfo Bioy Casares ile beni Borges tanıştırdı.


“İngiltere’ye iki büyücü gelecek
İlki benden korkacak, ikincisi beni görme özlemiyle yanacak,
İlkini hırsızlar ve katiller yönetecek, ikincisi kendi yıkımında suç ortağı olacak,
İlki kalbini karanlık bir ormanda karlar altına gömecek ama yine de sızladığını hissedecek,
İkincisi en değerli varlığını düşmanının elinde görecek…
İlki hayatını yalnız geçirecek, kendi kendisinin gardiyanı olacak,
İkincisi ıssız yollarda yürüyecek, başında fırtına, yüksek bir tepede karanlık bir kule arayacak…”


19 Mayıs 1845 sabahı - yani bu satırları yazmamdan hemen hemen 164 yıl önce - içinde 24 subay ve 110 mürettabat bulunan HMS Erebus ve HMS Terror adlı İngiliz bandralı iki gemi, Atlantik ve Pasifik okyanusları arasında bir geçiş sağlayan Kuzeybatı Yolunu bulmak üzere Antartika’ya doğru yola çıkar. Erebus ve Terror, tehlikeli buzulları kırıp geçmesi için gövdeleri sağlamlaştırılmış, buhar gücüyle çalışan, zamanın teknolojileri ile donatılmış, yani tam da bu iş için biçilmiş kaftan olan iki gemidir. İçindekilere 3 yıl yetecek kadar konserve yiyecek…
12 May, 2009
Yazan: Dragon Reborn | Kategori: Fantastik
Aslına bakarsanız Türkiye’de yayımlanmış kitaplarla ilgili yazdığımda mutlaka Türkçe kapağının resmini buraya koymaktı isteğim. Ama Metis, Marifet’lerin kapağını o kadar kötü, o kadar kötü yapmış ki, buraya koyasım gelmedi. Zaten Türkiye’de özellikle bilimkurgu ve fantastik eserlerin çevirilerinde böyle uyduruk kapaklar kullanmak çok sık rastlanan bir şey. Bu işin piri de İthaki’dir. İnternetten buldukları baskıya uygun olmayan imajları çamur olmuş bir şekilde kitaplarında kullanmaktan çekinmiyorlar. Metis en azından bunu yapmamış ama ortaya çıkan kapak da evlere şenlik. O yüzden ben de…