07 Feb, 2012
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu
Roman 1941 yılının baharında İstanbul’da geçmektedir. II. Dünya savaşının gölgesindeki İstanbul’da geceleri karartmalar yaşanırken, Eyüp’ün sokaklarında anlık sessizlikler olmaktadır. Sanki bir şey, ya da bir güç, etraftaki tüm sesleri yutmaktadır. Sessizlik hayra alamet değildir aslında. Her sessizlik sonrası, Eyüp sokaklarında bir biri ardına şahdamarı delinerek öldürüldükten sonra, kalbi yerinden sökülmüş cesetler bulunmaktadır. Herkes bu cinayetlerin vampirin işi olduğundan emindir. Komiser Lordali katilin peşindedir ve İstanbul halkına katilin en yakın zamanda yakalanacağına dair güvence vermektedir. O günlerde gazeteci çocuklar “Yazıyoooor, yazıyooor, Eyüp…
“İtalyanların Habeşistan’ a sevkiyat yaptıkları sırada idi; 1936 senesinde. Faşist askerle dolu bir İtalyan vapurundayım: Mazotla işleyen 22 bin tonluk, 24 mil süratinde bembeyaz Conte Verdi adındaki bir yolcu vapuru…
Şark’a gidiyorum. Niçin? Ben kimim?
Sizlere bunu şimdiden söylemeyeceğim. Yazıma ifşaatla başlamayalım. Önceden izahat vermemekle beraber öyle tahmin ediyorum ki hikayem ilerledikçe şahsiyetim kendiliğinden belirecek.”
Conta Verdi vapurunda yola çıkan bizim baş erkek kahramanımız. Aslen İstanbul’lu, 40’lı yaşlarının başında, oldukça yakışıklı ve atletik, başından 3 evlilik geçmiş, birkaç dili ana dili gibi konuşan esrarengiz…
13 Jun, 2011
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu

Az, Hakan Günday’ın yazdığı son, benim ise okuduğum ilk kitabı. Kitap biteli neredeyse 15 gün oldu. Üzerinden bu kadar süre geçmesine rağmen, halen kendimi kitapla ilgili düşünürken buluyorum. Kimi zaman içim burkuluyor, kimi zaman da kitabın sonunu hatırlayıp, gülümsüyorum.
Az’da Hakan Günday, Türkiye’nin birbirinden çok uzak köşelerinde aynı yılda doğan ve aynı ismi taşıyan iki çocuğun hayatı ekseninde anlatmak istediklerini çok vurucu bir şekilde anlatmış. Çocuklardan bir tanesi, Türkiye’nin doğusunda kız olarak doğan ve devlet yatılı okulunda okuyan Derda, diğeri de…
29 Mar, 2011
Yazan: Dulcinea | Kategori: Kurgu
Fazlaca bir zamandır okumaya bile zor fırsat bulurken, sitemize yazmam hiç mümkün olmadı. Dönüşümü bir bebek bakımı kitabı ile yapmayı düşünüyordum ama ilk olarak beni en çok etkileyen ve en kolay okuduğum bu kitabı yazmak istedim. Şu geçen aylarda, sadece dikkatimi üzerinde toplayabildiğim kitapları okuduğum için ya çok kısa, ya daha önce okuduğum ya da çok akıcı kitapları okuyabildim. İşte bunlar arasından sivrilen, hem kardeşimin, hem babamın, hem benim severek bir solukta okuduğumuz Meçhul oldu.
Şu dönemde okuduklarını paylaşan tüm arkadaşlara…
Ayfer Tunç bu kitabında, Karadeniz’in neresi olduğu belli olmayan bir kasabasında, üzerinde hiç camı olmayan kör sırtını Karadeniz’in azgın sularına dayamış bir hastane binasıyla uzak ya da yakın, bir şekilde ilişkisi olan; hastaların, doktorların, hastabakıcı ve hademelerin, hastaneyi yaptıranların, kasabalıların, onların yakınlarının, akrabalarının, atalarının, velhasıl kelam gözlerinizin önünden sıra sıra geçen yaklaşık 500 kişinin hayatından kesitler anlatıyor.
İlk başlarda kitabın akış hızına alışmakta çok zorlandım. Kişiler birbiri ardına hızla gözümün önünden geçiyordu. Her yeni kahramanın anlatacak bir öyküsü vardı, kimi öykü…
Kitabı bitireli bayağı oldu. Yani bu yazıya başlamadan önce demlenmesi için yeterince bekledim. Kitabın arka kapağında Usta ile Margarita’nın bir baş yapıt olduğu yazıyor. Ben de aynen öyle düşünüyorum.
Bugalov 1891 yılında doğmuş ve eserini tamamladığı 1940 yılında ölmüş. Eserin yazılması 12 sene sürmüş. Kitap da ölümünden ancak 26 yıl sonra, o da bazı bölümlerinin sansürlenmesi suretiyle basılabilmiş ve kendi ülkesinde kendi insanları tarafından okunmuş. Bukalov’un hayatının talihsiz bir hayat olduğunu düşünüyorum. Neredeyse tüm ömrü Stalin’in iktidarında geçmiş. Küs olduğu bir…
06 Oct, 2010
Yazan: habbele | Kategori: Kurgu
Şimdiye kadar ne yazdıysa okuduğum, güncel Türk edebiyatının bana göre en önemli isimlerinden Ayfer Tunç’un “Yeşil Peri Gecesi” adlı kitabı geçen haftalarda yayınlandı. Yazarının “en sağlamından insanlık ahlakının romanı” dediği kitap, önceki öykü kitaplarından daha kalın –bundan önceki son kitabı Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Tarihi ile hemen hemen aynı boyutlarda bir kitap. Zehir zemberek bir kapağı var bi kere. Acayip derin yeşil gözlü çilli bir kadın yüzü, size kapaktan eni konu dik dik bakıyor. Bakanı sarsıp silkeleyen bu…
Bu haftasonu içim parçalanarak, yine de elimden bırakamayarak Dave Eggers’in “Ne Nedir” adlı kitabını okudum. Kitabın ön ve arka kapağında, bir çok yazar ve gazetenin övgüleri vardı ama hiçbiri konu hakkında ipucu vermiyordu. Mesela unutulmaz Uçurtma Avcısı ile Bin Muhteşem Güneş’in yazarı Khalid Khousseini “son zamanlarda okuduğum en etkileyici roman” diyordu, TIME dergisi “yılın en dokunaklı romanlarından biri” derken, New York Times “Ne Nedir, insanın türlü felaket ve yıkım karşısında bile zorlukları aşabilme gücünü ve umudun zaferini ortaya koyuyor.” diyordu.…
Hemen söyleyeyim, kayıp gölgeler kenti Prag. Nazlı Eray’ın geçmişle bugün arasında gidip gelen karakterlerle kurguladığı, son eserlerinden birisi. Bu seferki ünlü kahramanlarımız Stalin, Stalin’in hayatına giren kadınlar, Stalin’in yakın askerleri Yezhov ve Beria, Alphonse Mucha ve çizdiği Art Nouveau kadınlar, Victor Oliva ve “Absent İçen Adam” tablosu.. Nazlı Eray’ın tarzını severim; hafif, olağan şeylermiş gibi, gider bir kafeye oturur yanına genellikle ölü ve ünlü biri gelerek onunla bir sırrını paylaşır. Bu romanda da öyle. Onunla birlikte hem Prag’ı geziyorsunuz, hem…
24 Sep, 2010
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu
15 Temmuz 1988 günü Emma ve Dexter’ın hayatında bir dönüm noktasıdır. O gün Dexter arkeolojiden ortalama bir derece ile, Emma da tarih ve İngiliz edebiyatından çift dalda uzmanlık yaparak mezun olurlar. Emma işçi bir ailenin kızıdır, sol ve feminist akımların içindedir. Dexter ise, zengin bir ailenin gelecek kaygısı taşımayan oğludur. Bu iki ayrı dünyanın insanı, her ne kadar birbirlerine göz aşinalıkları olsa da 15 Temmuz 1988 gününün akşamında katıldıkları mezuniyet partisinde resmen tanışırlar ve bunu bir adım daha öteye götürerek…

Ben böyleyim işte, bir yerde bir yazardan ve kitaptan ilgimi çekecek şekilde bahsedildiğini görmeyeyim, sessiz bir takıntı haline getiriyorum. Petros Markaris’te de aynısı oldu. Nasıl mı? Önce birkaç gün arayla farklı yerlerde ondan bahsedildiğini okudum. Engin Ardıç onun için “Yunanlıların Stieg Larsson’u” diyordu mesela. Yorgo Kırbaki “Hemşehrim, soydaşım Petros Markaris ile mutlaka tanışacağım. İstanbul aşkımız bunu gerektiriyor” diyordu. Ben de başladım bir ara internette bu yazarla ilgili bilgi toplamaya. Okudukça şaşırdım, şaşırdıkça meraklandım. Sonunda onun Türkçe’de yayınlanmış 5 kitabını ve…
14 Sep, 2010
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu
Ralp Messenger Gloucester Üniversitesi’nde bilişsel bilim alanında çalışmaların yürütüldüğü bölümünün yöneticisi. Aynı zamanda oldukça popüler ve medyatik bir bilim adamı. Burada insan bilinci ve yapay zekayla ilgili çalışmalar yapıyorlar. Zengin Amerikalı karısının sağladığı tüm maddi olanakların da yardımıyla, herkesin gıpta ettiği bir yaşantıları var. Her şey her ne kadar uzaktan çok yolunda gözükse de, Ralph aslında uslanmaz bir çapkın. Karısıyla arasında çok fazla dillendirilmemiş, sessiz bir anlaşma var. Yaşadıkları yerde çapkınlık yapmadığı müddetçe, Carrie onun kaçamaklarına göz yumabiliyor.

Sirius’dan Gelen Kurbağa 4 günlük bir zaman dilimini anlatıyor. Daha kesin bir süre vermek istersem – bunu neden istiyorsam- 5 Nisan Perşembe saat 16:00’dan 9 Nisan Pazartesi sabah 05:59’ka kadar geçen süreyi. Gwendolyn Mati genç, hırslı, başarı ve parayı seven bir borsa simsarı. Amerika’da finans dünyasında işlerin ters gittiği bir Paskalya arifesinde hem kendisinin hem de müşterilerinin yatırımlarını yok etmiş olabilir. Aksi gibi Paskalya arifesi Perşembeye gelmiş. Cuma borsalar kapalı ve bu nedenle Pazartesi sabahına kadar sürecek acımasız bir beklemeyi…