1970’te Beatles dağılmış ve Beatlemania, yerini yavaş yavaş Punk çağına bırakmıştır. Kimyasal uyuşturucu kullanımın arttığı, gürültülü müziklerin yapıldığı, halen Beatles’ın başlattığı özgürlüklerle yaşamanın devam ettiği ilginç bir geçiş dönemdir.
Hikayemiz 16 Ağustos 1977 gününde geçmektedir. Elvis Presley’in yaşama veda ettiği bu gün, romanın baş karakterleri olan, 3 gencinde hayatının değiştiği, ergenlikten, yetişkinliğe adım attıkları gün olacaktır.
Terry ünlü rock yıldızı Dag Wood’un turnesini yazmak için gittiği Berlin’den yeni dönmüştür. Bu turne boyunca Dag Wood ile yakın bir arkadaşlık kurduğunu düşünmektedir, ta ki Dog Wood Terry’nin kız arkadaşı Misty’e ilgi göstermeye başlayana kadar.
Ray, “The Paper” ın efsane yazarlarındandır. Yağtığı ropörtaj ve yazılar büyük ses getirmiştir. Dergide halen uzun saçlarla hippi gibi dolaşabilen tek yazardır. Halen Beatlemania’nın etkisindedir. Editör’ü artık Ray’in devrinin kapandığını ve “The Paper” ‘da işinin bittiğini söyler. İşini geri alabilmek için tek şansı, o gün Londra’da bulunan ve hayranı olduğu John Lennon ile bir söyleşi yapabilmektir.
Leon dergide kıyasıya eleştirdiği bir punk gurubun hayranları olan, Dagenham Dogs’lar tarafından saldırya uğrar. Dagenham Dog’slar sert çocuklardır ve şakaları yoktur. Onlardan kaçarken saklandığı diskoda rüyalarının kızı Ruby ile tanışır. Acaba bu aşk mümkün olabilecekmidir.
Tony Parsons’ın bu kitabı için en iyi eseri olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak yazar bu kitapta hiçbir şeye muvaffak olamadıysa bile bir şeyi kesinkez başarmış diye düşünüyorum. Okuyanın kendini genç hissetmesi ve karakterlerle birlikte olgunlaşması.
Kitaba başlarken zorlanıyorsunuz, karakterler kalın çizgilerle birbirinden ayrılmadığı için bazen hangi karakteri okuyorum diye şüpheye bile düşebilirsiniz. Ancak kitap bir noktadan sonra sizide bu 3 gencin yaşamına ortak etmeyi başarabiliyor. Terry nin kız arkadaşı için yaşadığı endişeleri sizde yaşıyorsunuz. Kitabın bazı bölümlerinde ben Terry’den daha sinirli ve heyecanlıydım itiraf ediyorum. Ray’in çaresizlik içinde imkansızı yapmaya çalışması ve bu uğurda yaşadıkları sizide geriyor. Leon’un girdiği diskoda, aslında eleştirdiği şeylerin ne kadarda kendine yakın olduğunu ve bazen anlamadığından eleştirdiğini düşünmesi sizide bazı şeyleri sorgulatıyor.
Bir Elvis Presley hayranı olarak, ölümü ile kendisine bakışın bir anda nasıl değiştiğini görmek bir yandan güzel bir yandanda üzücü. Kral son yıllarında aldığı kilolar ve sesindeki bozulmadan ve şarkılarının popülerliğini yitirmesinden dolayı alay konusu bille edilmiştir. Ancak öldüğü gece ilah ilan edilmiştir ki zaten yaptığı müzik ve açtığı yol ile bunu çoktan haketmiştir. Yakın zamanda Michael Jackson’ın ölümü ile benzer şeyler yaşandığı için bu kitap uzun zaman önce okumama rağmen aklıma geldi ve sizlerle paylaşmak istedim.
Kitap benim için bir diğer açıdanda, beni okurken gerçekten genç ve daha özgür hissetirmişti. Bunu kelimeler ile tariflemek çok zor belkide mümkün değil ama;
Bir yaz akşamında ılık bir melteme karşı yürüyorsunuz, rüzgar yüzünüzü kucaklıyor ve okşuyor, sizinse aklınızdaki tek şey, sevgiliniz. Başka hiçbir düşünce sizin aklınıza gelemiyor, başka hiçbir sorumluluk sizin omuzlarınıza yüklenemiyor. Sadece ılık meltem sizi sarıyor.
Yıllar geçtikçe, ne ılık meltemi hissedebiliyorsunuz, nede sevgilizi düşünebiliyorsunuz, düşünseniz bile, ödemeniz gereken taksitler arasında sevgiliniz/eşiniz geliyor aklınıza, esen rüzgarı, evinize trafikten kaç saatte dönebileceğinizi düşünürken hiç umursamıyorsunuz bile. Boş verin bunları atlayın vapura, birde simit alın, rüzgar püfür püfür eserken, bu kitabıda okumayın, eşinizi/sevgilinizi onu görünce ona nasıl onu sevdiğinizi anlatacağınızı düşünün.