17 Jun, 2010
Suskunlar - İhsan Oktay Anar
Yazan: hypatia Kategori: Fantastik| Felsefe| Kategori Dışı| Kurgu

Siz hiç “Gül Şerbeti” içtiniz mi? Sıcak bir yaz gününde, kristal cam bir bardakta, buz gibi gül şerbeti içmek gibisi yoktur. Rahiyasını algıladığınız anda, bir taraftan damla damla içip keyfini uzun uzun çıkarmak istersiniz; bir yandan da kana kana içip susuzluğunuzu gidermek… İhsan Hoca’nın kitaplarını okurken bu duyguları hissedeceğiniz yüzde yüz garantilidir. Hiç bitmesin bu masal diye iç geçirirken; acaba sonunda ne olacak diye kendinizi yer bitirirsiniz.
Suskunlar da işte böyle bir kitap. Eşsiz bir mücevher. Okurken gözleriniz, dimağınız ve her şeyden öte yüreğiniz kamaşır. Anlatması bir noktada tarifsiz, yani bir tür anlatılmaz- yaşanır durumudur.
Mevlânâ’nın “Kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür” cümlesi ile başlar kitap, ilk başlangıcımız bu gibi gelir ama, başka başlangıçlar da vardır. Tıpkı yaratılışımızdaki yedi aşama gibi. Yegâh’la başlayan yaratılışımızın Dügâh, Segâh, Çârgâh, Pençgâh, Şeşgâh ile devam edip ve Heftgâh ile sonlanmasına karşın; kitabımızda bölümler Yegâh, Dügâh ve Segâh olmak üzere ayrılır. Varılacak nokta ise Yedikule kahinin sustuğu, sırların çözüldüğü, belki de artık susmanın gerektiği noktadır. Çünkü “Hakikati” gören gözün başka hiçbir şey görmesine gerek yoktur. Hakikatin güzergahı ise kitabın kendisidir, kitabımızın en sıcak karakteri Eflatun’un rengarenk yolculuğudur. Bir taraftan da Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Lazar, Zâhir, Cüce Efendi, Veysel Bey’in hayatlarına ufacık bir dokunuş, muhteşem bir musikinin kulaklarınızda yankılanışı ve Nevâ’da yaşanan aşkın kendisidir…