
Vampirler hakkında yapılan birçok uyarlamadan sonra, yüzlerce yıl yaşadıklarını, sarımsaktan korktuklarını, uçabildiklerini, nefes almadan yaşayabileceklerini ve bunun gibi birçok özelliklerini öğrendik ve hala da öğrenmeye devam ediyoruz. Ama birçok filmde veya kitapta vampirlerin hiç sevebilme ihtimaline değinilmemiş olması veya yüzeysel değinilmiş olması bu kitabın yani Alacakaranlık’ın doğmasına neden olmuş.(aslına bakarsanız yazar tüm bu hikayeyi gördüğü bir rüyadan sonra karalamış.)
Hikayemiz oldukça klişe başlamakta, boşanmış bir çiftin çocuğu bazı nedenlerden dolayı babası ile yaşamaya karar veriyor ve yeni hayatında, yeni lisesinde, yeni arkadaşlarının arasında sonradan öğreneceği gibi bir vampirle tanışıyor ve neredeyse yüz yıldır yalnız yaşayan bu yakışıklı vampir bizim lise öğrencisine aşık oluyor. Tabii tüm bunlar olurken bizler 200 sayfayı geride bırakmış oluyoruz. Geri kalan 250 sayfa da ise karakterlerin ilişkilerini öğrenmeye ve sorgulamaya başlıyoruz.
Kitabın tamamı monolog olarak ilerliyor, bu yüzden olanı biteni sadece kahramanımızın hisleriyle ve gözleriyle yaşıyoruz.
Yazar Stephenie Meyer’in ilk kitabı olduğu için yazar hakkında kesin hükümler vermek doğru olmayacaktır ama yine de tasvirler konusunda çok detaya girmeden basit bir anlatımla bizlere ulaştığını, bazen dialogların takibinin zor olduğunu, gerilimi ve sevmeyi çok iyi yansıtabildiğini söyleyebilirim. Tasvirlere çok önem vermediği halde, hissedilen duyguları ve hızlanan kalp atışlarını çok iyi şekilde bizlere de hissettirebilmiş. Ayrıca az sayıda karakter kullanması da bana göre okumayı kolaylaştıran ve akıcılık sağlayan bir unsur olmuş.
Neyse tekrar bizim aşık çifte dönersek, kitabın tamamı aslında çiftin ilişkisini anlattığı için yan karakterlerin detaylandırması oldukça zayıf, bu yüzden çoğu yan karakterin hikayesini 1-2 sayfa okuduktan sonra onunla birlikte ilerlemeye başlıyorsunuz bu yüzden kitaba ve karakterlere adaptasyon çok uzun sürmüyor ve az sayıda yan karakter olduğu için çok fazla konsantre olup, aklınızın köşesinde diğer karakterleri tanımaya zaman ayırmıyorsunuz.
Hikayenin belli bir noktasından sonra yazar size şunu sorgulatmaya başlıyor, “kurt kuzuya aşık olursa ne olur?” bu ilk başta kulaklarımıza umutsuzca gelebilir ama gerçekten de bu ikilemin yani karnını doyurmanın (kızımıza aşık olduğu için teninin ve saçlarının kokusu vampirimizin çoğu zaman açlık duygusu ile savaşmasına neden oluyor) veya sevdiğini sonsuza kadar yanında tutmak için onu da kurt yapıp kendisi ile beraber aynı Alacakaranlığı yaşamasını sağlamanın arasındaki gel-gitleri bizlerde yaşamaya başlıyoruz.
Acaba sevdiğimizin sonsuza kadar bizimle olması için ona bu karanlık hediyeyi vermeli miyiz? Veya siz bu hediyeyi verebilir miydiniz? Bunu öğrenmek için 4 kitaptan oluşan bu seriyi okuyabilirsiniz.
Açıkçası kitabı herkese tavsiye edebilirim, bana göre oldukça parlak ana teması, kolay anlatımı ve bize her iyilik yapanının iyi birisi olup olmadığını anlamak için oldukça eğlenceli ve çoğu zamanda gerilim dolu.
İkinci kitabın ismi Yeniay…