15 Jun, 2010
Ölü Ruhlar Ormanı-Jean Christophe Grange
yazıyor kitabın arka kapağında. Gerçi arka kapakta ne yazarsa yazsın, benim gibi Grange hayranları dayanamayıp çıkar çıkmaz alıp okuyacaklardır bu kitabı da.
15 Jun, 2010
yazıyor kitabın arka kapağında. Gerçi arka kapakta ne yazarsa yazsın, benim gibi Grange hayranları dayanamayıp çıkar çıkmaz alıp okuyacaklardır bu kitabı da.
Bana göre insanlar iki tipte aşkı yaşarlar. Birincisi aşka aşık olanlar, ikincisi gerçekten sevebileceği kişiye ait olanlar.
Alacakaranlık kitabının devamı olan Yeniay’da kitabın öznesi İsabella Swan gerçekten aşkı yaşadığı insanı kaybeder…
Bu kayıp, kitabın 3/4′ü boyunca bizlere onun daha ne kadar dibe vurabilmek için uğraştığını anlatmakla geçiyor. Çünkü İsebella her dibe vurmak istediğinde göğüsünde açılmış olan bu kocaman deliği hem kapatmaya çalışıyor hem de O’nu zihninde yaşatabilmesini sağlıyor. Bunun nedeni çok basit İsabella hayatına devam etmek zorunda peki ama yaşadıkları ve kendini…

Vampirler hakkında yapılan birçok uyarlamadan sonra, yüzlerce yıl yaşadıklarını, sarımsaktan korktuklarını, uçabildiklerini, nefes almadan yaşayabileceklerini ve bunun gibi birçok özelliklerini öğrendik ve hala da öğrenmeye devam ediyoruz. Ama birçok filmde veya kitapta vampirlerin hiç sevebilme ihtimaline değinilmemiş olması veya yüzeysel değinilmiş olması bu kitabın yani Alacakaranlık’ın doğmasına neden olmuş.(aslına bakarsanız yazar tüm bu hikayeyi gördüğü bir rüyadan sonra karalamış.)
80′li yıllardan bu yana Amerikan korku ve gerilim edebiyatını sırtlayan üç tane isim var. Bu isimlerden bir tanesi olan Dean R. Koontz ile ilk kez ortaokul - lise yıllarımda tanışmıştım. Ve tanışmamla beraber o güne kadar türkçeye çevrilmiş bütün romanlarını da hızla okuyup tüketmiştim. Bendeki bu ani Koontz aşkı, başladığı gibi ani bir şekilde birden bitivermişti. Çünkü okuduğum bir düzine kadar kitaptan sonra aslında her kitabının aşağı yukarı aynı klişelerle yazılmış, aşağı yukarı benzer karakterleri olan “formül” kitaplar olduğunu anlamıştım.…