“Simya gerçekte bir dönüşüm sanatıdır. Kirli olanı, hasta olanı bir çok süreçten geçirerek, arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar.” Simya öğretisinin, saygınlığını modern bilimin gelişimi ve aydınlanma ile kaybettiği düşünülse de, simya, Newton gibi bir bilim adamının bile ilgilisini çeken, bu konuda kitaplar yazdıran bir öğretidir. Kökleri çok eskiye dayanmakta, felsefesi neredeyse tüm dinlerde yankısını bulmaktadır. Sembolleri bir çok sanatçının eserinde kendine yer bulmuş ve günlük hayatta kullanılan ikonlara dönüşmüştür. Bu kitap ile, eski, köklü ve antik Yunan’dan Hurifiliğe kadar bir çok düşünce sisteminde önemli yer tutan simyaya, bilimsel bir araştırmacı gözü ile bakabiliyoruz. Bu kitapta aslında binlerce sayfada ve birbirinden farklı dinler için yazılan yüzlerce kitapta bulunabilecek izler toplanarak bir yol oluşturulmaya, sembollerle insanlara anlatılmaya çalışılan bir giz olduğuna dikkat çekilmeye çalışılmaktadır. Yazara göre bu giz aslında bir çok eserde bizlere açıklanmaktadır, ancak alışık olmayan gözlerden gizlenmek ve alışık olmayan akılları korumak için şifrelenmiş, ancak belli bir olgunluktaki dimağların alabileceği şekilde şifrelenmiş bir dilde yazılmıştır. İşte bu dil “kuş dili”dir.
“Açıklanmış sırlar değersizleşir, basitleştirilen, asaletini kaybeder. Bu nedenle domuzların önüne inci atıp, eşeğe gül vermeyin.” Cristian Rosenkreuz,1459
“Dil mektebi içre okuduk mantık-u tayr-ı
Guftarımızı dehre Süleyman olan anlar.” Cesari
(Gönül okulunda kuş dilini öğrendik, sözümüzü sonsuzlukta Süleyman olan anlar.)
Felsefe taşı, herşeyi altına dönüştüren, simyacıların yaratmaya uğraştıkları bir malzemedir. Fiziksel dünyada altın üretimi ile sonsuz bir zenginlik sahibi olan simyacı, ruhani dünyada ürettiği felsefe taşı ile de içsel mükemmelliğe kavuşur, içindeki herşey saflaşır, tanrılaşır ve sonuçta simyacı sonsuz hayata sahip olur. İşte bu yüzden simya gizleri hem servet düşkünlerinin, hem de sonsuz hayatın hayalini kuran her inanıştan insanın peşinde olduğu sırlar olmuştur. Tapınakçıların ve masonların servetleri ve şifreli sembollü ritüelleri simya ile örtüşmektedir.
Peki bu sırların, bu sonsuz hayat bilgisinin kaynağı nedir? Tanrısal bilgi insanlara yine tanrı katından verilmiştir. “Ancak, eski bir simya yazıtında, kendini İsis olarak adlandıran bir rahibe, bilgilerini melek Amanel’e borçlu olduğunu açıklar. İsis, bu bilgileri cinsel ilişki karşılığında mükafat olarak aldığını söylemekten çekinmez.” Düşmüş melekler insanlara bazı sanatlar öğretirler ve karşılığında evlilikler yaparlar. Bu düşünceyi destekleyen bir de Kuran ayeti bulunmaktadır. “… Oysa ki, o iki melek ‘biz bir imtihan aracıyız, sakın küfre sapma’ demedikçe, hiç kimseye birşey öğretmiyorlardı. İnsanlar, onlardan erkekle eşinin arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı.” denmektedir. Aynı ayetin sonlarında ise bu yasak bilgiye ulaşan kişilerin nasıl cezalandırılacağı anlatılmaktadır.
“Düşmüş melekler konusunun, Türk tasavvuf tarihinde yer alışı, sadece Mesnevi ile sınırlı değildir; bir çok tarikatın bünyesinde farklı biçimlerde gözlerden gizlenerek yer almaktadır. …Firdevsi’nin Kuşdili’nde bahsedilen, Kaf Dağı’nda yaşayan efsanevi akbaba Simurg, bir düşmüş melektir….Simurg da bir köpek - kuştur. Eski Türk geleneklerinde, akbaba ölmeden önce iki yumurta yumurtlar. Bunlardan birinden uzun tüylü kutsal köpek Barak; diğerinden ise kutsal kuş Tuğrul doğar. Eski şamanlara göre kamlar, Barak ve Tuğrul’a binerek gökyüzüne çıkmışlardır.” Tuğrul zaman içinde çift başlı kartal olarak Osmanlı’da bir ikon, tuğra olarak bir güç sembolu haline gelmiştir. Hatta günümüzde spor külüplerinde bir güç ifadesi olarak kartalın seçilmesi de tesadüfi değildir.
Beni gerçekten heyecanlandıran bu kitap sonrasında bir çok kitabı peşinden sürükledi, sanat tarihine ve ilkel dinlere, simyaya daha başka bir açıdan bakmaya başladım. Ufuk açıcı bulduğum bu kitabı, yazarın bu alanlardaki bilgi birikimi ve tarafsız olduğunu düşündüğüm yaklaşımı açısından da tavsiye ederim.