<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Ne Okudum</title>
	<atom:link href="http://www.neokudum.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.neokudum.com</link>
	<description>Hem okuyup hem yazanların sitesi</description>
	<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 22:26:37 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Uyku - Hüsnü Arkan</title>
		<link>http://www.neokudum.com/kurgu/uyku-husnu-arkan/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/kurgu/uyku-husnu-arkan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 22:26:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tosbaa</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kurgu]]></category>

		<category><![CDATA[Candide]]></category>

		<category><![CDATA[Hüsnü Arkan]]></category>

		<category><![CDATA[Pagloss]]></category>

		<category><![CDATA[Uyku]]></category>

		<category><![CDATA[Voltaire]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=2004</guid>
		<description><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2005" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/03/uykucg9-192x300.jpg" alt="uykucg9" width="192" height="300" /><span style="font-family: Calibri;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;">Hüsnü Arkan ile tanışmam Ezginin Günlüğü ile olmuştur aslında. Yazar kimliğinden önce şarkıcı ve besteci kimlikleriyle. Çok severek dinlediğim bir grup olduğundan grup üyelerini farklı mecralarda gördüğümde merakım depreşir. Hüsnü Arkan’ın yazar kimliğiyle tanışmam da işte böyle bir merakla keşfettiğim iktidarsiz.com adlı siteyle başladı. Çok keyifli bir site olduğunu düşünüyorum ve yazarında<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>yazılarının başarılı olduğunu düşünüyorum. Kitaplarıyla buluşmam ise bugünü buldu. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Yazarın 4 romanı birde şiir kitabı bulunuyor. Uyku yazarın 4. romanı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;">Kitap, Müdür Bey diye adlandırılan karakterin günlüğü niteliğinde&#8230;</span></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-2005" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/03/uykucg9-192x300.jpg" alt="uykucg9" width="192" height="300" /><span style="font-family: Calibri;"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;">Hüsnü Arkan ile tanışmam Ezginin Günlüğü ile olmuştur aslında. Yazar kimliğinden önce şarkıcı ve besteci kimlikleriyle. Çok severek dinlediğim bir grup olduğundan grup üyelerini farklı mecralarda gördüğümde merakım depreşir. Hüsnü Arkan’ın yazar kimliğiyle tanışmam da işte böyle bir merakla keşfettiğim iktidarsiz.com adlı siteyle başladı. Çok keyifli bir site olduğunu düşünüyorum ve yazarında<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>yazılarının başarılı olduğunu düşünüyorum. Kitaplarıyla buluşmam ise bugünü buldu. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Yazarın 4 romanı birde şiir kitabı bulunuyor. Uyku yazarın 4. romanı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;">Kitap, Müdür Bey diye adlandırılan karakterin günlüğü niteliğinde yazılmış. Ancak bu bir önyargı oluşturmasın. Klasik günlük kurgusunun çok uzağında bir anlatımla ve kitabın giriş bölümüyle oldukça ilgi çekici bir hal alıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;"><span id="more-2004"></span>Müdür Bey, “Pangloss Karşıtları” ile nasıl tanıştığını anlatıyor ilk önce. Çünkü Müdür Bey’in kaderinin değiştiği an oluyor bu tanışma. </span></p>
<p><font face="Calibri"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;">Pangloss: Voltaire’in Candide isimli kitabındaki iyimserlik abidesi kişidir. Kitabın ilk sayfasında Candide’den bir alıntı göze çarpmaktadır:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><em><span style="font-size: small;">“(Pangloss) Derdi ki: Eşyanın başka türlü olamayacağı kanıtlanmıştır. Çünkü her şey bir amaç için yaratılmış bulunduğuna göre, her şey zorunlu olarak en iyi amaç içindir. Şuna iyi dikkat edin ki, burunlar gözlük taşımak üzere yaratılmışlardır; bundan dolayı gözlüğümüz vardır. Bacakların çorap ve pantolon giymek için yaratılmış oldukları bellidir; o yüzden çorap ve pantolonlarımız var. Taşlar yontulmak ve kendilerinden şatolar yapılmak üzere meydana getirilmişlerdir; bu sebeple de efendimizin pek güzel bir şatosu vardır; eyaletin en büyük baronunun en çok rahatlık şartlarına sahip bulunan bir yerde oturması gerekir. Domuzlar ise yenmek için yaratılmış bulunduklarından yıl boyunca hep domuz yeriz. İşte bütün bu hallerden dolayı da, her şeyin iyi olduğunu söylemiş olanlar ahmakça bir söz söylemişlerdir; çünkü her şeyin en iyi halde olduğunu söylemek gerekirdi.”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;">Pangloss Karşıtları kitapta yaratılmış ve aslında iyi olmadığına inandıkları dünyayı, iyi bir dünya haline getirmeye çalışan ve bu yönde eylemler yapan bir gruptur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;">Müdür Bey, sistemin içinde, ona ayak uydurmuş normal bir insandır. Bir karısı, bir kızı ve işi vardır. Ona yapılması gereken olarak öğretilenler bunlardır ve o da bu gerçekliğin dışında başka bir gerçeklik hayal etmemiştir. Ancak Pangloss Karşıtları ile tanışmasından sonra tüm bunlar değişir. Bu grup, internet sitesi üzerinden insanların gördükleri rüyaları anlattıkları ve insanların bu rüyalara yorum yaptıkları bir site olarak girer hayatına Müdür Bey’in. Bu olaylar gittikçe derinleşir ve grubun eylemlerine katılırken bulur kendini. Sonrasında tutuklanır ve 16 yıl uyutulma cezasına çarptırılır. Tam ceza uygulanacakken kendini bir adada bulur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;">Bu ada farklı bir gerçekliği temsil etmektedir. Adadaki karakterler; konuşan keçiler, cambaz, doktor, mantarcılar,cüce gibi farklı karakterlerdir. Müdür Bey burada ki yaşama ayak uydurmaya çalışır. Ada da yaşanan olaylar gösterir ki olması gerekenle olan arasında kesişim noktaları vardır. Olması gerektiğine inandığımız şeylerde bir süre sonra sapmalara uğrayabilir. Kitapta ütopyalara da eleştirel bakılabileceği ustaca bir dille aktarılmış. Keyifli bir okuma olacağına inandığım bu kitapta sorgulatan çok şey olduğunu düşünüyorum. İçine sıkıştığımız kalıplar, değer verdiklerimizin esaretine boyun eğmeler, toplumdan dışlanmalar gibi bir çok konuya bir kez daha farklı bir perspektifle bakmamı sağladı. <span style="mso-spacerun: yes;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 6pt;"><span style="font-size: small;">Yazarın kitapla ilgili bir söyleşisine de şu linkten ulaşabilirsiniz: </span><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&amp;hn=36536"><span style="color: #0000ff; font-size: small;">http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&amp;hn=36536</span></a></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"> </p>
<p></font></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/kurgu/uyku-husnu-arkan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Franklin Flayer – Nicholas Christopher</title>
		<link>http://www.neokudum.com/kurgu/franklin-flayer-%e2%80%93-nicholas-christopher/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/kurgu/franklin-flayer-%e2%80%93-nicholas-christopher/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 15:57:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nazimo</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kurgu]]></category>

		<category><![CDATA[Franklin Flayer]]></category>

		<category><![CDATA[Nicholas Christopher]]></category>

		<category><![CDATA[otto zuhl]]></category>

		<category><![CDATA[veronica]]></category>

		<category><![CDATA[Yıldızlara Yolculuk]]></category>

		<category><![CDATA[zilyum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=1996</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1997" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/03/franklin_b.jpg" alt="franklin_b" width="200" height="254" />Franklin Flayer 1929 yılında Büyük Buhran’ dan bir kaç saat önce, 11 aydır gidip geldiği işinden istifa etmiş ve biraz hava almak için çalıştığı ofisin de içinde yer aldığı Küre Binasının çatısına çıkmıştı. Uzaklardan gelen oyuncu bir rüzgar –belki de kaderin nefesi- başındaki sarı şapkasını uçurarak  karşıdaki Buz ve Ateş Sigorta  Şirketi binasının 60 katındaki açık bir camdan içeri savurdu. Franklin aşağıya inerek, şapkasını almak üzere söz konusu binadaki 6000 numaralı terkedilmiş ofise gitti. Bu 6000 numaralı ofise ilk girişiydi.&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1997" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/03/franklin_b.jpg" alt="franklin_b" width="200" height="254" />Franklin Flayer 1929 yılında Büyük Buhran’ dan bir kaç saat önce, 11 aydır gidip geldiği işinden istifa etmiş ve biraz hava almak için çalıştığı ofisin de içinde yer aldığı Küre Binasının çatısına çıkmıştı. Uzaklardan gelen oyuncu bir rüzgar –belki de kaderin nefesi- başındaki sarı şapkasını uçurarak  karşıdaki Buz ve Ateş Sigorta  Şirketi binasının 60 katındaki açık bir camdan içeri savurdu. Franklin aşağıya inerek, şapkasını almak üzere söz konusu binadaki 6000 numaralı terkedilmiş ofise gitti. Bu 6000 numaralı ofise ilk girişiydi. 6000 numaralı ofis, onu ofise getiren sarı şapkası, ofiste üzerine uzanıp yattığı terkedilmiş koltuk, masada bulduğu bir kadın fotoğrafı ve kaderin onu itekleyen nefesi aslında bir şekilde onu bir daha hiç terk etmedi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-1996"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1999" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/03/nicholas-christopher-190-150x150.jpg" alt="nicholas-christopher-190" width="150" height="150" />Kitap, 29 Ekim 1929 Kara Cuma’sından başlayarak, Franklin Flayer’ın 1942 yılına kadar başından geçen inanılmaz renkli ve heyecanlı olayları anlatıyor. Kah bir mucidin yanında yardımcı olarak çalışıyor, kah kutuplarda pusula deneyi yapan bir gemide miçoluk yapıyor. En önemli hayat arkadaşıyla da yolu burada kesişiyor. Batan gemiden sadece o ve geminin kedisi Archie kurtuluyor. Sonra da bir daha ayrılmıyorlar zaten. Derken kendini “zilyum” madenini II. Dünya Savaşın’ da Führer’in emrine sunmak isteyen karanlık adamların tercümanı olarak buluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada hiç bıkmadan aklına gelen her fikri elindeki not defterlerine çiziyor. Aklına gelen fikirleri, ürüne, ürünü satışa, satışı da paraya çevirmeyi başarıyor. Zenginliğinin kaynağı karalama yaptığı defterleri oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm bunlar yaşanırken, önce Avrupa’ da faşizmin ayak sesleri duyuluyor, sonra onun Amerika’ daki yansımaları. Derken II. Dünya Savaşı tüm korkunçluğuyla yaşlı kıtanın üzerine çöküyor. Geçmişte karşılaştığı insanlar ve sahip olduğu bağlantılar nedeniyle Franklin Flayer, savaşın soluğunu ensesinde hisseden ülkesi için önemli görevler almak zorunda kalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitapta arka planda anlatılan II. Dünya Savaşı fonu ne kadar gerçekse, Franklin Flayer’ın başından geçen diğer tüm olaylar da o kadar hayal mahsulü. Hani filmlerin veya dizilerin sonunda bazen yazılar akar önümüzden “bu filmde/dizide yer alan kişiler ve olayların hepsi hayal mahsulüdür, gerçekle bir ilişkisi yoktur” diye, aslında bu kitabın da sonuna böyle bir şey yazmak gerek. Eğer yazsalardı, ben de “zilyum” madeni ne ola ki diye internette araştırma yapmak zorunda kalmazdım. (zilyum kelimesi sadece Franklin Flayer ile ilgili metinlerin içinde geçiyor) Ya da Amerika’ da ki Küre Binasını araştırmazdım. (Ben mi biraz safım ne&#8230;..)</p>
<p style="text-align: justify;">Franklin Flayer’ın II. Dünya savaşının atmosferinde hayalle örülmüş macerasını çok beğendim. Sizin de bunu okumanızı tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/kurgu/franklin-flayer-%e2%80%93-nicholas-christopher/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Simya ve Simyacılar - Sean Martin</title>
		<link>http://www.neokudum.com/tarih/simya-ve-simyacilar-sean-martin/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/tarih/simya-ve-simyacilar-sean-martin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 11:14:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dulcinea</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>

		<category><![CDATA[Felsefe Taşı]]></category>

		<category><![CDATA[Simya]]></category>

		<category><![CDATA[Simyacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=1945</guid>
		<description><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1946" title="simya" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/simya-188x300.jpg" alt="simya" width="188" height="300" />Simya ile ilgili okuduğum bu ikinci kitapta simya tarihi ve bu öğreti ile uğraşanlar hakkında bilgiler bulunuyor. Simyanın ne olduğu ile ilgili zaten çok daha heyecan verici bir kitap okuduğum için bu kitapta benim için ilgi çekici ve yeni olan yıllarını simyaya vermiş bilim adamları, krallar, kraliçeler, imparatorlar ve sanatçılarla tanışmak oldu. Bir çoğu hayatlarının sonunda idam edilmiş, hapsedilmiş, eziyete şantaja uğramış simyacıların mükemmel maddeyi arayışları sırasında yaptıkları icatlar da sürecin araştırmacı yönüne ışık tutuyordu.</p>
<p><span id="more-1945"></span>Mesela ısıtma ve metalleri eritme yöntemleri&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1946" title="simya" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/simya-188x300.jpg" alt="simya" width="188" height="300" />Simya ile ilgili okuduğum bu ikinci kitapta simya tarihi ve bu öğreti ile uğraşanlar hakkında bilgiler bulunuyor. Simyanın ne olduğu ile ilgili zaten çok daha heyecan verici bir kitap okuduğum için bu kitapta benim için ilgi çekici ve yeni olan yıllarını simyaya vermiş bilim adamları, krallar, kraliçeler, imparatorlar ve sanatçılarla tanışmak oldu. Bir çoğu hayatlarının sonunda idam edilmiş, hapsedilmiş, eziyete şantaja uğramış simyacıların mükemmel maddeyi arayışları sırasında yaptıkları icatlar da sürecin araştırmacı yönüne ışık tutuyordu.</p>
<p><span id="more-1945"></span>Mesela ısıtma ve metalleri eritme yöntemleri üzerinde çalışırken bulunan benmari usulü, porselen gibi buluşlar önemsiz gibi görünse de laboratuarda ömürleri geçen simyacıların hayatımıza kattıklarından.  </p>
<p>Simya öğretisinin tarihi,  Çin&#8217;de ve Hindistan&#8217;da M.Ö. 2000&#8242;lere uzanmakta ve bu ülkelerin din öğretileri ile iç içe geçmiş bir halde halen varlığını sürdürmektedir. Çin&#8217;de Taoizm, Hindistan&#8217;da ise Hinduizm simya ile ilgili önemli izler taşımaktadır. Her iki inanışta da yer alan nefes kullanımı ve enerji akışları üzerine kontrol geliştirmeyi amaçlayan meditasyon çalışmaları ile simyacıların ömürlerini uzatmak için yaptıkları egzersizler arasında birçok benzerlik olup bu pratiğin de kökleri simyanın dönüşüm ilkesi ile ilişkilidir. Hayatı uzatma çalışmaları arasında beslenme disiplinleri, meditasyon, akupunktur kullanılmış, bitkilerden üretilen bir çok ilaç bulunmuş ve günümüz modern tıbbının temelleri atılmıştır.  </p>
<p>Simya öğretisi iki koldan ilerler, tinsel öğreti ve labaratuar çalışmaları. Simyacılar arasında bu iki yoldan sadece birisini seçenler veya önceliğin hangi dalda olması hakkında uzun tartışmalar olmuştur. Tinsel öğretiye göre büyük iş &#8220;Magnus Opus&#8221; labaratuarda değil ruhta olmalıdır.  Uygulama ağırlıklı öğretiye göre ise ruh &#8220;büyük iş&#8221;in yapımı sırasında eğitilir. Uygulama süreci esrarengiz ve gizli yollarından dolayı büyü ile sık sık karıştırılmakta, hatta bu karışıklık simyacılar tarafından da teşvik edilmektedir. Ancak Batı&#8217;dan farklı olarak Doğu&#8217;da büyü normal ve sürecin bir parçası olarak karşılanmakta ve cezalandırılmamaktadır.</p>
<p>Batı&#8217;daki ilk simya çalışmalarının Büyük İskender döneminde Mısır üzerinden getirilen bilgilerle başladığı genel olarak kabul edilen bir kanıdır. Batı&#8217;da simya Mısır ve İslam eserlerinin çevrilmesi ile başlamış, Avrupa&#8217;da kısa sürede özgün eserler üretilmesine başlanmıştır. İlk eserleri Doğu&#8217;dan gelen kitapların çevirilerini de yapan ruhban sınıfı ve bilginler ortaya koymuşlardır. Bu kitapta simya ile ilgili önemli metinlerden bazıları da kısaca tanıtılmaktadır. Paracelcus&#8217;un simya ile ilgili yazdıkları, bu iş ile uğraşanların neden simyaya gönül verdiklerini biraz da olsa anlatacaktır.</p>
<p><em>Doğa kendine müdahale edildiği zaman çok gaddar ve manevracı olabilir, dolayısıyla onunla başedebilmek için dolaysız ve asil bir davranış biçimi geliştirmek gerekir. onun ürettiği hiçbir şey yoktur aslında, çünkü kendine yeten mükemmel bir yapıdır, ancak bir eril tarafından evcilleştirilerek amaca uygun kılınması gerekir. Simya işte bu mükemmeleştirmenin yöntemidir. Simyacı için, ekmek pişiren bir fırıncı, şarap yapan bir şarap üreticisi ve yine kıyafet üreten bir dokumacıdır demek mümkündür. Simyacıi doğanın memelerinden dökülen ne olursa olsun, onu olması gereken amaca uyarlayan kişidir. </em></p>
<p><em>Simyacının peşinde olduğu hazine aslında heryerde ve çevremizdeki herşeydedir, öyle ki büyük ustalar onu bulmakta hiç zorlanmamışlardır. Zengin de , fakir de ona hergün, her an dokunurlar ancak çok az insan onun gerçek değerini anlayabilir. Simya, bizlerin gündelik yaşamda hergün içine girdiğimiz kaotik kömür yığınının içinde elması görebilmek için kendi bireysel yaklaşımlarımızı geliştirmemiz gerektiğini savunur.</em></p>
<p>Simya ile ilgili bir giriş kitabı niteliğindeki bu kitap, en azından sonrasında yapılacak okumalar ve araştırmalar için iyi ipuçları vermekte. Mesafeli anlatımı ile bilimsel bir arşiv çalışmasını anımsatmakla birlikte konunun ilginçliği nedeni ile bir solukta okunuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/tarih/simya-ve-simyacilar-sean-martin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kuzey - Burhan Sönmez</title>
		<link>http://www.neokudum.com/kurgu/kuzey-burhan-sonmez/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/kurgu/kuzey-burhan-sonmez/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 15:54:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elfy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kurgu]]></category>

		<category><![CDATA[Burhan Sönmez]]></category>

		<category><![CDATA[Kuzey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=1982</guid>
		<description><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1983" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/kuzey-191x300.jpg" alt="kuzey" width="191" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">Masalları çok severim, dinlemeyi, okumayı, dilim döndüğünce de anlatmayı. Masalların gizli bir dili olduğuna, hatta büyülü olduklarına inanırım. Binlerce yılda birikmiştir çünkü. <em><strong>Kurtlarla Koşan Kadınlar</strong></em> ve onların yanında, onlarla birlikte koşmaya cesareti olan adamlar biriktirmiştir kelimeleri. Yolda zenginleşmiş, çoğalmıştır, ta bana kadar gelmiştir. Her masal bana anlatılır, her masal beni anlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey içine girdiğim en güzel masallardan biri.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-1982"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir ilk yaşadım bu romanda, bir ilk roman olmasına rağmen ve Burhan Sönmez’in hiçbirşeyini daha önce okumamama rağmen, ona güvendim. Yazara güvenmek nasıl bir şey? İyi yazacağına falan değil,&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1983" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/kuzey-191x300.jpg" alt="kuzey" width="191" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">Masalları çok severim, dinlemeyi, okumayı, dilim döndüğünce de anlatmayı. Masalların gizli bir dili olduğuna, hatta büyülü olduklarına inanırım. Binlerce yılda birikmiştir çünkü. <em><strong>Kurtlarla Koşan Kadınlar</strong></em> ve onların yanında, onlarla birlikte koşmaya cesareti olan adamlar biriktirmiştir kelimeleri. Yolda zenginleşmiş, çoğalmıştır, ta bana kadar gelmiştir. Her masal bana anlatılır, her masal beni anlatır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuzey içine girdiğim en güzel masallardan biri.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-1982"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir ilk yaşadım bu romanda, bir ilk roman olmasına rağmen ve Burhan Sönmez’in hiçbirşeyini daha önce okumamama rağmen, ona güvendim. Yazara güvenmek nasıl bir şey? İyi yazacağına falan değil, beni incitmeyeceğine güvendim. Ben ilk kez bir yazara bu şekilde güvendim. Anlattığı masala inanmaya da hazırdım ilk bir kaç sayfadan sonra. Haksız da çıkmadım. İnanmak isteyeceğim bir masal çıktı gerçekten de.</p>
<p style="text-align: justify;">Rinda yüzünü bile görmediği, kendisini ve kızkardeşine hamile olan annesini hiç bir açıklama yapmadan bırakarak Kuzey’e giden babasıyla ilk kez, babası dönüş yolunda ölüp, bedeni köye getirilince tanışır. Yıllardır üç kişi yaşıyorlardır, yine üç kişi kalmışlardır yani. Babasının ve geyiklerin izlerini takip ederek Kuzey’e doğru yola çıkar. Rüyaya doğru, gerçeğe doğru, kendine doğru yola çıkar. Yolda bir masal yaşar başka masalların içinde, kendi hikayesini bulur başkalarının hikayeleri ile birlikte, kendini bulur başkalarının aynasında.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitap ya da konusu ile ilgili bundan başka ne söylesem, kendi rüyama çekmiş olurum sizi. Ama sizin kendi düşünüzü görmeniz, kendi kuzeyinizi bulmanız, kendi gerçeğinizi yaratmanız gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Sustum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/kurgu/kuzey-burhan-sonmez/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kötülüğün Sıradanlığı – Hannah Arendt</title>
		<link>http://www.neokudum.com/tarih/kotulugun-siradanligi-%e2%80%93-hannah-arendt/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/tarih/kotulugun-siradanligi-%e2%80%93-hannah-arendt/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 14:58:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elfy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>

		<category><![CDATA[Hannah Arendt]]></category>

		<category><![CDATA[Kötülüğün Sıradanlığı]]></category>

		<category><![CDATA[Otto Adolf Eichmann]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=1965</guid>
		<description><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1966" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/kotulugun-siradanligi-207x300.jpg" alt="kotulugun-siradanligi" width="207" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">Nazi Almanya’sında Yahudilerin gettolara ve toplama kamplarına nakil edilmesinden sorumlu Otto Adolf Eichmann 11 Mayıs 1960’ta Arjantin Buenos  Aires’te Mossad tarafından yakalanıp, yargılanmak üzere İsrail’e kaçırılır. Aylar süren mahkeme sırasında 15 ayrı suçtan yargılanır. Bunların arasında Nazi dönemi boyunca, özellikle de  2. Dünya Savaşı sırasında Yahudilere ve insanlığa karşı işlediği suçlardan suçlu bulunur ve idama mahkum edilir.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-1965"></span></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-1967  aligncenter" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/wp_eichmann_passport-208x300.jpg" alt="wp_eichmann_passport" width="208" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;">Eichmann&#8217;ın Arjantin pasaportu</p>
<p style="text-align: justify;">Eichmann son derece normal bir insandır. Tüm savunması da normalliği üzerine kurulmuştur zaten. <em>“Asla Yahudilerden nefret etmemiş, asla bir insanın öldürülmesini istememişti.&#8230;</em></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1966" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/kotulugun-siradanligi-207x300.jpg" alt="kotulugun-siradanligi" width="207" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">Nazi Almanya’sında Yahudilerin gettolara ve toplama kamplarına nakil edilmesinden sorumlu Otto Adolf Eichmann 11 Mayıs 1960’ta Arjantin Buenos  Aires’te Mossad tarafından yakalanıp, yargılanmak üzere İsrail’e kaçırılır. Aylar süren mahkeme sırasında 15 ayrı suçtan yargılanır. Bunların arasında Nazi dönemi boyunca, özellikle de  2. Dünya Savaşı sırasında Yahudilere ve insanlığa karşı işlediği suçlardan suçlu bulunur ve idama mahkum edilir.</p>
<p> </p>
<p><span id="more-1965"></span></p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-1967  aligncenter" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/wp_eichmann_passport-208x300.jpg" alt="wp_eichmann_passport" width="208" height="300" /></p>
<p style="text-align: center;">Eichmann&#8217;ın Arjantin pasaportu</p>
<p style="text-align: justify;">Eichmann son derece normal bir insandır. Tüm savunması da normalliği üzerine kurulmuştur zaten. <em>“Asla Yahudilerden nefret etmemiş, asla bir insanın öldürülmesini istememişti. Suçu itaatinden kaynaklanıyordu, oysa itaat her zaman bir erdem olarak methedilmişti.”</em> O üstlerinin emirlerini yerine getiren, asla inisiyatif kullanmayı ya da emirlere karşı gelmeyi düşünmemiş, sadece işini iyi yapmaya çalışan sıradan bir insandır. <em>“O sadece üstlerine değil, kanunlara da itaat etmiştir.”</em>  Onun yerinde kim olsa, hatta Eichmann asla var olmamış bile olsa, bütün bu olaylar yaşanacaktır, bu işleri onun yerine başka birileri mutlaka yapacaktır. <em>Pek zeki sayılmasa da, sözünü etmeye değecek bir eğitimi olmasa da Eichmann en azından, herkesi suçlu hale getirenin bir emir değil de kanun olduğunu az çok sezmişti.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em><img class="size-medium wp-image-1968  aligncenter" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/portrait-225x300.jpg" alt="portrait" width="225" height="300" /></em></p>
<p style="text-align: center;">Eichmann Duruşmada</p>
<p style="text-align: justify;">Olayın vahameti de buradan kaynaklanmaktadır zaten. Tüm bu fiilleri gerçekleştirenler tamamen normal kişilerdir. Her hangi bir anormallikleri yoktur ve savaş bitip, Almanya yeniden yapılandırılmaya başladığında da tümü eski “normal” hayatlarına geri dönmüşlerdir. Bir çok Nazi suçlusu, haklarında sayfalarca kitap, dergi yazısı hatta deliller olmasına karşın, isimlerini değiştirme zahmetine bile katlanmadan eski mesleklerine ve hayatlarına dönmüştür. Savaş sonrası Almanyasında yakalanan Nazi suçluları bir kaç ay hapis cezası almıştır. Zaten onları yargılayan hakimlerin yaklaşık yarısı Führer mahkemelerinin de hakimleridir ve Almanlar Nazileri cezalandırmaya hatta suçlamaya çok da gönüllü değillerdir. Belki de bu ve buna benzer sebeplerle Almanya dışındaki bazı yazar ve düşünürlerin fikrine göre 80 milyon Alman’ın yargılanması gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm kitap boyunca faşizmin bütün bir kıta insanları için nasıl normalleştiğini, yapılanların görmezden gelinmesi için tüm devlet mekanizmasının nasıl hareket ettiğini görürüz .</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Himmler  komutanlara ve üst düzey SS ve Polis liderlerine “Sizden ‘insanüstü’ bir şey, ‘insanüstü bir biçimde insanlıkdışı’ davranmanızı beklediğimizin farkındayız.” Diyordu. Bu noktada söylenebilecek tek şey, beklentilerinin boşa çıkmadığıdır.<br />
&#8230;<br />
Birer katile dönüşen bu adamların aklında kalan sadece tarihi, muazzam eşsiz (“ ancak iki bin yılda bir verilen ulvi bir görev”) ve dolayısıyla da muhtemelen dayanması zor bir işe girmiş olduklarıydı. Katillerin böyle düşünmesi önemliydi, zira doğuştan sadist veya cani değillerdi; bilakis, yaptığı işten bir zevk alanlardan sistematik olarak kurtulmaya çalışıyorlardı. <br />
&#8230;<br />
Dolayısıyla, asıl mevzu bu adamların vicdan azabından nasıl kurtulacağı değil, fiziksel acıyla karşılaşan bütün normal insanları etkileyen o hayvani merhamet duygusunu nasıl aşacağıydı. Anlaşılan kendisi bu içgüdüsel tepkilerden yana bayağı dertli olan Himmler’in numarası çok basit ve muhtemelen de çok etkiliydi: İnsanın bu içgüdüleri kendine çevirir gibi yapıp dışındaki bir şeye yönelmesinden ibaretti. Böylece katiller, “İnsanlara ne korkunç şeyler yaptım!” demek yerine, “Görevlerimi yerine getirirken ne korkunç şeyleri görmek zorunda kaldım, bu görevin omuzlarıma yüklediği yük nasıl da ağır!” diyebiliyorlardı.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Eichmann görevi gereği, sadece Almanya’da değil, Alman işgali ve etkisi altındaki ülkelerde de Yahudilerin nakil edilmesinden sorumludur ve bu işi yerel yetkililerle birlikte bizzat kendisi organize etmiştir. Yani savaş koşulları da dahil olmak üzere toplam 6.000.000 insanın bir yerden bir yere nakledilmesini sağlamıştır. Trenler, kamyonlar ayarlanmıştır, tren seferlerinin başka seferlerle çakışması önlenmiştir, zaman zaman binlerce insanın kilometrelerce yolu yaya olarak alması sağlanmıştır. Her ne kadar kanuna uygun da olsa, bütün bu 6.000.000 insan, diğer ülkelerin gözü önünde, üstelik sonlarının ne olduğu sıradan insanlar tarafından tahmin dahi edilemeyecek şekilde, ya gizli ya da başka bir isim altında öldürülecekleri yerlere gönderilmiştir. Bu çok ciddi bir işbirliği ve organizasyon gerektiren bir iştir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-1969  aligncenter" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/lesson5_23-300x227.jpg" alt="lesson5_23" width="300" height="227" /></p>
<p style="text-align: justify;">Kitap Eichmann ile birlikte tüm Avrupa’yı dolaşır. Eichmann’ın konuştuğu kişilerle konuşur. Tüm bu kötülük ve ölüm makinesinin nasıl çalıştığını, bu makinenin hem dişlilerini hem de dişlilerin kimler tarafından nasıl yağlandığını gözler önüne serer. Her ülkede yandaşları vardır Nazilerin. Hemen hemen tüm hükümetler Nazilerle işbirliği yapmaya gönüllüdür. Danimarka hükümeti bunun dışında kalmıştır. <em>Hiç bir Avrupa ülkesi Danimarka halkı ve hükümeti gibi davranmamıştır. Bu hikaye, şiddet içermeyen eylemin ve çok güçlü şiddet araçlarına sahip bir düşmana direnişin bünyesindeki muazzam güç potansiyeli hakkında bir şeyler öğrenmek isteyen bütün siyasal bilimler araştırmacılarına mutlaka okunması tavsiye edilecek türden bir hikayedir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Keza, Belçika polisi Almanlar’la işbirliğine yanaşmadı; <em>Almanlar da bu konuda Belçika’lılara hiç güvenmedikleri için, Yahudileri trenlere bindirirken Belçika’lı demiryolcuların başlarından ayrılmadılar. Belçikalı yetkililer yine de kapıları açık bırakarak veya başka şekillerde Yahudilerin kaçmasını sağlamayı başardılar.</em> Belçikadaki Nazi görevliler bile bir süre sonra Führer’den gelen emirleri sümenaltı etmeye başlamışlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Faşist İtalyan lider Musolini bile, en azından İtalyan Yahudilerini koruma altına almaya çalışırken, Romanya, Hitler’in kendisini bile çileden çıkaracak sertlikte önlemler alıyordu Yahudi sorununa karşı. Romanya usulü nakilde beş bin insan, yük vagonlarına dolduruluyor ve tren kırsal bölgelerde amaçsızca dolanırken, havasızlıktan boğularak ölmeye terk ediliyordu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-medium wp-image-1970  aligncenter" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/holocaust201-jpeg-300x235.jpg" alt="holocaust201-jpeg" width="300" height="235" /></p>
<p style="text-align: justify;">Kitap Neden Almanlar? Neden Yahudiler? Başka Türlü Olamaz mıydı? Yahudiler neden direnmedi? Yahudi olmayanlar neden direnmedi? gibi sorulara cevap vermek gibi bir niyetinin olmadığını defalarca belirtmesine rağmen kitap bittiğinde kafanızda az çok bir cevap oluşmuş oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar tüm bu vahşeti yaratanların hiç de canavar, psikopat, hasta insanlar olmadıklarını, tam tersine kötülüğün normal insan için sıradanlaştığı bir durum yaratıldığını, bu süreç boyunca tüm Avrupa’nın, hem zalimler hem de mazlumlar, hem ezenler ama hem de ezilenler açısından tam bir ahlaki çöküntü yarattığı sürekli hatırlatıyor. Tarihin bize uzak ve kapanan bir sayfası değildir bu ve bu vahşeti yaratan insanlar bir kaç cani değil, milyonlarca sıradan insandır. Ama direnenler vardır, hayır diyenler az da olsa vardır. <em>“Siyasi bir bakış açısıyla ifade edecek olursak, söz konusu tüm bu hikayeler, bu dehşet ortamında insanların çoğunun boyun eğeceğini, ama <strong>bazılarının eğmeyeceğini</strong> anlatır.Keza nihai çözümün teklif edildiği ülkelerle ilgili hikaye, aynı şey daha başka yerlerde de olabilirdi der, ama <strong>her yerde</strong> olmadı.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Günah keçisi seçilen bir iki kişinin yargılanması bizleri vicdan azabınının ve suçluluk duygusunun güvenli kollarına çağırsa da, hiçbirimizin böylesi bir kıyımın aslında ne kadar yakınımızda, ne kadar mümkün olduğunu unutmaması için, elimden gelse bu kitabı herkesin okumasını sağlardım. Burada anamadığım o kadar çok şey var ki&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Kitap bittikten sonra; çocuklarımıza öğretebileceğimiz en doğru şeyin HAYIR diyebilmek olduğunu düşündüm. Gerekirse hayatlarındaki ilk otorite figürü olan bizlerden başlamak üzere, HAYIR demeyi kesinlikle öğretmeliyiz onlara.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Meraklısına Notlar ve Yan Okumalar:</strong></p>
<p><strong>1-</strong> Aynı dönemde Türk Diplomatlar:</p>
<p>Namık Kemal Yolga (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nam%C4%B1k_Kemal_Yolga">http://tr.wikipedia.org/wiki/Nam%C4%B1k_Kemal_Yolga</a>)</p>
<p>Necdet Kent (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Necdet_Kent">http://tr.wikipedia.org/wiki/Necdet_Kent</a>)</p>
<p>Selahattin Ülkümen (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Selahattin_%C3%9Clk%C3%BCmen">http://tr.wikipedia.org/wiki/Selahattin_%C3%9Clk%C3%BCmen</a>)</p>
<p><strong>2-</strong> Adolf Eichmann&#8217;ın Kudüs&#8217;te yargılanmaya başlamasından üç ay sonra, Temmuz 1961&#8242;de başlayan ve insanların erk sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden Milgram Deneyi : <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Milgram_deneyi">http://tr.wikipedia.org/wiki/Milgram_deneyi</a> </p>
<p><strong>3-</strong> Otoriteye itaat ile ilgili yapılmış en çarpıcı deneylerden biri olan Stanford Prison Deneyi: <span style="color: #810081;"><span style="color: #810081;"><span style="text-decoration: underline;"> <a href="http://www.prisonexp.org/">http://www.prisonexp.org/</a></span></span></span></p>
<p><a href="http://www.prisonexp.org/"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/tarih/kotulugun-siradanligi-%e2%80%93-hannah-arendt/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Saatçi Bayırı – Ayça Şen</title>
		<link>http://www.neokudum.com/kurgu/saatci-bayiri-%e2%80%93-ayca-sen/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/kurgu/saatci-bayiri-%e2%80%93-ayca-sen/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 15:14:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nazimo</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kurgu]]></category>

		<category><![CDATA[Ayça Şen]]></category>

		<category><![CDATA[hırs ve ceza]]></category>

		<category><![CDATA[saatçi bayırı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=1953</guid>
		<description><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify"><img class="alignleft size-medium wp-image-1956" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/saatci-bayiri1-208x300.jpg" alt="saatci-bayiri1" width="208" height="300" />Saatçi Bayırı’nı ilk kez yayınlandığı 2006 yılında okumuştum. Kitabı neden satın aldığımı, niye seçtiğimi bilmiyorum. Çünkü ne Ayça Şen’i tanıyordum ne de yayınevini. Kapağının da o kadar albenili bir görüntüsü yoktu. Takdir-i ilahi işte. Kaderde Ayça Şen’le tanışmak varmış.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Yıllar sonra kitaplığıma hangi kitaba başlasam diye göz gezdirirken, gözüm yine Saatçi Bayırı’na takıldı. Okurken ne kadar çok eğlendiğimi hatırladım. Ayça Şen’le tanışmama sebep olan bu kitaptan sonra, onun Radikaldeki yazılarının da takipçisi olmuştum. İkinci romanını da okumuştum. Birden bu romanı tekrar&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify"><img class="alignleft size-medium wp-image-1956" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/saatci-bayiri1-208x300.jpg" alt="saatci-bayiri1" width="208" height="300" />Saatçi Bayırı’nı ilk kez yayınlandığı 2006 yılında okumuştum. Kitabı neden satın aldığımı, niye seçtiğimi bilmiyorum. Çünkü ne Ayça Şen’i tanıyordum ne de yayınevini. Kapağının da o kadar albenili bir görüntüsü yoktu. Takdir-i ilahi işte. Kaderde Ayça Şen’le tanışmak varmış.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Yıllar sonra kitaplığıma hangi kitaba başlasam diye göz gezdirirken, gözüm yine Saatçi Bayırı’na takıldı. Okurken ne kadar çok eğlendiğimi hatırladım. Ayça Şen’le tanışmama sebep olan bu kitaptan sonra, onun Radikaldeki yazılarının da takipçisi olmuştum. İkinci romanını da okumuştum. Birden bu romanı tekrar okumak istedim. Belki bunda kitabı “neokudum.com” a yazma hevesi de biraz etkili olmuş olabilir.</p>
<p><span id="more-1953"></span></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kitabın ilk sayfalarında, esrar müptelası, marjinal hayat yaşayan ve hamile olduğunu öğrenen Oya’yı, akıl almak için gittiği, eskinin hızlı ama günümüzün hidayete ermiş kuzeni Ebru’yu ve narkotik polisi sevgilisiyle otun en iyisine ulaşabilen diğer kuzen Burcu’yu tanıyoruz. Daha sonra da Oya’nın gözünden 80’lerin Türkiye’nde geçen çocukluğunu ve kalabalık bir ailenin tarihine tanıklık ediyoruz.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bu kalabalık ailenin kaynağı Müzeyyen Hanım. 2 erkek 5 kız olmak üzere tam yedi çocuk doğurmuş. Onları evlendirmiş, torunları olmuş, torunlar 10’lu yaşlarına gelmişler. Olayın geçtiği ana mekan Saatçi Bayırı’nda eski bir apartmanın bodrum katındaki Müzeyyen Hanım’a ait daire. Bir de karşı komşuları var. Suzi. Suzi, eski kocasının kıskançlık krizi nedeniyle yaptığı trafik kazasında yüzünün yarısını yitirmiş, diğer yarısı ise çok güzel olan bir kadın. Spastik oğlu Cem ile birlikte oturuyorlar. İki ailenin hayatları birbirinin içerisine iyice girmiş. Suzi’nin bir oğlu daha var ama, onu tanımıyoruz. Kanada’ ya yerleşmiş, ama çok yakışıklı bir resmi duvarda asılı duruyor. Oya’ nın platonik aşkı.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Müzeyyen Hanım karısından boşanmış, doğru dürüst ilgilenmediği 3 çocuğu olan ve yeğenler arasında “Mucit Dayı” lakaplı orta yaşlı oğluyla birlikte oturuyor. Şu kadınlar için “gerçek tehlike” olan adamlardan biri Mucit Dayı. Yakışıklı, orta yaşlı, içki içen, masada en aranan insan olan, entelektüel, bir kaç dil konuşan, mükemmel aşık, ama çalışmayan, sorumluluk almayan adamlardan.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Müzeyyen Hanım’ ın kızları da birbirinden değişik tipler. Kızlarından Ülkü, hastalanan kocasına bakabilmek için kızı Oya’ yı annesine göndermek zorunda kalıyor. Kocasının ölümünden sonrada kendinde 7 yaş genç bir adama aşık olup onun peşinde İzmir’e gidiyor. Oya yine Müzeyyen Hanım’ın kanatları altına sığınıyor.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bu kalabalık ailenin inişli çıkışlı öyküsünü, birbirleriyle olan tanımlanamaz ilişkilerini Oya’ nın gözünden seyrediyoruz. Tanımlanamaz ilişkiler diyorum, çünkü bu insanları bir arada tutan duygunun sevgi mi, nefret mi, alışkanlık mı, mecburiyet mi yoksa intikam mı olduğunu anlayamıyorsunuz. Ya da hepsi mi?</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bir de Cem var. Oya’yla aynı yaşlarda. Sakat ve yalnız. Fakat aynı zamanda çok şanslı.  Çünkü karşı dairelerinde her daim devam eden bir çadır tiyatrosu oynanmakta. Çok kalabalık bir kadroyla. Kitap bölüm bölüm onun gözünden de ilerliyor. Cem karşı komşularını gözlemlerken ve onlarla hercümerç olurken, kendisi de bir şekilde özgüvenini kazanarak büyümenin yolunu buluyor.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kitabın dili çok eğlenceli. Kitabı okurken, Ayça Şen’in bu genç yaşından bu kadar gözlemi ne ara biriktirdiğini düşündüm. Kitabın hikayesinin çok fazla kurgusal olmadığını, Oya’nın Ayça Şen’den çok fazla izler taşıdığını hissettim.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kitap bana niye o kadar sıcak ve tanıdık geldi, tam olarak tespit edemiyorum. Belki bunda benim de çok kalabalık kuzenli, yeğenli, teyzeli, dayılı, enişteli, anneanneli bir ailede büyümemin bir etkisi olmuştur. Ya da benim çocuklumun aynı dönemlerinin de 80li yıllarda geçmesinin. Ya da o çılgın ailenin bir parçası olmak istemenin. Bilemedim. Fakat kitapta üzerinde en çok düşündüğüm şey, tüm acaipliklerine rağmen, çocuklukları üzerinde sıkı bir kontrol kuran bu ailenin yetiştirdiği  3 kuzenin hayatlarının nerede kırıldığı ve normalden nasıl bu kadar uzaklaştığıdır. Okurken tahtaya vurup, Allahtan biz kuzenler de bir yerlerde kırılıp, hayattan savrulmamışız dedim.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">İkinci kez de keyifle okuduğum bu kitabı size tavsiye ediyorum. Ayrıca rastladığım en ilginç hidayete erme sahnelerinden biri de bu kitapta. Ebru nasıl hidayete erdi, öğrenmek için okuyun derim. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/kurgu/saatci-bayiri-%e2%80%93-ayca-sen/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yeditepe Öyküleri - Abidin Dino</title>
		<link>http://www.neokudum.com/oyku/yeditepe-oykuleri-abidin-dino/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/oyku/yeditepe-oykuleri-abidin-dino/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 21:14:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tosbaa</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<category><![CDATA[Abidin Dino]]></category>

		<category><![CDATA[Yeditepe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=1935</guid>
		<description><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1936" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/dino-199x300.jpg" alt="dino" width="199" height="300" /></p>
<div><span style="font-family: &#34;Arial&#34;,&#34;sans-serif&#34;;"><span style="font-family: &#34;Times New Roman&#34;,&#34;serif&#34;;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Calibri;"></span></span></span></span></div>
<p><span style="font-family: &#34;Arial&#34;,&#34;sans-serif&#34;;"><span style="font-family: &#34;Times New Roman&#34;,&#34;serif&#34;;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Calibri;"><span style="line-height: 115%; font-size: 12pt; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Abidin Dino’yu eskiden beri nedensiz severim. Duygularının doğallığıyla oluşturduğu çizimler, zorlamasız yazıları beni hep etkilemiştir. Bu kitabında da durum değişmedi ve Abidin Dino beni yine etkiledi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Kitapta 1934 - 1940 yılları arasında yayınlanmış 5 öykü ve yayınlanmamış 3 kısa film öyküsü bulunmaktadır. Kitapta yazarın çizimlerine de yer verilmiştir. Bu da kitaba ayrı bir keyif katmış diye düşünüyorum. </span></p>
<p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span id="more-1935"></span>Öykülerin yazıldığı tarihlere bakıldığında anlatımda ki sadelik ve akıcılık, yazarın döneminin çok önünde olduğunu gösteriyor. Ferit Edgü’de kitabın girişinde “ O dönemin Türk öykücülüğünde,&#8230;</span></p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1936" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/02/dino-199x300.jpg" alt="dino" width="199" height="300" /></p>
<div><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Calibri;"></span></span></span></span></div>
<p><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-family: &quot;Times New Roman&quot;,&quot;serif&quot;;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="font-family: Calibri;"><span style="line-height: 115%; font-size: 12pt; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Abidin Dino’yu eskiden beri nedensiz severim. Duygularının doğallığıyla oluşturduğu çizimler, zorlamasız yazıları beni hep etkilemiştir. Bu kitabında da durum değişmedi ve Abidin Dino beni yine etkiledi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Kitapta 1934 - 1940 yılları arasında yayınlanmış 5 öykü ve yayınlanmamış 3 kısa film öyküsü bulunmaktadır. Kitapta yazarın çizimlerine de yer verilmiştir. Bu da kitaba ayrı bir keyif katmış diye düşünüyorum. </span></p>
<p></span></span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span id="more-1935"></span>Öykülerin yazıldığı tarihlere bakıldığında anlatımda ki sadelik ve akıcılık, yazarın döneminin çok önünde olduğunu gösteriyor. Ferit Edgü’de kitabın girişinde “ O dönemin Türk öykücülüğünde, bu öykülerin benzeri yok.” diye bahseder bu öykülerden. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Öykülerin tümünde Yeditepe’ye ilişkin, oldukça farklı, bir o kadar da keyifli betimlemeler var:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><em><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">“ Yeditepe hiç de bildiğiniz gibi değildir. Yeditepe, yedi derya, yedi rüzgar, yedi gurbet bağlar. Yeditepe’ye balık akın etti mi, denize basıp İsa gibi dolaşırsınız, balığın kaldırımdan farkı yoktur. ” </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><em><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">“ Geceleri, Yeditepe rutubet ve yangın kokardı. Yeditepe iki denizi bağlardı. Yeditepe fırtınaların savaş alanı, aşk yatağı, hasret payitahtı idi.</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><em><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Yeditepe’nin üst katında oturanlar başka, alt katında oturanlar başkadır.</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><em><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Yeditepe’nin yarısı rakı içer, yarısı içirirdi.”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><em><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">“ Yeditepe gemiye benzer, akşamüstü denizlere açılır, direkleri, ışıkları ve insanları ile beraber sabahı arar.”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Öyküleri ve öykülerinde ki karakterlerin anlatımları da farklı ve yüzünüzde bir tebessüm oluşturuyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Bir çırpıda okunan ve tadı damağınızda kalacak bir kitap diye düşünüyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Not: “ Sinan” adlı kitabına da değinmeden geçemeyeceğim. Mimar Sinan’ın hayatı kesin olarak bilinmediği için Abidin Dino, kendince Mimar Sinan’ın hayatını kurgulamış ve yazıya ustaca aktarmış. Her yerde bir izi olan Sinan’ın hayatına bir de Abidin Dino’nun gözüyle bakın derim. Böylelikle önünden geçtiğiniz her Sinan yapısına bakarken gülümseyip bir taş da siz koyacaksınız bu hayat hikayesine. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Yılın ilk kitabını biraz gecikmiş de olsa yazıyorum. Herkese daha çok okuduğumuz bir yıl diliyorum</span><span style="font-family: Wingdings; mso-ascii-font-family: Calibri; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-font-family: Calibri; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Wingdings;"><span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Wingdings;">J</span></span><span style="mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/oyku/yeditepe-oykuleri-abidin-dino/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zamanya – Yiğit Kulabaş</title>
		<link>http://www.neokudum.com/kurgu/zamanya-%e2%80%93-yigit-kulubas/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/kurgu/zamanya-%e2%80%93-yigit-kulubas/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 14:55:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nazimo</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>

		<category><![CDATA[Kurgu]]></category>

		<category><![CDATA[Saatsiz Ülke]]></category>

		<category><![CDATA[Yiğit Kulabaş]]></category>

		<category><![CDATA[Zamanya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=1915</guid>
		<description><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify"><img class="alignleft size-medium wp-image-1916" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/01/zamanya-208x300.jpg" alt="zamanya" width="208" height="300" />Zamanya aynı evi paylaşan 2 arkadaşın bir gününün öyküsü. Bir şirkette çalışan ve o gün 28 yaşına basan Selim ile işi olmayan ve o gün bir iş görüşmesine gidecek olan Kerim.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kerim’in kendince çok dürüst olarak hazırladığı özgeçmişine istinaden teklif edilen esrarengiz iş görüşmesi , saat 05:10’ da Kerim’in evden alınmasıyla başlar. Kerim’i aralarında görmek isteyen Zaman şirketi, Kerim için aynı günde 4 kıtada, 12 ayrı şehirde, birbirini takip eden görüşmeler ayarlamıştır.</p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><span id="more-1915"></span>Zaman bildiğimiz hiç bir şirkete benzemez. Ne zaman kurulduğu, kimler&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="TEXT-ALIGN: justify"><img class="alignleft size-medium wp-image-1916" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/01/zamanya-208x300.jpg" alt="zamanya" width="208" height="300" />Zamanya aynı evi paylaşan 2 arkadaşın bir gününün öyküsü. Bir şirkette çalışan ve o gün 28 yaşına basan Selim ile işi olmayan ve o gün bir iş görüşmesine gidecek olan Kerim.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kerim’in kendince çok dürüst olarak hazırladığı özgeçmişine istinaden teklif edilen esrarengiz iş görüşmesi , saat 05:10’ da Kerim’in evden alınmasıyla başlar. Kerim’i aralarında görmek isteyen Zaman şirketi, Kerim için aynı günde 4 kıtada, 12 ayrı şehirde, birbirini takip eden görüşmeler ayarlamıştır.</p>
<p> </p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><span id="more-1915"></span>Zaman bildiğimiz hiç bir şirkete benzemez. Ne zaman kurulduğu, kimler tarafından kurulduğu, yeryüzüne kaç zamandır hükmettiği belli değildir. Zaman şirketi çalışanlarına ücretlerini adına yakışır bir şekilde “zaman” ile ödemektedir. Çalıştığınız müddetçe yaşlanmazsınız ve ayrıldıktan sonra (tabi eğer ayrılmayı başarabilirseniz) şirkette çalıştığınız kadar süre ömrünüze eklenir. Şirketin misyonu zamanı yaygınlaştırmaktır. Yeryüzünde zamanı kullanan, saatleri takip eden tek yaratık insandır ve dolayısıyla da Zaman şirketinin hedef müşteri kitlesi insandır.</p>
<p>Her şey Zaman. Her yer Zaman. Her zaman Zaman.</p>
<p><img class="aligncenter size-medium wp-image-1921" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/01/dali-zaman1-300x218.jpg" alt="dali-zaman1" width="300" height="218" /></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Zaman çalışanları bu güne kadar üstlerine düşüne yerine getirmiş ve zaman kavramını dünyaya yerleştirmişlerdir. Önceleri gece ve gündüz olarak ayrılan zaman dilimleri, şirketin başarılı pazarlama taktikleriyle, yıllara, aylara, haftalara, saatlere, dakikalara, saniyelere, salise ayrılmıştır. Her bir detaylandırma Zaman şirketinin yeni bir başarısıdır.<br />
 <br />
Her şey Zaman. Her yer Zaman. Her zaman Zaman.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Mesela dinler haftanın günlerinin oturtulmasında çok faydalı olmuştur. Hıristiyanlar için Pazar, Müslümanlar için Cuma, Museviler için Cumartesi bu kadar önemli olmasaydı, hafta ürünü insanlar tarafından bu kadar kolay kabul edilmeyecekti. Elektrik de Zaman şirketinin çok başarılı projelerinden birisidir. Elektriğin olmadığı zamanlarda, güneşin batışıyla uykuya çekilen insanlar, elektriğin bulunmasından sonra, karanlığı yenerek, akşam saatlerini de kullanmaya başlamışlar, böylece zamanın kullanılması daha yaygın bir hale gelmiştir.  Çalar saat, Zaman şirketinin en önemli buluşlarından biridir çünkü uykuda geçen ve kullanılmayan zamana hükmetmeye yaramaktadır.</p>
<p>Her şey Zaman. Her yer Zaman. Her zaman Zaman.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Bugüne kadar çok başarılı projelere imza atan şirketin halen ulaşamadığı bir alan vardır. Geceler. Uyuyan insanlar için zaman durmaktadır. Zaman şirketi bu saatlere de  talip olarak, nihai amacı hiç uyumayan insanlar yaratmak olan “Büyük Gece Projesini” başlatmıştır ve Kerim’in de bu projede yer almasını istemektedir.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Her şey Zaman. Her yer Zaman. Her zaman Zaman.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kerim için ayarlanan tüm görüşmeler, hem Kerim’in şirket için uygun bir eleman olup olmadığını anlamak, hem de Kerim’e şirketi ve yapacağı işi anlatmak, tanıtmak içindir.<br />
 <br />
Kerim, kıtadan kıtaya, şehirden şehre ve görüşmeden görüşmeye giderken, zaman hakkındaki tüm yargılarını gözden geçirecek, zamanın günlük hayatımıza ne kadar çeşitli yollarla nüfus ettiği gerçeğiyle yüzleşecek, kendisine sunulan bir çeşit yarı ölümsüzlük ile normal bir hayat ve iş arasında tercih yapmanın zorluğunu yaşayacaktır.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Kerim’ in hikayesini okurken, bölümler arasında geçişlerle aynı süre zarfında Selim’ in hayatına da tanıklık ederiz. Bölümler doğal bir uyum içinde, birbirini tamamlayarak Kerim ve Selim arasında gider gelir. Selim’le sıradan bir günün tik tak’larına tanıklık ederken, Kerim’le Zaman şirketinin çalışanlarına sunduğu gücün büyüklüğünü  ve olağanüstülüğünü görürüz.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify">Zamanya’yı bir ilk kitap olarak çok büyük bir keyifle okudum. Yazarın o kadar akıcı bir dili var ki, kitap sanki okunmuyor, doğal bir şekilde akıyor. Uzun zamandır bu kadar duru ve yalın bir dille karşılaşmamıştım. Yazar anlatımında sadeliğin güzelliğini kullanmış.</p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"><img class="alignleft size-full wp-image-1923" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/01/yigit_kulabas1.jpg" alt="yigit_kulabas1" width="300" height="200" /></p>
<p style="TEXT-ALIGN: justify"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Yazar Yiğit Kulabaş hali hazırda Ericson Türkiye’ nin Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürütüyor. Kitabın başında da kendisinden şu şekilde bahsediliyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Yiğit Kulabaş 1970’de İzmir’de doğdu. Ömrünün ilk otuz altı yılını eşit parçalar halinde dört büyük şehirde geçirdi. Dört ayrı uluslararası şirkette satış, pazarlama ve iş geliştirme alanlarında farklı pozisyonlarda çalıştı. </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Zamanya yazarın ilk kitabı. Kitabın seksen sayfasını  dokuz, kalanını bir senede yazdı. Aynı on sene içinde evlendi, iki çocuğu oldu, pazarlama üzerine doktora yaptı. Yine aynı dönemde yirmiden fazla ülkeyi, yüzden fazla şehri ziyaret etti. Gittiği her yerde Zamanya’yı aradı.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın ayrıca bir portalı var. Kerim’in yaptığı yolculuğu resimli olarak buradan da takip edebiliyorsunuz. Ayrıca interaktif bir zamanya sözlüğü de oluşturulmuş/oluşturulmaya devam ediliyor.</p>
<p><a href="http://www.zamanya.com">www.zamanya.com</a></p>
<p>1. zaman / ya: zaman diyarı<br />
2. za / mania: zaman mania, zaman deliliği</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/kurgu/zamanya-%e2%80%93-yigit-kulubas/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyaya Orman Denir - Ursula K. Le Guin</title>
		<link>http://www.neokudum.com/bilimkurgu/dunyaya-orman-denir-ursula-k-le-guin/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/bilimkurgu/dunyaya-orman-denir-ursula-k-le-guin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 18:36:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elfy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>

		<category><![CDATA[Dünyaya Orman Denir]]></category>

		<category><![CDATA[Ursula K. Le Guin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=1902</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1903" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/01/dunyaya-orman-denir-179x300.jpg" alt="dunyaya-orman-denir" width="179" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">Arz’da ormanların tümü kesildiği ve hiç ağaç kalmadığı için, dünyanın kereste ihtiyacını karşılamak üzere 27 ışık yılı uzaktaki Athsheli gezegenine gidilmiş ve orası kolonileştirilmişti. Askeri ekipteki Yüzbaşı Davidson sert bir adamdı. Arz’lıydı ve Arz ehlileşmiş bir gezegendi, oysa burası için aynı şey söylenemezdi. Burada olma nedeni de buydu zaten, gezegeni ehlileştirmek. Kendisini bir dünya-terbiyecisi olarak görmekten hoşlanıyordu. Ekiptekiler de sıkı çocuklardı. Mühendisler, psikologlar, doktorlar gibi uzmanlar dışındakiler yani.<br />
<span id="more-1902"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu gezegenin sakinlerine yaratıkçıklar diyorlardı, yaklaşık bir metre kadar boyları ve tüm vücutlarını&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1903" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/01/dunyaya-orman-denir-179x300.jpg" alt="dunyaya-orman-denir" width="179" height="300" /></p>
<p style="text-align: justify;">Arz’da ormanların tümü kesildiği ve hiç ağaç kalmadığı için, dünyanın kereste ihtiyacını karşılamak üzere 27 ışık yılı uzaktaki Athsheli gezegenine gidilmiş ve orası kolonileştirilmişti. Askeri ekipteki Yüzbaşı Davidson sert bir adamdı. Arz’lıydı ve Arz ehlileşmiş bir gezegendi, oysa burası için aynı şey söylenemezdi. Burada olma nedeni de buydu zaten, gezegeni ehlileştirmek. Kendisini bir dünya-terbiyecisi olarak görmekten hoşlanıyordu. Ekiptekiler de sıkı çocuklardı. Mühendisler, psikologlar, doktorlar gibi uzmanlar dışındakiler yani.<br />
<span id="more-1902"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu gezegenin sakinlerine yaratıkçıklar diyorlardı, yaklaşık bir metre kadar boyları ve tüm vücutlarını kaplayan tüyleri vardı. İlkel canlılar oldukları her hallerinden belliydi. Emirleri uygulamada ve anlamada biraz yavaş olsalar da en iyi tarafları canlarının hiç yanmamasıydı. Onlara istediğiniz kadar vurabilirdiniz ama canları yanmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">
Ayrıca yaratıkçıklar şiddetten çok uzak canlılardı. Sadece bir keresinde Davidson’a saldıran bir tanesi dışında böyle bir örnek hiç görmemişlerdi. O da öylesine ölümüne saldırmıştı ki şaşırıp kalmışlardı. Dünyadan gelenler bilmeseler de, yaratıkçığı değiştiren karısının Davidson tarafından tecavüz edildikten bir gün sonra ölmesi olmuştu. Davidson’ın kendisine saldıran yaratıkçığı öldürmesine uzmanlardan biri olan Dr. Lyubov engel olmuştu. Hatta onu iyileştirip eğitmeye de gönüllü olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Dr. Lyubov gerçek adı Selver olan Athsheli’yi iyileştirmiş, daha sonra da onun dilini öğrenmiş ve ona da kendi dilini öğretmişti. Athshelilerin dünyalarını tanımaya çalışmış, kendi dünyasını da Selver’e anlatmıştı. Ama Selver’in onu anlaması mümkün olmamıştı, ağaç olmayan doğadan uzak bir yaşamı bir Athsheli’nin anlaması mümkün değildi. Çöl kelimesinin dillerinde bir karşılığı bile yoktu Dr. Lyubov kendi türdeşleri tarafından hainlikle suçlanma pahasına Selver ile dost olmuştu. Bir kaç yaratıkçığın yaşam koşullarının iyileşmesine bazılarının da kaçmasına yardımcı olmuştu. Zaten Dr. Lyubov’ın çalışmaları ve raporları şiddetin bu gezegende asla olmadığını ve olamayacağını belirtiyordu. Öyle bir örnek (son olay dışında) hiç olmamıştı bu gezegende, asla birbirlerini öldürmemişler, asla yaralamamışlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">O yüzden diğer kampa saldırı düzenlenip, 200 insan öldürülüp tüm kamp ateşe verilince tam bir şok yaşandı. Saldırı sırasında kamp dışında olduğu için sadece Davidson kurtulmuştu Olayın bitiminde kamp yerine ulaştığında yaratıkçıklar tüten dumanlar arasında hala oradaydılar. Ama Davidson’ı öldürmediler, sadece yere yatırıp, üzerine şarkı söylediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Selver insanlar için yaratıkçıklardan biri idi ama kendi toplumunda o bir düşgörendi. Düşgörenler dünya-zaman ile düş-zaman arasında geçiş yapabilen, düşlerine söz geçirebilenlerdi. İnsanların düş görmek için uyumalarını hatta ilaçlar almalarını, içki içmelerini hiç anlayamıyorlardı, sonuç hastalık ve sarhoşluk oluyordu çünkü, düş görmek değil. Kendilerinin çocukken bile yapabildikleri şeyleri insanların yapamamaları inanılmazdı. Selver ise kampa yaptıkları saldırı sırasında yaralanmış ve yaşlı bir düş-görene rastlayıp, onun insanlarına sığınmıştı. Yaşlı düş-gören, olanları zaten düşünde görmüştü. Düşünde devler yürümüş, ağaçlar devlerin önünde devrilmişti. Bütün hepsi öldürülüyordu. Ama böyle şeyler sadece düş-zamanda olurdu, dünya-zamanda değil. Selver hiç bir zaman mümkün olmayacağını zannettiği çok daha kötü şeyler görmüştü. Selver; delirmediği sürece insan insanı öldürmez diyen Selver, kendisinin bir insanı öldürmesini görmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada merkez kampa gezegenler arası bir yolculukla gelen beklenmedik bir ziyaretçi grubu herkesi şaşırtmıştı. Ekipman ve erzak getirmek için gelen gemidekiler, kamptaki olaylar duyulunca gezegene inmeye karar vermiş ve yanlarında bir zamanlayıcı getiren ekip kampa iniş yapmıştı. Bu zamanlayıcı her şeyi değiştiriyordu. Artık 27 ışık yılı uzaktaki dünya ile haberleşmek ve dünyadan bir haber almak için 54 yıl beklemeleri gerekmiyordu. Dünya yılıyla 18 yıl önce Arz, Dünyalar Birliğine üye olmuştu ve Arz’ın yönetim anlayışı ve diğer gezegenlerle ilişki kurma biçimi onların bıraktıkları zamana göre tamamen değişmişti. Kolonideki dünyalıların ise bundan haberi bile yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;">Gemide tesadüfen bulunan ve tam yetkili olan Dünyalar Birliği yetkililerinin de katıldığı toplantı sonucunda, Yüzbaşı Davidson’ın gezegendeki diğer kampa sürülmesine ve Arz’dan gelen emirler doğrultusunda da yaratıkçıkların derhal bırakılmasına, onların gönüllü yardımcılar olarak kullanılmasının yasaklanmasına karar verildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Yüzbaşı Davidson sürgün gittiği kampta yönetimi devralmakta hiç zaman kaybetmedi. Zaten bu durumu hiç anlamıyordu, insan bile sayılmayacak, birer fareden farklı olmayan yaratıklar için bu kadar endişelenmeye ne gerek vardı ki? Kendisi dışında herkes korkaktı, askerlikten hiç anlamıyorlardı, erkek bile sayılmazlardı. Ne kadar erkek olduğunuz iki yerde belli olurdu, bir kadını becerirken ve öldürürken. Merkez Kamptaki korkak herifler emir vermiş olabilirdi ama o, istediği her şeyi yapabilirdi ve o yumuşak heriflerin ruhları bile duymazdı. Böylece bir kaç hafta sonra adamları ile ormanda gördükleri her yaratıkçık köyünü yakmaya başladılar. Görüntü Yüzbaşı’ya göre tam bir şenlikti, önce kulübelerini yakıyordunuz sonra da tam kurtulduklarını sandıkları sırada kaçanların üzerine ateşjölesi fırlatıyordunuz. Bir iki kez sefer yaptıktan sonra, çevrelerindeki ormanda bir tane bile yaratıkçık kalmadığına iyice emin olmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir akşam, herkes uyumak üzereyken Davidson’ın kampında keskin bir çığlık duyuldu ve her tarafı alevler sarmaya başladı. Görülen manzara korkunçtu. Binlerce yaratıkçık, dikenli tellerin üzerinden akın akın geliyor, sürünüyor, atlıyor öldürerek kampta ilerliyordu. Nereden çıkmış olabilirdi ki yine? Ormanda onların hepsini temizlememişler miydi? Kesin kampta bir hatta bir çok hain vardı. Aslında kendisi dışında herkes hain ve korkaktı. Kanları bozuktu bir kere. Sadece kendisinde bu renk bir deri vardı ne de olsa. Koptere atlayıp kaçmaya çalışırken, kopter düştü. Zorla ayağa kalkabildiğinde karşısında Selver duruyordu. Hayır Selver onu öldürmeyecekti. Yüzbaşı deli idi, zararlı bir deli. O zaman onu çöp adasına götürüp bırakacaklardı. İnsanlar orada ne ağaç bırakmışlardı, ne de sularında balık kalmıştı. Sandal yapacak bile ağaç bırakmadıklarına göre Yüzbaşı’nın kaçması mümkün değildi. Kendi yarattığı çöplükte yaşamaya mahkumdu Yüzbaşı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gezegende yaklaşık 3 milyon Athsheli vardı. Arz’lıların onlarla baş etmesi mümkün değildi. Zaten istilacıların yeterince silahları ve yiyecekleri de yoktu. En iyisi ateşkes yapmak, 3 yıl sonra kendilerini almaya gelecek olan geminin varışına kadar da barış içinde bir arada yaşamaktı.<br />
3 yıl geçtikten sonra gemi geldi, içinden Dünyalar Birliği görevlileri de indi. 3 yılda bir sürü şey değişmiş, gezegenler arasında kurulan sistem daha da yetkinleşmişti. Gezegenler arası hukuk ve yönetim sistemi ileriye gitmiş, Selver’in gezegeni de Birlik Yasağına alınmıştı. Bu da bir daha asla gasp için hiç kimsenin gelmeyeceğini garantiliyordu. En fazla 1-2 kişi gelirdi belki, o da onları daha iyi tanımak için.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki, gemi gidince her şey eskisi gibi olacak mıydı? Dünyalar Birliği’nin Hain gezegeninden gelen yetkilisi asıl bunu merak ediyordu. Daha önce, bu istilaya kadar hiç bir öldürme olmamıştı gezegende, bundan sonra olacak mıydı?</p>
<p style="text-align: justify;">Selver bilmiyordu. İstila boyunca hepsi korkuyordu. Çocuklar devler yüzünden ağlayarak uyanıyorlar, kadınlar ticaret için uzaklara gidemiyorlar, Locadaki erkekler şarkı söyleyemiyorlardı. Korkunun meyvası olgunlaşmıştı. Halkının bilmekten korktuğu her şeyi görmüş, bilmişti: sürgün, utanç, acı, ıstırap içinde ölmüş anne, eğitilmemiş, bağra basılmamış çocuklar. Selver hasatçıydı ve olgunlaşan meyvayı toplamak ona düşmüştü. Belki o öldükten sonra, insanlar Selver doğmadan ve insanlar gelmeden önceki gibi olabilirlerdi tekrar.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Avatar filminden çıkar çıkmaz bu kitabı hatırladım, okumuş olan pek çok insan gibi.Çok uzun yazdığımın farkındayım, ama tutamadım kendimi.  Konusu o kadar çok benziyordu ki. Benzerlerini defalarca gördüğümüz Süpermen/Son Samuray karışımı kahramanımız bir yana, 3D yardımıyla da olaylar ve aksiyon beni avucuna alıp, tam bir katarsis yaşatsa da, içimdeki huzursuzluğun ve tatminsizliğin sebebini bulamamıştım. (bu yazıyı okuyan arkadaşlarımın -filme değil, içine bak bulursun- demelerini göze alıyorum.) Ta ki Ursula K LeGuinn kitabını bir kez daha okuyana kadar. Bir kere filmde nihai bir mutlu son yoktu. İstilacı dünyalıların daha iyi silahlanmış ve daha kalabalık olarak geri dönmeyeceklerini nereden biliyorduk? Ursula’ya göre hem Pandora hem dünya değişmeliydi gerçek bir mutlu son için.</p>
<p style="text-align: justify;">Ursula K LeGuinn bu kitabı 1972’de Vietnam savaşı sürerken yazmış. Hair filminde nefis bir şekilde söylendiği gibi, Beyaz insanların Kızılderili insanlardan çaldıkları toprakları güya savunmak için, siyah insanları, sarı insanları öldürmek üzere gönderdikleri savaş yani.</p>
<p style="text-align: justify;">Ursula K LeGuinn benim bildiğim en iyi hikaye anlatıcı. (Aşağıda hikaye ile ilgili yazdıklarını sizinle de paylaşıyorum.) Ursula K LeGuinn’in tüm kitaplarında onunla ve onun hikayesini anlattığı kişiler ile bir yola çıkarsınız. Hikayesini anlattığı kişilerin ayak izlerini takip eder, onlarla beraber yürürsünüz. Her yaptıklarında ve yapmadıklarında, verdikleri her kararda onlarla beraber olursunuz. Zaman zaman hak verirsiniz zaman zaman da vermezsiniz. Ama hep anlarsınız. Çünkü onlarla yürümüşsünüzdür. Yol da başlangıçtaki yol değildir, siz de. Yol sizi,  siz de yolu değiştirmişsinizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">
Selver, birlikte yürüyebileceğiniz biridir. Sevapları ve günahları ile. Aynı yoldan yürümeniz mümkündür Selver ile. Ama Avatar ile yürüyemezsiniz. O yürümez zaten, uçar. Onunla beraber olmak için uçmanız, onu görebilmek için başınız yukarı kaldırmanız gerekir. Oysa Selver’i görmek için yanınıza bakmanız yeterlidir.<br />
 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
&#8220;Bildiğimiz kadarıyla insansıların evrim geçirip insana dönüştüğü tropik bölgelerde, türün temel gıdası bitkilerdi. (&#8230;) o bölgelerdeki insanlar yüzde 65 ila 80 oranında toplayıcılık yaparak besleniyorlardı; yalnızca kutup iklimlerinde et başlıca gıda maddesi olarak kendini gösteriyordu. (&#8230;) Tarih öncesinin ortalama insanı, haftada on beş saat kadar çalışarak gül gibi geçinip gidiyordu. İnsan haftada on beş saat çalışmayla hayatı kazanabiliyorsa, başka şeyler için pek fazla zamanı kalıyor demektir. O kadar ki, belki de hayatlarını renklendirecek çocukları, el işçiliği, aşçılık, şarkı söylemek gibi yetenekleri ya da kafa yoracak pek enteresan düşünceleri olmayan huzursuz tipler, bu zaman bolluğu yüzünde şöyle bir dolanıp mamut avlamaya karar vermiş olabilirler. Sonra da becerikli avcılar sırtlarında bir ton et, bol bol fildişi ve bir hikâye taşıyarak yorgun argın geri dönüyorlardı. Hayatı değiştiren şey et değildi burada. Hikâyeydi. Yabani yulaf tohumlarını ellerimin bütün gücüyle asılıp kabuğundan kopardım, (&#8230;) sonra pirelerin ısırdığı yerlerimi kaşıdım. Ool komik bir şey anlattı, derken dereye gidip bir su içtik, biraz da kertenkeleleri seyrettik, sonra oralarda biraz daha yulaf görmeyeyim mi&#8230; diye devam eden bir macerayı şöyle gerçekten sürükleyici bir hikâye haline getirmek hiç kolay değil. Mızrağımı o kıllı, devasa gövdeye sapladım; o sırada canavar Oob’u kocaman dişlerinden birine geçirmiş havada savuruyor, Oob avaz avaz haykırarak kıvranıyor, kanı kıpkızıl yağmur gibi üstümüze boşanıyordu, neyse ki şaşmaz okumla mamutu tam gözünden vurdum, beyni dağılınca hayvan devrildi, Boob da onun altında kalıp un ufak oldu&#8230; gibi bir anlatıyla karşılaştırılamaz, klasmana bile girmez. Bu ikinci hikâyede yalnız eylem değil, bir de kahraman var. Kahramanlar güçlüdür. Siz neye uğradığınızı anlamadan bir de bakarsınız ki yabani yulaf çayırındaki adamlar ve kadınlar, onların çocukları, yapıcıların el becerisi, düşünenlerin düşünceleri ve şarkıcıların şarkıları o örgüye eklenmiş, hepsi kahramanın öyküsünde göreve koşulmuş. Ama hikâye onların değil kahramanın hikâyesi.&#8221;<br />
Ursula K. Le Guin; Kadınlar, Rüyalar; Ejderhalar; s. 52-53; Metis Yayınları<br />
 <br />
Ursula K. Le Guin&#8217;in yarattığı evren için: </p>
<p style="text-align: justify;"> <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hainish_Cycle">http://en.wikipedia.org/wiki/Hainish_Cycle</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/bilimkurgu/dunyaya-orman-denir-ursula-k-le-guin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Korkma Ben Varım – Murat Menteş</title>
		<link>http://www.neokudum.com/kurgu/korkma-ben-varim-%e2%80%93-murat-mentes/</link>
		<comments>http://www.neokudum.com/kurgu/korkma-ben-varim-%e2%80%93-murat-mentes/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 14:18:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elfy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kurgu]]></category>

		<category><![CDATA[Korkma Ben Varım]]></category>

		<category><![CDATA[Murat Menteş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.neokudum.com/?p=1879</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1900" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/01/korkma-ben-varim-murat-mentes2.jpg" alt="korkma-ben-varim-murat-mentes2" width="200" height="295" /></p>
<p style="text-align: justify;">En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, kitap tam bir cümbüş, hatta cümbüş içre cümbüş. Bir tarafıyla tam Tarantino’luk bir roman, bir tarafıyla o kadar bizden ve bu topraklara ait ki! Romanın tam ortasında misafir sanatçı olarak Ersin Karabulut’un çizdiği bir hikaye de olunca, Kill Bill’de (O-Ren’ Ishii’nin çocukluğunu anlatan kısımda) olduğu gibi, Tarantino’nun kulaklarını çınlatmamak olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbiri içine geçmiş hikayeler ve birbirine ille de dokunan karakterlerle dolu olan bu kitap, bir aşk romanı, bir cinayet romanı, bir intikam romanı hatta bazı kısımları&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1900" src="http://www.neokudum.com/wp-content/uploads/2010/01/korkma-ben-varim-murat-mentes2.jpg" alt="korkma-ben-varim-murat-mentes2" width="200" height="295" /></p>
<p style="text-align: justify;">En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, kitap tam bir cümbüş, hatta cümbüş içre cümbüş. Bir tarafıyla tam Tarantino’luk bir roman, bir tarafıyla o kadar bizden ve bu topraklara ait ki! Romanın tam ortasında misafir sanatçı olarak Ersin Karabulut’un çizdiği bir hikaye de olunca, Kill Bill’de (O-Ren’ Ishii’nin çocukluğunu anlatan kısımda) olduğu gibi, Tarantino’nun kulaklarını çınlatmamak olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Birbiri içine geçmiş hikayeler ve birbirine ille de dokunan karakterlerle dolu olan bu kitap, bir aşk romanı, bir cinayet romanı, bir intikam romanı hatta bazı kısımları ile de fantastik bir roman. Bunca karmaşadan da gayet lezzetli bir şey çıkmış ortaya doğrusu.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-1879"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kahramanlarımızdan Fu, uzak doğu dövüşleri ustası ve Gönül İşleri Bakanlığının basın müşaviri.</p>
<p style="text-align: justify;">Müntekim Gıcırbey, Fu’nun liseden arkadaşı ve aynı gün içersinde iş görüşmesine gittiği şirket yandığı, dönüş yolunda kendisine araba çarptığı, evine vardığında ise evini soyulmuş ve komşusunun kendisine hep yemek getiren torununu evinde öldürülmüş bulduğu için, çaresizce bambaşka bir iş kolu yaratmak zorunda kalmış ve başkalarının intikamını alan biri. Gerçi <em><strong>“İntikam şarabı, yaraları ham olanlara şifa verir.”</strong></em> der eski bir  atasözü ama&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Şebnem Şibumi,  güzelliği ile başları döndüren, eski emniyetçilerden efsanevi Şerif Şibumi’nin tarih öğretmeni olan biricik kızı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayati Tehlike, mafyanın bir numaralı adamı, Atom Bombacıyan’ın en güvendiği insanlardan, acımasız bir katil.</p>
<p style="text-align: justify;">Atom Bombacıyan, en büyük baba. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanınca yani, söylemek istediği kelime yerine başka bir kelime telaffuz etmeye başlayınca ortalık iyice karışıyor. Romanın bu kısımları gerçekten takdire şayan kısımlarından biri. Yazar önce söylediği şeyi, sonra da söylemek istediği şeyi yazmış. Kitabın en eğlenceli hatta en güzel bulduğum yerlerinden biri de burası oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Abidin Dandini ise, özellikle kitabın sonundaki tiradı ile Palahniuk romanlarından kaçmış gibi. Murat Menteş sanki <strong><em>bu satırları yazarken bir elinde tabanca, diğerinde kılıç tutuyor.</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Tümü başka romanların ana karakteri olabilecek kadar kanlı canlı olan Ruhiye Hanım, Aziz İstanbul, Uçan Kız, Mr. Spock, Leyla Kalahari  gibi yan karakterleri de ana karakterlere ekleyip, tüm bunlara iyi düşünülmüş bir olay örgüsü, heyecanlı bir koşuşturma ve emek harcanmış bir metin ekleyince,  ince ince örülmüş bir aksiyon romanı ortaya çıkmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Her bir episodun başındaki küçük cümlelerin her biri ile cebelleşip, onların peşinden gidince de daha zevkli ve daha zengin bir okuma yapmak mümkün:</p>
<p style="text-align: justify;"> <em><strong>‘İnsan bu dünyaya ağlayarak gelir, yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider-Shakespeare’</strong></em>,</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>‘Bir insanı anlamak istiyorsanız, öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız-Carl Gustav Jung’, </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>‘Hayat zannettiğimizden de kolay; sadece imkansızı kabullenmeli, kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız-Franco Falkone’  </em></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>“Eski Çin Atasözleri”</em></strong> ise tam şenlik, mümkün olsa onlardan bir deyimler ve atasözleri sözlüğü yazsak! Yazar sözcüklerle öyle bir oynuyor ki, okumak ayrı bir zevk oluyor demek istiyorum, ama <strong><em>“Sözcükler nimettir, nimetle oynanmaz!”</em></strong> diyor Murat Menteş, susuyorum. Yani  eğlenceli bir şey yapmak, kendiniz için bir kitap okuma zamanı kadar da olsa,  güzel bir zaman ayırmak istiyorsanız, bence hemen televizyonu kapatın, bir çay demleyin ve kitabın başına oturun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.neokudum.com/kurgu/korkma-ben-varim-%e2%80%93-murat-mentes/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
