21 Aug, 2010
Yazan: habbele | Kategori: Kurgu
2008 Pulitzer Ödülü kazanmış, Newsweek tarafından son 10 yılın en iyi 10 romanından biri olarak gösterilmiş bir kitaptan bahsedeceğim size. Yazarı 1969 doğumlu Dominik asıllı bir Amerikalı. Halen Massachuttes Institue of Technology’de yaratıcı yazarlık dersleri veriyor. “Yazar kitaplarında genellikle göçmenlik ve aidiyet sorunlarını işliyor” diyor girişteki tanıtım yazısında. Bu kitabın hikayesi de hem Dominik’te hem Amerika’da geçiyor. Kahramanımız çok şişman ve çirkin, “Yüzüklerin Efendisi” ve bilgisayar oyunlarına çok meraklı (Dominiklerin Tolkien’i olabileceği bir kitap yazmak en büyük hayali), kızlardan ve aşktan yana…
Korkunç bir kabus Ankara’da 2 ayrı evde birbirini tanımayan iki ayrı kişi tarafından aynı anda görülüyor. Hem de bir kez değil, 3 gece üst üste. Aynı detayda, aynı gerçeklikte ve üstelik noktası, virgülü değişmeksizin. O kadar canlı ve gerçek bir kabus ki, rüyayı paylaşan 30 yaşındaki iki genç; Davut ve Çiğdem rüyanın sabahında yataklarını ıslatmış olarak uyanıyorlar. Hem de üç gece üst üste. Davut rüyasını dedesine, Çiğdem annesine anlatıyor. Paylaşılan rüya bu iki eve de bomba gibi düşüyor. 30 yıldır…
06 Aug, 2010
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu
Amerikanomanyaklar 1970 yılında yazılmış ama konusu 2000 li yıllarda geçen, politik bir taşlama romanı. Rezvani, daha o günlerde Amerika’nın yayılmacı politikasını görüp, hissederek, bunun nerelere varabileceği üzerine kehanetlerde bulunmuş, bunu mübalağa sanatıyla da birleştirerek, hem güldürüp hem de şaşırtarak, zaman zaman da bizi kahramanlarına yabancılaştırarak öyküsünü anlatmış.
Kitabımızın kahramanları Cannes’da yaşayan 2 evsiz yaşlı ihtiyar. Kadın olan Loupiote 1931 doğumlu, erkek olan Cypriuche 1928 doğumlu. Birbirlerine deli gibi aşıklar. Civarda çöp tenekeleri ya da parçabohçaları olarak tanınıyorlar. 50 yıldan fazladır el…
06 Aug, 2010
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu
Biz -okuyucu- bu hikayeyi son meddah ya da kendisinin deyişiyle meselperdaz Değil Efendi’nin ağzından, bir çadır tiyatrosunda, temaşacıların arasında dinlemekteyiz. Dinlediğimiz sadece bir öykü değil. Değil Efendi de sıradan bir meselperdaz değil. O çok güzel hikaye anlatan, sadece hikaye anlatmakla da kalmayıp, hikayesini konuya bağlı küçük göz boyuma oyunlarıyla da şenlendiren bir halk filozofu. Değil Efendi meselinin en başında temaşacıları Tanrı’nın en önce yarattığı “Hiç” ve sonra Hiçliği doldurmak için yarattığı “Şey” ile yüzleştiriyor. Sonra da Şey’i renklerle beziyor. Hiç’i…
Millenium üçlemesinin ikinci kitabı. İlk iki kitabın İngilizcesini almış kütüphaneme koymuşum. İkisi de oldukça hacimli kitaplar, yaklaşık 600 sayfa filan. Sonunda Temmuz başında çıktığım tatilde yanıma ilk kitabı (The Girl With the Dragon Tattoo-Ejderha Dövmeli Kız) ve olur ya bitiririm ya da sıkılırım diye de Momo’yu alıp gittim. Ne mi oldu? Tüm gün gölgede oturup, aralarda ısrarlara dayanamayıp denize/havuza girip sanırım 4 günde bitirdim kitabı. Fakat öyle bir virüs ki bu seri, başladığınızda mutlaka daha fazlasını istiyorsunuz! Eve gelmeyi iple…
22 Jul, 2010
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu
“Dostlarım Aşklarım” benim “Gelecek Sefere”den sonra okuduğum ikinci Marc Levy kitabı. Yazarın daha basit bir kurgu seçmiş olduğu bu kitapta otuzlarının başındaki 2 arkadaşın hem sıradan hem sıra dışı hayatlarına tanıklık ediyoruz. Antoine Londra’da Fransız mahallesinde yaşayan ve çalışan Fransız bir mimardır. Karısının terk ettiği Antoine küçük oğlu Louis ile birlikte kendine yeni bir düzen kurmuştur. En yakın arkadaşı Mathias ise Paris’te bir kitapçıda çalışmaktadır ve o da karısı tarafından terk edilmiştir. Karısı Vanessa, küçük kızları Emily’yi de yanına alarak…
Bu yaz okuduğum kitaplardan pek memnunum. Üst üste keyifli ve tam ruh halime uygun kitaplar okudum. Mesela en son bitirdiğim kitap Şenlikli Bir Cinayet adını taşıyor.
Hem şenlik var hem cinayet, tam bana göre! Yazarı Gilbert Adair’in Türkçe’de daha önce yayınlanmış başka kitapları da varmış, ama ben kendisini bu kitapla tanıdım ve açıkçası diğer kitaplarının da bu kalibrede olup olmadığını öğrenme arzusu uyandırdı bende (Misal ilk kitaplarından birinin adı Postmodernci Kapıyı İki Kere Çalar. İnsan merak ediyor, postacı değil miydi o?)
Neyse, gelelim…
20 Jul, 2010
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu
Giambattista Bodoni 25 Nisan 1991 tarihinde başına gelen kaza nedeniyle daldığı derin uykudan uyandığında, ne adının Giambattista Bodoni olduğunu, ne içinde bulunduğu yılı, ne de Paola adında bir karısı, 2 kızı ve 3 torunu olduğunu hatırlıyordu ama Napolyon döneminde yaşamış ünlü bir matbaacı olan adaşı Giambattista Bodoni’yi gayet iyi hatırlıyordu. Bodoni’nin başına gelen kaza her ne ise –bunu hiç bir zaman öğrenemiyoruz- hafızasında sıra dışı bir hasar bırakmış; tüm entelektüel bilgi birikimi yerli yerinde dururken, şahsına ait tüm anılarını elinden…
06 Jul, 2010
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu
İsmail Güzelsoy Banknot Üçlemesi adını verdiği serinin ilk kitabı Sincap’da bize 1966 kışında geçen bir kaçış öyküsü anlatıyor. İskender Sof tanınmış bir şairdir. Milli İstihbarat Ajanları peşindedir. Haydarpaşa Garında bulunma sebebi ise, onu sevdiklerinden ve vatanından uzaklaştıracak olan bir kaçış serüvenine başlamak üzere oluşudur. Trenin kalkmasına 6 dakika kala, kalabalıkta kendisi bekleyen ajanlar Metin’le Mustafa’yı –Şişman- görür. Bu karşılaşma İskender Sof’a gerçekten acı verir. Çünkü kaçış planını sadece 3 kişi ile paylaşmıştır ki, bunlardan biri sevgili karısı Bihter’dir ve onlardan…
05 Jul, 2010
Yazan: nazimo | Kategori: Kurgu
İnci Gibi Dişler İngiliz toplumunun ötekilerini, göçmenlerini anlatan bir roman. Roman 1975 yılında başlayıp 90 yılların sonlarına kadar giden bir dönemi kapsıyor. Yer yer yapılan geri dönüşlerle de İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanıyor.
Romanın kalabalık bir kadrosu var. Yıllar önce ülkesi Bengladeş’i terk ederek İngiltere’ye göç eden, hatta II. Dünya Savaşı’nda İngilizler için savaşan Müslüman Samet İkbal, onun kendisinden çok genç karısı Alsana İkbal, (Begüm ve İkbal aileleri çocuklarının evlenmeleri için bir anlaşma yapmışlardı ama Begüm ailesi Samet İkbal için uygun bir…
Bir kitapla ilgili hayal kırıklığı yaşamak nedir, işte onu yaşıyorum. Kitabı 2 gün oldu bitireli, özellikle bekledim azıcık başım durulsun diye. Belki dedim farketmediğim bir şeyi farkeder ve uyanırım bu kötü rüyadan! Heyhat, her şey gerçekti. Sene 1812, Rusya’dayız. 4 ajan-asker arkadaş Moskova’da durmuş, yavaş yavaş kendilerine doğru ilerleyen Napolyon’un ordusuna karşı ne yapabileceklerini düşünüyorlar kara kara. Derken içlerinden biri –ismi Dimitri ve anlatıcımız olan Aleksey’in hayatını önceki bir savaşta kurtarmış- daha önce Eflak’ta Türklere karşı beraber çarpıştığı gözüpek savaşçıları…
İlk kurban Sarayburnu’nda, Atatürk heykelinin hemen önünde bulunmuştu. Cesedin kolları yukarıya doğru uzatılmış, avuç içleri birbirine bakacak şekilde, elleri naylon iple bileklerinden bağlanmıştı. Cesedin iki yana açılmış ayakları deniz yönüne çevriliydi. Ölünün ayaklarının işaret ettiği yerde, iki çilekeş şehir hatları vapuru, denizin iki ağır işçisi, usulca kıpırdayan maviliğin üzerinde köpükten şeritler bırakarak geçiyordu. İnce bir esinti vardı Sarayburnu’nda. Süt mavisi bir aydınlık. Ortalık mis gibi deniz kokuyordu. Gökyüzünde solmakta olan yarım ay hem cesede hem de vapurlara eşlik ediyordu..
Cinayeti araştırmak, Ahmet Ümit’in…

Siz hiç “Gül Şerbeti” içtiniz mi? Sıcak bir yaz gününde, kristal cam bir bardakta, buz gibi gül şerbeti içmek gibisi yoktur. Rahiyasını algıladığınız anda, bir taraftan damla damla içip keyfini uzun uzun çıkarmak istersiniz; bir yandan da kana kana içip susuzluğunuzu gidermek… İhsan Hoca’nın kitaplarını okurken bu duyguları hissedeceğiniz yüzde yüz garantilidir. Hiç bitmesin bu masal diye iç geçirirken; acaba sonunda ne olacak diye kendinizi yer bitirirsiniz.

Etiketler:
Amat,
aşk,
Efrasiyab'ın Hikayeleri,
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü,
Hakikat,
İhsan Oktay Anar,
İstanbul,
Kitab-ül Hiyel,
macera,
Mevlana,
Musiki,
Puslu Kıtalar Atlası,
Sufizim,
Tarih