Bana göre insanlar iki tipte aşkı yaşarlar. Birincisi aşka aşık olanlar, ikincisi gerçekten sevebileceği kişiye ait olanlar.
Alacakaranlık kitabının devamı olan Yeniay’da kitabın öznesi İsabella Swan gerçekten aşkı yaşadığı insanı kaybeder…
Bu kayıp, kitabın 3/4′ü boyunca bizlere onun daha ne kadar dibe vurabilmek için uğraştığını anlatmakla geçiyor. Çünkü İsebella her dibe vurmak istediğinde göğüsünde açılmış olan bu kocaman deliği hem kapatmaya çalışıyor hem de O’nu zihninde yaşatabilmesini sağlıyor. Bunun nedeni çok basit İsabella hayatına devam etmek zorunda peki ama yaşadıkları ve kendini dünyanın en özel insanı hissettiği o anılar? Bu anılar mı acaba kendisini hala hayata bağlayan?
3/4′ü tamamlamaya yaklaştıkça yazarın bana göre çok iyi kurguladığı heyecanı daha da yaşamaya başlıyoruz. Çünkü bu 3/4′lük dilim içinde sanki büyük depremi haberdar eden artçıları yaşıyoruz ve bu artçıların sonundaki depremin kime zarar vereceğini kesinlikle tahmin edemiyoruz. Beklenen depremle birlikte tüm sular sakinleşiyor ve biz okuyucular “iyi dosttan sevgili olmaz” sözünü kendimiz tartmaya başlıyoruz.
Tabii bu arada heyecandan dolayı bizim de okuma tempomuz sismograf cihazının kaydı gibi anlık patlamalar yaşıyor.
Kitabın kurgulanması konusunda yazarı gerçekten tebrik ediyorum, bununla birlikte bir önceki anlatım dilini de ilerletmiş ve yetersiz gördüğüm tasvirlerini geliştirmiş. Betimlemeler hala mükemmel değil ama ilk kitap kadar da sığ değil.
Ayrıca hikayenin bir sonraki bölümü hakkında bizlere de çok iyi ip uçları vermesini çok beğendim. Bu sayede üçüncü göz gibi karakterler hakkında dedikodu yapabiliyoruz. Bu sanırım yazarın anlatım tarzının basit ama etkili olmasından kaynaklanıyor.
Son söz olarak ikinci kitap gerçekten sürprizlerle dolu, bizlerin hayatımızda aşık olduğumuz veya sevdiğimiz insanlar için ne kadar ileri gidebileceğimizle ilgili…
Üçüncü kitap Tutulma.