Okuma öncesi not : Küçükken masal kasetlerimiz vardı. Adile Teyze’den Masallar, La Fontaine’den masallar ve Ülkü Abla’dan Masallar ve şimdi hatırlamadığım birkaç kaset daha. Bıkmadan sıkılmadan çevirip çevirip dinlerdik kasetleri (çevirip dinlemek bir kasetçalar deyişi, o da artık eskide kaldı). İşte bu kasetlerden birinde dinlemiştim Küçük Prens’i ilk defa. Aradan zaman geçip de yeniden basılmış gıcır gıcır Küçük Prens kitaplarını görünce aslında hikayeyi unutmuş olduğumu fark ettim. Aklımda hüzünlü bir çocuk, bir gül, bir kuzu ve büyük bir yalnızlık kalmış. Şimdi tekrar okumadan önce merak ediyorum, acaba çocuk aklımla yanlış mı anlamışım hikayeyi, yoksa gerçekten de hüzünlü bir çocuk mu bekliyor beni bu hikayenin içinde.
Kitabı aldım, zaten adı gibi küçük bir kopyasını aldım, bir solukta okudum, hani bazı kitaplar vardır, daha çok insan tarafından okundukça dünyanın daha iyi bir yer olacağını düşündürür, işte öyle bir kitaptı. Herkes okusun istedim.
Hem gerçek hayatta hem de kitapta pilot olan yazarımız, Büyük Sahra Çölü üzerinde bir kaza geçirir ve yapayalnız çölün ortasında kalır. Uçağını tamir etmeye çalışırken, küçücük bir gezegenden, daha doğrusu Asteroid B12’den gelen Küçük Prens ile tanışır. Küçük Prens yazardan kendisi için bir kuzu resmi yapmasını ister. Resim yapmaktan yana biraz talihsiz biraz da beceriksiz yazarımız ile dostlukları böyle başlar. Yazar Küçük Prens’in geldiği yer ve dünya yolculuğu hakkında öğrendiklerini bizimle, Küçük Prens’in gezegenine dönmesinin üzerinden 6 yıl geçtikten sonra paylaşmaktadır. İlginç bir ayrıntıyı da belirteyim, bu kitabın yayınlandıktan (1943) altı sene sonra yazar Akdeniz üzerinde uçağı ile birlikte kaybolmuş. Küçük Prens gezegeninden dünyaya gelir ve hem seyahati sırasında hem de dünyada bir dost arar, her şeyin anlamını sorar, soruları ile karşılaştıklarını usandırır, bizim içimizde unutulan soruları uyandırır, kendisine sorulan sorular karşısında ise sessiz kalır. Küçük Prens içimizdeki soruları hiç bitmeyen ama artık belki de bizim cevap vermekten vazgeçtiğimiz çocuktur. Onu cam bir fanus içinde bir gezegende tek başına terk etmiş olabiliriz, bu yüzden de içimizde bir hüzün uyandırabilir. Kırılgandır, sevdiği ve gönülden bağlı olduğu şeyleri bırakmak istemez, oysa büyüklerin dünyasında onun sevdikleri kıymetsizdir. Büyüklerin dünyası da Küçük Prens için tuhaftır. Kısacık bir kitap, bir çocuğun gözüyle basit sorular sorup, üzerine hayatlar ve düzenler kurulan kabulleri şöyle bir sallayıveriyor. Çocuk kitabı gibi görünen ama aslında, içimizdeki çocuk için yazılmış olan harika bir kitap.
Dilimize defalarca çevrilmiş, farklı yayınevlerinden baskıları yapılmış bu kitabı ben Mavibulut Yayıncılık baskısı ile Sumru Ağıryürüyen çevirisinden okudum. Kıyas yapamayacağım, dediğim gibi birçok çevirisi yapılmış, özellikle Tomris Uyar, Cemal Süreyya, Selim İleri çevirilerinin güzel olduklarına dair yorumlar okudum. Kitaptaki ilginç bir paragrafın çevirileri ile ilgili bir karşılaştırma yazısını http://ceviribilim.com/?p=127 adresinde bulabilirsiniz. Kitabın içindeki resimler yazar tarafından yapılmış suluboyalar. Sırf resimler için bile alınabilir bu kopyası.

Küçük Prens ile ilgili okuma öncesi hatırladıklarım doğruymuş ama şunu da söyleyeyim, büyüdükçe daha hüzünlü gelen bir hikaye imiş. Sanırım, şimdi benim de küçük bir prensim olduğun için ve onu dünyanın tüm hüzünlerinden, yalnızlıklarından ve çocukluklarını unutmuş büyüklerinden korumak istediğimden, bu kitap derinden etkiledi beni. Zaten okuyan herkesi aynı şekilde etkilemiş (internetten yorumlara bir baktım da). İşte bu yüzden bu küçük çocuk senelerdir aramızda, elden düşmeyen bir kitapta yaşıyor. Onu kollarıma alıp hiç üzülmemesini sağlamak istiyorum.