1970’te Beatles dağılmış ve Beatlemania, yerini yavaş yavaş Punk çağına bırakmıştır. Kimyasal uyuşturucu kullanımın arttığı, gürültülü müziklerin yapıldığı, halen Beatles’ın başlattığı özgürlüklerle yaşamanın devam ettiği ilginç bir geçiş dönemdir.
Hikayemiz 16 Ağustos 1977 gününde geçmektedir. Elvis Presley’in yaşama veda ettiği bu gün, romanın baş karakterleri olan, 3 gencinde hayatının değiştiği, ergenlikten, yetişkinliğe adım attıkları gün olacaktır.


Georges Perec ile elfy’nin sitede paylaştığı Kayboluş kitabı sayesinde tanıştım. Yazarın yazma konusunda geliştirdiği fanteziler ve bunları hayata geçirmekte ki başarısı beni oldukça etkilemişti. Kayboluş’u almak için kitapçıya gittiğimde o kitabının olmadığını gördüm. Yazarın sadece Şeyler kitabı vardı. Kitabın arka kapak yazısı ilgimi çekince onu almaya karar verdim. Bir ayı aşkın bir süredir kitabı okumama rağmen kitapla ilgili bir türlü bir şeyler yazamadım. Bunun nedeni kitabın başarısızlığı değil kesinlikle. Aslında çok da başarılı olması ve anlattığı konunun beni çok etkilemesi.…

Georges Perec Yaşam Kullanma Kılavuzu adlı kitabına Jules Verne’nin Michel Strogoff romanından bir cümleyi anarak başlamış:
“ Bak, bütün gözlerinle bak.”
Kitap boyunca baktım, bütün gözlerimle baktım. Kaçırdığım bir çok şey olduğunu/kaldığını, ama gördüklerimin beni dehşete düşürdüğünü, böyle bir deha karşısında bir kez daha şapka çıkardığımı söyleyerek başlamak istiyorum konuya. Enis Batur “Perec Kullanma Kılavuzu” adlı kitabı boşuna yazmamış. Hatta bir de belki “Yaşam Kullanma Kılavuzu Okuma Kılavuzu” yazılmalı. Çünkü kitabı bitirdiğimden beri bu kitabı nasıl yazabileceğimi düşünüyorum ve hala da bulamadım.
…

Paris’li ünlü ressam Henry Cueco yaz aylarında gittiği sayfiye evinde, bahçesiyle ilgilenen bahçıvanıyla yıllar boyunca yaptığı kısa sohbetleri kitaplaştırmış. Aslında arka kapak yazısı, kitap hakkında gayet yeterli bilgi içeriyor. Ama ben yine de bir kaç cümle eklemek istedim.
Kitap, aynı konuşulduğu gibi yazılmış, okunması çok kolay. Bir bahçıvanla, bir ressamın önce bahçecilik ile başlayan, tanışıklıkları ilerledikçe günlük hayat gaileleri üzerine yaptığı sohbetler, zaman içerisinde bu iki adam arasında yıllar süren derin bir dostluğa dönüşüyor. Sanki birlikte günlük hayatın felsefesini yapıyorlar. Siz…
Bu küçük kitap 7. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında yaşamış kadın ve erkek Japon ozanlarına ait küçük şiirlerden oluşmaktadır. Japon saraylarının içinde doğan ve yaşayan kadınlar, hayatlarının merkezi olan aşıklarına zekalarını, entelektüel birikimlerini, nüktedanlıklarını, aşklarını ve şehvetlerini gösterecek şekilde küçük şiirler yazdılar ve aşıkları da onlara şiirler yazdı.
Kitaptaki şiirleri okurken, beni en çok etkileyen, kısacık 4-5 satırla, bu kadar çok duygunun karşı tarafa geçirilmesi oldu. Ağırlıklı olarak kadın şairlerden oluşan bu seçkide 31 adet şairin şiirlerine yer verilmiş.
…
Kitabın arka kapağında, “ Erhan Bener’in hümanizmini en çarpıcı biçimde sergilediği bir başyapıtıdır.” denmektedir. Recai Bey adında işkenceci bir polisten bahseder bu kitapta. Recai Bey komiser statüsünü kaybetmiştir. Sadece bir polis memuru statüsünde olmak, O’nun için ciddi şekilde yıpratıcı olmuştur. O görevi boyunca kuralları yerine getirdiğine inanmaktadır. Oldukça acımasız bir polistir. İnsanlardan nefret etmesi de bu acımasızlığı perçinlemektedir.

Hayatında parasını vermeden hiçbir kadınla sevişmedi ve şimdi 90 yaşında. Kitabın ana karakterini anlatmak için en uygun tanımlama bu olur diye düşünüyorum.
Bu yaşlı adam, bir gazete de köşe yazıları yazan bir yazardır. 90. yaş gününde bugüne kadar yaşamadığı bir deneyimi yaşamak ister ve yıllardır gittiği genelevin patroniçesi, Rosa Cabarcas’ı arar. Ona el değmemiş genç bir kızla birlikte olmak istediği söyler.


“Doreen gittikten sonra yapmam gereken şeyleri neden yapamadığımı düşündüm. Yorgun ve hüzünlü hissettim kendimi. Sonra, neden Doreen gibi yapmamam gereken şeyleri de yapamadığımı düşündüm ve kendimi daha da yorgun ve hüzünlü hissettim.”
Sırça Fanus Modern Amerikan Edebiyatı’nın şiirleri, kişiliği ve tirajik ölümü ile efsaneleşen yazarı Sylvia Plath’in tek romanı.

Size yaklaşık 1850 sene öncesinden haberler getirdim. Kitabın yazarı Madauruslu Apuleius, 125 yılında Kartacalı saygıdeğer bir ailenin çocuğu olarak doğmuş. Saygıdeğer bir hatip olarak ona dair son kayıtlar ise 160 senesini gösteriyor. Gramer, retorik ve felsefe eğitimi görmüş, Atina, Roma, Samos, Hieropolis ve Kartaca’ da okumuş, yazmış, söz söylemiş ve gezmiş bir büyük düşünür.
Kitap, Kabalcı Yayınevinin Humanitas serisi altında yayınlanmış, Latince aslından Çiğdem Dürüşken tarafından çevrilmiş. Üstelik format olarak da çok değişik. Kitabın sol taraftaki sayfasında metnin Latince aslı, sağ…

Kitabın kapağında sırtına takılan tüylü kanatlarla Rönesans dönemi tablolarında resmedilmiş çocuk meleklere benzetilen uzak bakışlı bir kız çocuğunun siyah beyaz resmi var. Siyah beyaz fotoğrafları oldum olası çok sevmişimdir. Bu nedenle de kitaplığımdaki okunmamış yüzlerce kitabın arasından (abartmıyorum, ucuz kitap satın alma furyası sonrasında kitaplığımda okunmayı bekleyen yüzlerce kitap oldu) bu kitabı seçtim.
Kitap 2003 yılında, çeşitli yazarların çocuk ve sanat hakkında yazdığı yazılardan derlenmiş. Kitabı çok sevdim. Kimi zaman çok eğlenerek, kimi zaman hüzünlenerek, kimi zaman yazıdaki fikre katılarak, kimi…

“Sadece seni görmek istiyorum,
Güneş batarken.
Bu kadar basit.
Güneş batarken seni görmek istiyorum.
Başkaca bir şey yok.”
