Ayfer Tunç bu kitabında, Karadeniz’in neresi olduğu belli olmayan bir kasabasında, üzerinde hiç camı olmayan kör sırtını Karadeniz’in azgın sularına dayamış bir hastane binasıyla uzak ya da yakın, bir şekilde ilişkisi olan; hastaların, doktorların, hastabakıcı ve hademelerin, hastaneyi yaptıranların, kasabalıların, onların yakınlarının, akrabalarının, atalarının, velhasıl kelam gözlerinizin önünden sıra sıra geçen yaklaşık 500 kişinin hayatından kesitler anlatıyor.
İlk başlarda kitabın akış hızına alışmakta çok zorlandım. Kişiler birbiri ardına hızla gözümün önünden geçiyordu. Her yeni kahramanın anlatacak bir öyküsü vardı, kimi öykü…
Kitabı bitireli bayağı oldu. Yani bu yazıya başlamadan önce demlenmesi için yeterince bekledim. Kitabın arka kapağında Usta ile Margarita’nın bir baş yapıt olduğu yazıyor. Ben de aynen öyle düşünüyorum.
Bugalov 1891 yılında doğmuş ve eserini tamamladığı 1940 yılında ölmüş. Eserin yazılması 12 sene sürmüş. Kitap da ölümünden ancak 26 yıl sonra, o da bazı bölümlerinin sansürlenmesi suretiyle basılabilmiş ve kendi ülkesinde kendi insanları tarafından okunmuş. Bukalov’un hayatının talihsiz bir hayat olduğunu düşünüyorum. Neredeyse tüm ömrü Stalin’in iktidarında geçmiş. Küs olduğu bir…
12 yazarın, İstanbul’un kendilerine ait bir köşesini anlattıkları bir kitap bu sefer elimizdeki. 2007 yılında Merkez Kitaplar tarafından basılmış olan bu kitabın hem ciltli, hem ciltsiz versiyonu var. Ayrıca metin aralarına yazarların ve mekanların fotografları ile bahsettikleri yer ve olaylara ilişkin bilgileri içeren küçük kutucukların eklenmiş olması kitabı oldukça çekici hale getiriyor. Kitabın içinde yer alan yazarlar ve anlatıların isimleri ise şöyle sıralanıyor:
İnci Aral-Çengelköy,
Kürşat Başar-Bebek,
Naim Dilmener-Şarkıların İstanbul’u,
Nazlı Eray-Şişhane,
Aslı Erdoğan-Galata,
Ayşe Kulin-Teşvikiye,
Perihan Mağden-İstanbul’un Sokak Kızları,
Petros Markaris-Heybeliada,
Celil Oker-Kapalıçarşı,
Mehmet Murat Somer-Sultanahmet,
Latife Tekin-Gecekondular,
Buket Uzuner-Moda.
…
Etiketler:
Aslı Erdoğan,
Ayşe Kulin,
Buket Uzuner,
Celil Oker,
İnci Aral,
İstanbul,
Kürşat Başar,
Latife Tekin,
Mehmet Murat Somer,
Naim Dilmener,
Nazlı Eray,
Perihan Mağden,
Petros Markaris

Film Klübü David Gilmour ve Oğlu Jesse’nin yaşadıkları bir dönem üzerine yazılmış otobiyografik bir kitap. David’in oğlu Jesse lisede okuyordur ve okuldan nefret ediyordur. Aslında annesi ile yaşamaktadır ama annesi artık babasının işe el atması gerektiğini söyleyince, evlerini değiştirirler ve Jesse babası ile yaşamaya başlar. David oğluna ders çalıştırmaya uğraşırken birden bire “Artık okula gitmek istemiyorsan, gitmek zorunda değilsin.” derken bulur kendisini. Jesse hemen kabul eder öneriyi. Ok yaydan çıkmıştır artık. Pazarlık şöyledir: Jesse çalışmak zorunda değildir. Kira ödemek zorunda değildir.…
“iyice düşünüp taşındıktan ve cesaretinizi iyice topladıktan sonra ücret artışı istemek amacıyla servis şefinizle görüşmeye karar veriyorsunuz işi basite indirgemek için diyelim çünkü her zaman basite indirgemek gerekir adı mösyö xavier ya da mösyö ya da daha ziyade mr x dolayısıyla mr x’i görme konusunda iki şık var ya mr x odasındadır ya da yoktur mr x odasında olsaydı muhtemelen problem olmayacaktı ama mr x kesinlikle odasında değil dolayısıyla yapabileceğiniz tek şey koridorda dönüşünü ya da gelişini beklemek ama diyelim…

Siz hiç “Gül Şerbeti” içtiniz mi? Sıcak bir yaz gününde, kristal cam bir bardakta, buz gibi gül şerbeti içmek gibisi yoktur. Rahiyasını algıladığınız anda, bir taraftan damla damla içip keyfini uzun uzun çıkarmak istersiniz; bir yandan da kana kana içip susuzluğunuzu gidermek… İhsan Hoca’nın kitaplarını okurken bu duyguları hissedeceğiniz yüzde yüz garantilidir. Hiç bitmesin bu masal diye iç geçirirken; acaba sonunda ne olacak diye kendinizi yer bitirirsiniz.

Etiketler:
Amat,
aşk,
Efrasiyab'ın Hikayeleri,
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü,
Hakikat,
İhsan Oktay Anar,
İstanbul,
Kitab-ül Hiyel,
macera,
Mevlana,
Musiki,
Puslu Kıtalar Atlası,
Sufizim,
Tarih
Katilin Şeyi romanından tanıdığımız acemi dedektifler Vedat Kurdel ve ortağı Tefo yeni bir macerayla karşımıza çıkıyorlar. Ama durumlar biraz değişmiş. İlk kitaptaki seri katilin bulunmasının üzerinden yaklaşık 1 sene geçmiş, bu arada Tefo, Ayla ile evlenmiş, balayına gitmiş. Vedat kendisini biraz kandırılmış, biraz terkedilmiş hissediyor, çünkü Tefo, Ayla ile gezerken Vedat’ın ruhu bile duymamış. 10 yaşından beri yediğinin içtiğinin ayrı gitmediği, kendisi gibi ailesiyle birlikte yaşayan –böylece kendisine bir hayat kurması gerektiğini, artık kazık kadar adam olduğunu söyleyen ailesine; bakın…
Önemsiz Adamın Günlüğü; dönemin ünlü komedyeni, oyun yazarı ve bestecisi George Grossmith ve kardeşi ressam Weedon Grossmith tarafından, o günlerde çok revaçta olan ünlülerin ve aristokratların hayat hikayelerine nazire olarak yazılmış ve 1888-1889 yılları arasında İngiliz mizah dergisi Punch’da tefrika halinde yayınlanmıştır.
Önemsiz Bir Adamın Günlüğü’ndeki “önemsiz adam”ın adı Charles Pooter’dir. Kendisi karısı ile birlikte bir banliyöde oturan ve Londra’da memur olarak çalışan orta yaşlı, orta sınıftan, beyaz ırka mensup bir adamdır. Bir oğlu vardır. En büyük amacı oğlunu da kendi…
1970’te Beatles dağılmış ve Beatlemania, yerini yavaş yavaş Punk çağına bırakmıştır. Kimyasal uyuşturucu kullanımın arttığı, gürültülü müziklerin yapıldığı, halen Beatles’ın başlattığı özgürlüklerle yaşamanın devam ettiği ilginç bir geçiş dönemdir.
Hikayemiz 16 Ağustos 1977 gününde geçmektedir. Elvis Presley’in yaşama veda ettiği bu gün, romanın baş karakterleri olan, 3 gencinde hayatının değiştiği, ergenlikten, yetişkinliğe adım attıkları gün olacaktır.


Georges Perec ile elfy’nin sitede paylaştığı Kayboluş kitabı sayesinde tanıştım. Yazarın yazma konusunda geliştirdiği fanteziler ve bunları hayata geçirmekte ki başarısı beni oldukça etkilemişti. Kayboluş’u almak için kitapçıya gittiğimde o kitabının olmadığını gördüm. Yazarın sadece Şeyler kitabı vardı. Kitabın arka kapak yazısı ilgimi çekince onu almaya karar verdim. Bir ayı aşkın bir süredir kitabı okumama rağmen kitapla ilgili bir türlü bir şeyler yazamadım. Bunun nedeni kitabın başarısızlığı değil kesinlikle. Aslında çok da başarılı olması ve anlattığı konunun beni çok etkilemesi.…

Georges Perec Yaşam Kullanma Kılavuzu adlı kitabına Jules Verne’nin Michel Strogoff romanından bir cümleyi anarak başlamış:
“ Bak, bütün gözlerinle bak.”
Kitap boyunca baktım, bütün gözlerimle baktım. Kaçırdığım bir çok şey olduğunu/kaldığını, ama gördüklerimin beni dehşete düşürdüğünü, böyle bir deha karşısında bir kez daha şapka çıkardığımı söyleyerek başlamak istiyorum konuya. Enis Batur “Perec Kullanma Kılavuzu” adlı kitabı boşuna yazmamış. Hatta bir de belki “Yaşam Kullanma Kılavuzu Okuma Kılavuzu” yazılmalı. Çünkü kitabı bitirdiğimden beri bu kitabı nasıl yazabileceğimi düşünüyorum ve hala da bulamadım.
…

Paris’li ünlü ressam Henry Cueco yaz aylarında gittiği sayfiye evinde, bahçesiyle ilgilenen bahçıvanıyla yıllar boyunca yaptığı kısa sohbetleri kitaplaştırmış. Aslında arka kapak yazısı, kitap hakkında gayet yeterli bilgi içeriyor. Ama ben yine de bir kaç cümle eklemek istedim.
Kitap, aynı konuşulduğu gibi yazılmış, okunması çok kolay. Bir bahçıvanla, bir ressamın önce bahçecilik ile başlayan, tanışıklıkları ilerledikçe günlük hayat gaileleri üzerine yaptığı sohbetler, zaman içerisinde bu iki adam arasında yıllar süren derin bir dostluğa dönüşüyor. Sanki birlikte günlük hayatın felsefesini yapıyorlar. Siz…
Bu küçük kitap 7. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında yaşamış kadın ve erkek Japon ozanlarına ait küçük şiirlerden oluşmaktadır. Japon saraylarının içinde doğan ve yaşayan kadınlar, hayatlarının merkezi olan aşıklarına zekalarını, entelektüel birikimlerini, nüktedanlıklarını, aşklarını ve şehvetlerini gösterecek şekilde küçük şiirler yazdılar ve aşıkları da onlara şiirler yazdı.
Kitaptaki şiirleri okurken, beni en çok etkileyen, kısacık 4-5 satırla, bu kadar çok duygunun karşı tarafa geçirilmesi oldu. Ağırlıklı olarak kadın şairlerden oluşan bu seçkide 31 adet şairin şiirlerine yer verilmiş.
…