Murathan Mungan’ın son kitabı “Şairin Romanı” nı maalesef bitirdim. Maalesef diyorum, çünkü bitmesin diye kitabı usul usul, azar azar okudum. Romanın sonunda “1995-2010” ibaresi yer alıyor. Kitabın yazımı 15 yıl sürmüş. Tarihleri görür görmez düşündüğüm ilk şey “her bir gününe değmiş” oldu. Çok uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir roman olmamıştı. Bu romanın Türkçe yazılmış olmasının büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Kitap, konusunun yanında anlatımı ve diliyle de beni büyüledi. Bir çok paragraftan sonra kendimi “ budur işte” derken buldum.
“Gemann,…
21 Sep, 2010
Yazan: habbele | Kategori: Polisiye

Petros Markaris’in Türkçe’de son yayınlanan kitabı, bu yazın tarihini ve “Eskiden, Çok Eskiden” ismini taşıyor. “Eskiden, çok eskiden” deyimi bana Murathan Mungan’ın dizelerini hatırlatıyor her seferinde.
“hani herkes arkadaş
hani oyunlar sürerken
kimse bize ihanet etmemiş
biz kimseyi aldatmamışken
hani biz kimseye küsmemiş
hani hiç kimse ölmemişken
eskidendi, eskidendi, ah eskiden.”
“Eskiden, Çok Eskiden” yazarın çok iyi tanıyıp, “yurdumdur” dediği İstanbul’da geçen bir hesaplaşma öyküsü.

21 Sep, 2010
Yazan: habbele | Kategori: Polisiye

Petros Markaris’in Türkçe’deki 3. kitabı “Che İntihar Etti” adını taşıyor ve önceki macera Alan Savunması’nın bittiği yerden, hastaneden başlıyor. Hay Allah, bunu hiç açık etmek istemiyordum ama başka türlü bu kitabı anlatmama imkan yok. Çünkü Komiser Haritos hikayenin neredeyse sonuna kadar raporlu. Bu rahatsızlığın ona tek yararı pek düşkün olduğu kızı Katerina’nın yanında olması. Derken Haritos öğreniyor ki, Katerina babasının doktoru Fanis ile flört etmeye başlamış. Na kafa karışıklığı! Bu arada onun raporlu olduğu süre için yerine vekaleten aptal Yanutsos’u…
20 Sep, 2010
Yazan: habbele | Kategori: Polisiye

Türkçe’de yayınlanma sırasına göre, Petros Markaris’in 2. kitabı Alan Savunması adını taşıyor. Bu hikayemiz Santorini Adasında başlıyor. İşlerin yoğunluğu yüzünden bir türlü eşinin istediği tatile çıkamayan komiser Haritos, sonunda ısrarlara dayanamayarak eşiyle beraber baldızının yanına tatile giderler. Herşey yolunda gitmekte ve Haritos kendini yaz tatili rehavetine kaptırmak üzereyken adada bir akşam deprem olur. Heyecan içinde tüm ada halkı evlerinden dışarı fırlarlar ve geceyi köy meydanında geçirirler. Bu arada bir türlü şehirden köye yardım gelmemekte ve halk da söylenip durmaktadır. Sabah…

Ben böyleyim işte, bir yerde bir yazardan ve kitaptan ilgimi çekecek şekilde bahsedildiğini görmeyeyim, sessiz bir takıntı haline getiriyorum. Petros Markaris’te de aynısı oldu. Nasıl mı? Önce birkaç gün arayla farklı yerlerde ondan bahsedildiğini okudum. Engin Ardıç onun için “Yunanlıların Stieg Larsson’u” diyordu mesela. Yorgo Kırbaki “Hemşehrim, soydaşım Petros Markaris ile mutlaka tanışacağım. İstanbul aşkımız bunu gerektiriyor” diyordu. Ben de başladım bir ara internette bu yazarla ilgili bilgi toplamaya. Okudukça şaşırdım, şaşırdıkça meraklandım. Sonunda onun Türkçe’de yayınlanmış 5 kitabını ve…
Millenium üçlemesinin son kitabı, Eşekarılarının Yuvasını Tekmeleyen Kız.. Henüz Türkçe’ye çevrilmedi ancak ilk iki kitabı okuyanların nasıl merakla beklediğini tahmin edebiliyorum. Haklılar. İlk iki kitapta olduğu gibi umulmadık şeylerin olduğu bir hikaye. Kitabın yarısı boyunca Lisbeth hastanede, ama olaylar hız kesmeden devam ediyor. Sonra okuduğum en zeka dolu mahkeme sahneleri geliyor, okurken kendimi “İşte bu! Helal olsun! “derken yakaladığım bu sahneler herhalde henüz izlemediğim ama çekildiğini bildiğim film versiyonunun da en eğlenceli bölümleri olmalı. Bu nasıl bir derin devlet işidir,…
Millenium üçlemesinin ikinci kitabı. İlk iki kitabın İngilizcesini almış kütüphaneme koymuşum. İkisi de oldukça hacimli kitaplar, yaklaşık 600 sayfa filan. Sonunda Temmuz başında çıktığım tatilde yanıma ilk kitabı (The Girl With the Dragon Tattoo-Ejderha Dövmeli Kız) ve olur ya bitiririm ya da sıkılırım diye de Momo’yu alıp gittim. Ne mi oldu? Tüm gün gölgede oturup, aralarda ısrarlara dayanamayıp denize/havuza girip sanırım 4 günde bitirdim kitabı. Fakat öyle bir virüs ki bu seri, başladığınızda mutlaka daha fazlasını istiyorsunuz! Eve gelmeyi iple…
Bu yaz okuduğum kitaplardan pek memnunum. Üst üste keyifli ve tam ruh halime uygun kitaplar okudum. Mesela en son bitirdiğim kitap Şenlikli Bir Cinayet adını taşıyor.
Hem şenlik var hem cinayet, tam bana göre! Yazarı Gilbert Adair’in Türkçe’de daha önce yayınlanmış başka kitapları da varmış, ama ben kendisini bu kitapla tanıdım ve açıkçası diğer kitaplarının da bu kalibrede olup olmadığını öğrenme arzusu uyandırdı bende (Misal ilk kitaplarından birinin adı Postmodernci Kapıyı İki Kere Çalar. İnsan merak ediyor, postacı değil miydi o?)
Neyse, gelelim…
İlk kurban Sarayburnu’nda, Atatürk heykelinin hemen önünde bulunmuştu. Cesedin kolları yukarıya doğru uzatılmış, avuç içleri birbirine bakacak şekilde, elleri naylon iple bileklerinden bağlanmıştı. Cesedin iki yana açılmış ayakları deniz yönüne çevriliydi. Ölünün ayaklarının işaret ettiği yerde, iki çilekeş şehir hatları vapuru, denizin iki ağır işçisi, usulca kıpırdayan maviliğin üzerinde köpükten şeritler bırakarak geçiyordu. İnce bir esinti vardı Sarayburnu’nda. Süt mavisi bir aydınlık. Ortalık mis gibi deniz kokuyordu. Gökyüzünde solmakta olan yarım ay hem cesede hem de vapurlara eşlik ediyordu..
Cinayeti araştırmak, Ahmet Ümit’in…
Katilin Şeyi’nde tanışıp, Katilin Meselesi’nde kaynaştığımız acemi acar dedektifler Vedat Kurdel ve Tefo ile tekrar birlikteyiz. Vedat ve Tefo meslekte geçirdikleri 4 yılın ve gösterdikleri başarıların ardından hatırı sayılır bir üne kavuşmuşlar. Vedat’ın 2017 yılından anlattığı bu macera, Haracı ailesinin Polonezköy’deki saray yavrusu evlerinde verdikleri 2009 yılı bahar partisinde başlıyor. Normal şartlar altında asla davet edilmeyecekleri bu partide bulunma sebepleri de iş. Görev başındalar. Zengin bir kocanın boynuzlarını kontrol ediyorlar; adamın boynuzları var mı, yok mu diye. İşlerini tamamlayıp tam…
Katilin Şeyi romanından tanıdığımız acemi dedektifler Vedat Kurdel ve ortağı Tefo yeni bir macerayla karşımıza çıkıyorlar. Ama durumlar biraz değişmiş. İlk kitaptaki seri katilin bulunmasının üzerinden yaklaşık 1 sene geçmiş, bu arada Tefo, Ayla ile evlenmiş, balayına gitmiş. Vedat kendisini biraz kandırılmış, biraz terkedilmiş hissediyor, çünkü Tefo, Ayla ile gezerken Vedat’ın ruhu bile duymamış. 10 yaşından beri yediğinin içtiğinin ayrı gitmediği, kendisi gibi ailesiyle birlikte yaşayan –böylece kendisine bir hayat kurması gerektiğini, artık kazık kadar adam olduğunu söyleyen ailesine; bakın…
Kahramanımızın adı Vedat Kurdel. Özel dedektif. Bir de ortağı var. Can dostu Tefo. Asıl adı Tevfik ama, adının yanlış söylenmesinin önüne geçemediği için kendisine kısaca Tefo denmesini istiyor. Vedat ve Tefo kitabın başında henüz dedektif değiller ama, sonunda oluyorlar. Yada Tefo’nun babasının dediği gibi, ki kendisi polis emeklisi babacan bir amcadır ve çıkan özel dedektiflik yasası sayesinde bu iki adama bir iş sahası sağlamıştır, ha oldu ha olacak kıvama geliyorlar.
Kitapta anlatılan olaylar 2005 yılında acemi dedektiflerimiz 35 yaşındayken başlarından geçiyor.…
Bilgisi ve görüşüne başvurulan bir kısım kişiler komisyonumuza; olayların 1970’li yıllarda başladığını ve o dönemde devlette bazı güçlerin, sağ-sol kavgasını başlattıklarını, bundan devletin içindeki bazı kurumların haberdar olduğunu ve yönlendirdiğini, sabah sol görüşlü kişilere sıkılan silahın akşam sağ görüşlü kişilere sıkıldığını söylemişlerdir. Bu olaylar 12 Eylül 1980’e kadar devam etmiştir. 12 Eylül’den sonra da bir kısım ülkücü olarak bilinen ve aranılan şahıslardan olan bazılarının devlet tarafında yurt içinde ve yurt dışında bazı operasyonlarda kullanıldığı, Komisyonumuza verilen beyanlar ve bir takım…