
Georges Perec ile elfy’nin sitede paylaştığı Kayboluş kitabı sayesinde tanıştım. Yazarın yazma konusunda geliştirdiği fanteziler ve bunları hayata geçirmekte ki başarısı beni oldukça etkilemişti. Kayboluş’u almak için kitapçıya gittiğimde o kitabının olmadığını gördüm. Yazarın sadece Şeyler kitabı vardı. Kitabın arka kapak yazısı ilgimi çekince onu almaya karar verdim. Bir ayı aşkın bir süredir kitabı okumama rağmen kitapla ilgili bir türlü bir şeyler yazamadım. Bunun nedeni kitabın başarısızlığı değil kesinlikle. Aslında çok da başarılı olması ve anlattığı konunun beni çok etkilemesi. Benim de oldukça çok düşündüğüm bir konuydu nesnelerle olan ilişkilerimiz. Bu nesnelerin ( şeylerin ) hayatımızı biçimleyişleri.
Karakterlerimiz Jerome ve Sylvie, okuldayken tanışıp sevgili olup hatta ilişkilerine evliliğe kadar götürürler. Sonrasında okulu bırakıp çalışmaya başlarlar. Amaçları kendilerine istekleri doğrultusunda şekillendirebilecekleri bir yaşam kurmaktır. “Yaşam kurmak ”burada gerçek anlamıyla karakterlerimizin sürdürmeğe çalıştığı hayatı en doğru anlatan deyim diye düşünüyorum. Jerome ve Sylvie, evlerine eşya alırken hep en iyisi, en lüksü olması heveslisi olduklarından çalışıp kazandıklarıyla istekleri bir türlü örtüşmemektedir. Bu lüks merakı onların sadece nesnelerle ilişkisini değil kurdukları ilişkileri de etkilemektedir. Bu çalışma temposu ve isteklerine yetişememe telaşıyla bir gün pes edeceklerdir.
Kitabın arka kapağında 1960’ların Fransa’nı betimleyen bir kitap olduğunu yazıyor. Ancak bugün bile içinde olduğumuz sadece Fransa’ya değil belki de Dünyaya özgü bir hikâye anlatıyor yazar. Tüketimde o kadar sınır tanımaz bir hal aldık ki hep daha fazlası olsun diye didinip duruyoruz. Hep erişemeyeceğimizi istiyoruz. Oysa var olanın en üst noktasını değil de kendi en üst noktalarımızı belirleyip ona göre hareket etsek bunca stres yorgunluk olmayacak diye düşünüyorum. Kendimizi içine attığımız kutularda o kadar anlamsız sıkışıklıklar oluyor ki o kutulardan sıkılıp çareyi başka kutulara atlamakta buluyoruz. Oysa zihniyetimizin bizi ittiği dolulukla her kutuyu dolduruyoruz.
Nesnelerle kurduğumuz ilişki bizi mutsuzluğa sürüklüyormuş gerçekten. Hayatlarımızda o kadar önemli yerler edinmişler ki onların bize bunu yaptığını fark edemiyoruz. Hayat sırf bu nedenlerle yaşadığımız bir koşuşturmadan ibaret gibi geldi kitabı okuduktan sonra. Yazarın bu kadar açık anlatımıyla sarsıldım diyebilirim. Yazması da bu yüzden uzun sürdü, beynimin içinde sürekli dönüp duran bir hal aldı, toparlanamadı bir türlü düşünceler. Çok güzel bir okuma deneyimi sunduğunu düşünüyorum. İyi okumalar.
Not: Elfy’e beni Georges Perec’le tanıştırdığı için teşekkürler.
Bu pulu da çok sevdim sizlerle paylaşmak istedim:)
http://www.insanokur.org/?p=107 bu sitede kitapla ilgili bir yazı bulunuyor, ayrıca bu yazının sonunda yazarın ölmeden önce mutlaka yapmam gereken şeylerden bazıları başlıklı bir lisyesi bulunuyor. Çok eğlenceli bu kısmı mutlaka okuyun derim:)