“İtalyanların Habeşistan’ a sevkiyat yaptıkları sırada idi; 1936 senesinde. Faşist askerle dolu bir İtalyan vapurundayım: Mazotla işleyen 22 bin tonluk, 24 mil süratinde bembeyaz Conte Verdi adındaki bir yolcu vapuru…
Şark’a gidiyorum. Niçin? Ben kimim?
Sizlere bunu şimdiden söylemeyeceğim. Yazıma ifşaatla başlamayalım. Önceden izahat vermemekle beraber öyle tahmin ediyorum ki hikayem ilerledikçe şahsiyetim kendiliğinden belirecek.”
Conta Verdi vapurunda yola çıkan bizim baş erkek kahramanımız. Aslen İstanbul’lu, 40’lı yaşlarının başında, oldukça yakışıklı ve atletik, başından 3 evlilik geçmiş, birkaç dili ana dili gibi konuşan esrarengiz…
Okuma öncesi not : Küçükken masal kasetlerimiz vardı. Adile Teyze’den Masallar, La Fontaine’den masallar ve Ülkü Abla’dan Masallar ve şimdi hatırlamadığım birkaç kaset daha. Bıkmadan sıkılmadan çevirip çevirip dinlerdik kasetleri (çevirip dinlemek bir kasetçalar deyişi, o da artık eskide kaldı). İşte bu kasetlerden birinde dinlemiştim Küçük Prens’i ilk defa. Aradan zaman geçip de yeniden basılmış gıcır gıcır Küçük Prens kitaplarını görünce aslında hikayeyi unutmuş olduğumu fark ettim. Aklımda hüzünlü bir çocuk, bir gül, bir kuzu ve büyük bir yalnızlık kalmış.…
16 Jul, 2010
Yazan: Dulcinea | Kategori: Klasikler
Ivan Matveitch, eşi ve aile dostu ile birlikte görmeye gittiği timsah tarafından yutulur. Ancak Matveitch sağdır, timsahın içinde rahatı yerindedir ve her zamanki gibi “ukala” tavırları devam etmektedir. Artık o da “kütük gibi yatarak” fikir üreten aydınların arasına katılmıştır. Aile dostları olan anlatıcımız, Ivan Matveitch’i timsahın içinden kurtarmak için çabalamaya başlar, yüksek mercilere başvurularda bulunur, güzel eşi ile ilgilenir, timsahın sahibi ile pazarlık bile yapar. Ancak bir yandan bürokrasi ile, bir yandan Matveitch’in hakaretleri, itirazları ve saçma hayal dünyası ile…
11 Apr, 2010
Yazan: Dulcinea | Kategori: Klasikler
Ölünün sandığı üstünde on beş adam
Yo - ho - ho ve bir şişe rom
İç, gerisini halleder şeytan
Yo - ho - ho ve bir şişe rom
Genç Jim Hawkins ailesi ile birlikte İngiltere’nin güneyindeki Kara Tepe Koyu’ndaki Amiral Benbow Hanı’nı işletmektedirler. Bir gün yaşlı ve karanlık bir adam hana gelir. İsmi Billy Bones olan bu eski korsanın peşinde başka karanlık tipler, başka korsanlar vardır. Rom düşkünü ihtiyar korsanın handa ölümü Jim Hawkins ve ailesini sarsar çünkü korsanın onlara borcu vardır. Annesi ile bilrlikte, korsanın odasında…

Dünyayı, günümüz reklam sloganlarındaki gibi değil, kelimenin tam anlamıyla; gerçekten değiştiren, yani yepyeni ufuklar açıp, milyonlarca insanı ve hayatını etkileyecek kökten değişiklikler yaratan ya da algıları ve anlayışları değiştiren kitaplar sayılırken, semavi dinlerin kutsal kitapları dışında 3 kitap sayılıyor genellikle: Sigmund Freud’un yazdığı Düşlerin Yorumu, Charles Darwin’in yazdığı Türlerin Kökeni ve en çok etkilemiş olan Karl Marx’ın yazdığı Das Kapital.

Kitabı biraz evvel bitirdim. Hala şaşkınım. Yıllardır aklımda, edebiyat derslerinden hayal meyal hatırladığım –itiraf ediyorum, hatta hemen hemen hiç hatırlamadığım- bir ders konusu olan Ahmet Hamdi Tanpınar, kitabı okuduğum süre zarfında, ders konusu olmaktan çıkıp çok yetkin bir yazara, eseri de, bir başucu kitabı konumuna yükseldi.
Aslında kitabın konusu, adının çağrıştırdığının aksine, bir enstitüyü değil, kitabın baş kahramanı, anlatıcısı ve yazıcısı Hayri İrdal’ın hayat öyküsünü anlatıyor. Bu uzun, renkli ve kalabalık hayat öyküsünün bir parçası olarak da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün (S.A.E.)…
1867 yılı Martında İngiltere’nin Lyme Regis kasabasında başlayan, çoğunlukla da orada geçen ve Londra’ da sonlanan –kitabın arka kapağında dediğine göre- “sahici bir aşk yolculuğu”. Bana sorarsanız da aynı rotada geçen “sahici bir edebiyat serüveni”.
Kitabın konusundan önce, yazarın anlatımı beni çarptı. Çok özgün, çok şaşırtıcı ve etkileyici bir dille karşılaştım. Yazar, kitabın bütününde kendi varlığını “yazar, yazar-tanrı” kimliklerinde okuyucuya sürekli hissettiriyor. Yer yer romanı anlatmayı bırakıp, yazım teknikleri, kitabı yazma serüveni hakkında uzun açıklamalar veriyor. Kimi zaman araya girerek, o…
Çocukken bir solukta, adeta nefes almaksızın okuduğum Monte Cristo Kontu’nu, yıllar sonra İthaki Yayınları tarafından basılan tam metninden tekrar okudum ve fark ettim ki, aradan geçen onca yıl, bu kitabın benim içimde yarattığı duygulardan hiç bir şey eksiltmemiş.
Monte Cristo Kontu hemen hemen herkesin konusunu bildiği, yazıldığı zamandan beri tarihin eskitemediği bir “Best Seller”, Edmond Dantes’in inanılmaz hikayesi (Her ne kadar o zamanlarda Best Seller kavramı yoksa da). 19 yaşında başarılı bir kaptan adayı olan Edmond Dantes, delicesine aşık olduğu Katalan…

William Shakespeare, okunmakla tükenmeyecek, hatta dönüp dönüp okunacak biri. Yıldızların altında anlatılabilecek, insana dair her şeyi anlatmış olduğunu düşünürüm zaman zaman. Tüm aşk hikayeleri Romeo ve Juliet oyunundan çıkmış gibidir sanki. Murathan Mungan’ın “Ben sende bütün aşklarımı temize çektim” dizesi Romeo’nun Juliet’e söylediği “Senin dudaklarınla, dudaklarım günahtan arındı.” repliğinin başka türlü söylenişi gibi gelmiştir hep bana. Kıskançlık mı? Shakespeare yazmıştır. İhanet? Elbette Shakespeare yazmıştır. İktidar? “Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin: Ben Sezar’ı gömmeye geldim, övmeye değil.” Komedi? Yine Shakespeare. Hele de Can…
21 Aug, 2009
Yazan: Dulcinea | Kategori: Klasikler
İngiliz bir maden işçisinin karısı, dört çocuk annesi Gertrude Morel ile bu annenin kocası, oğulları ve oğulların sevgilileri ile olan ilişkileri üzerine psikolojik ve sosyal sorgulamalar yapan bir roman. Fonda ondokuzuncu yüzyıl başlarında şehirleşen ve endüstrileşen İngiliz kasabaları, bu kasabaların içe kapanık hayatları vardır.
Bayan Morel’in kocası kaba, fakir ve işi gereği pis bir maden işçisidir. Bayan Morel kocasını pek beğenmez, karı koca arasında gergin, çekişmeli bazen korku dolu bir ilişki vardır. Yine de bir sebepten dolayı bir sürü çocuk yapıp…
İthaki yayınlarından çıkan Jules verne kitapları serisinin ilk iki kitabını okudum, okudukça da aslında daha önce okumuş olduğumu şaşırarak anımsadım. Unuttuklarımı hatırladım, bu sefer unutmamayı umarak paylaşıyorum. Her iki kitapta da 19. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olmaktan kaynaklanan, biraz çocukça bulunabilecek farklı bir dil, üslup kendini gösteriyordu. Yazarın müzik, jeoloji, coğrafya alanlarındaki derin bilgisi , yaratıcı hayalgücü ile harmanlanarak iki ilginç hikaye ortaya çıkarmıştı.

Klasik Fars edebiyatının önemli bir eseri olan bu kitap, Hasan Ali Yücel’in çevirilerini yaptırdığı klasikler arasında dilimize çevrilmiş. Ferdüddin Attar, 1190 – 1296 yılları arasında yaşamış, Mevlana da dahil bir çok şairi ve din adamını etkilemiş İranlı Kürt bir şair ve sofi. Mantık Al-Tayr (Kuş Dili olarak çevrilmektedir) bir çok eserinden en önemlisi. Manzum olarak yazılmış bu kitapta ana hikaye, kuşların padişahları olan Simurg’u arayışları, bu arayışta Hüdhüd’ün onlara verdiği öğütler ve anlattığı hikayeler ile sonunda Simurg’a ulaşmaları. Vahdet-i Vücut…
Size yaklaşık 1850 sene öncesinden haberler getirdim. Kitabın yazarı Madauruslu Apuleius, 125 yılında Kartacalı saygıdeğer bir ailenin çocuğu olarak doğmuş. Saygıdeğer bir hatip olarak ona dair son kayıtlar ise 160 senesini gösteriyor. Gramer, retorik ve felsefe eğitimi görmüş, Atina, Roma, Samos, Hieropolis ve Kartaca’ da okumuş, yazmış, söz söylemiş ve gezmiş bir büyük düşünür.
Kitap, Kabalcı Yayınevinin Humanitas serisi altında yayınlanmış, Latince aslından Çiğdem Dürüşken tarafından çevrilmiş. Üstelik format olarak da çok değişik. Kitabın sol taraftaki sayfasında metnin Latince aslı, sağ…