04 Jan, 2010
Dullar Kasabasından Masallar ve Erkekler Diyarı Tarihçesinden Notlar - James Cañón
Yazan: elfy Kategori: Kurgu

15 Kasım 1992’de bir Pazar sabahı Mariquita’da her şey çok sıradan başlamıştır ama kilise çanları dokuzuncu vuruşu henüz yapmışken, bir anda ortaya çıkan üç düzine kadar adam bağıra çağıra ve havaya ateş açarak kasabaya dalar. Niyetleri karınlarını doyuracak kadar yiyecek ve yardım almak olan gerillalar, kasabalıların kendilerine adeta dilenci gibi davrandıklarını görünce isteklerini değiştirler ve kasabadaki tüm erkekleri kendilerine katılmaya zorlarlar. Gönüllü olarak katılmayanlar ise oracıkta vurulur.
Öğrencilerinin ‘El Profe’, Polis şefinin ‘El Loco’, papazın ‘El Diablo’ kasabanın erkeklerinin ‘El Comunista’ kadınların ise ‘Papacito’, ‘Bonboncito’ gibi daha fingirdek adlar taktığı öğretmen Angel Alberto, gönüllü olarak gerillalara katılan tek erkektir. Kurtarmak için kız kıyafetlerine soktuğu Julio’ya dokunulmasını engellemek isteyen Morales’e, henüz kendisi de bir çocuk olan genç gerillanın söylediği ise oldukça manidardır. “Siz kadınların hiçbir şeyi yok. Bu ülke hep erkeklere ait oldu, öyle olmaya da devam edecek.” Gerillalar ayrıldıklarında geride Dul Morales’in kız kılığına soktuğu Julio dışında, 3 erkek çocuk ve papaz kalmıştır erkek olarak kasabada.
Erkekler gittikten sonra kasabada tam bir panik havası eser. Kadınlar hiç bir şey bilmiyordur hayata dair. Elektrikler kesilir, tarlalar sürülmez olur, kasabaya gelen su kanalı tıkanır. Tüm sokaklar çöp yığınları içindedir Açlık ve sefalet kol gezmeye başlar kasabada. Mariquita yerin dibine batmaktadır.
Eski polis şefinin karısı Rosalba, kasabaya yolu düşen devlet görevlileri tarafından belediye başkanı olarak seçilince kasabanın da talihi değişir. Rosalba hemen liste yapmaya koyulur, yapılacak işler listesi: Kasabaya su getir, ekinler için sulama sistemi geliştir, tohum için şehre birilerini gönder, temizlik timleri oluştur, ağaçları budat, iki siyah elbiseni elden geçir. Hayır hayır, listenin en üstüne yaz: Tanrı’ya bize bir kamyon dolusu erkek göndermesi için dua et.
Rosalba, önce okul açılması gerektiği için bir öğretmen bulunması gerektiğinden yolu kasabaya düşmüş 40 yıllık öğretmen olan Cleotilde ile anlaşır. Cleotilde’nin tek bir şartı vardır. Asla Kolombiya tarihini anlatmayacaktır. Çünkü, 48’deki iç savaşta milislerce tecavüze uğramış ve ailesi katledilmiştir. Bu kanlı tarihi hatırlamak dahi istemez.
Kasabanın nüfusunun artması ve neslin devam etmesi gibi bir sorun vardır Rosalba’nın önünde. Büyük bir fedakarlıkla (!) kasabanın rahibi bu işe talip olduysa da, olay planlandığı gibi gitmez. Başka çözümler aranmalıdır.
Zaten öngörülemeyen başkaca sorunlar da baş göstermiştir. Mesela kilisenin saati artık çalışmamaktadır, horozlar ötmeyi bırakmıştır ve tüm kadınlar zamanı kendilerine göre ölçmeye başlamışlardır. Hem zaman denen şey sadece akıldadır bazı kadınlara göre, birileri güneş doğarken kalkmalı, batarken yatmalı, her öğünü belli zamanlarda yemeliyiz dedi diye yapmak zorunda mıyız ki? Hadi bir mango ağacına portakallar bitene kadar meyvesini olgunlaştırmamasını söyleyelim bakalım ne yapacak. Rosalba, kasabası kulesi bile olmayan bir Babil’e döndüğü için umutsuzluğa kapılsa da en sonunda bütün her şeye baştan başlamanın zamanının geldiğine karar verir. Zamanı da dişileştirmenin vaktidir.
Öğretmen Cleotilde buna şiddetle karşı çıkar, “Evrensel zaman kavramı yüzyıllardır başarılı bir şekilde kullanılagelmiştir.” ve bu tavsiyesini Bay Isaac Newton ve Bay Albert Einstein adında iki beyden o kadar detaylı ve uzun ve aşina görünen alıntılarla destekler ki, Başkan bu iki beyin teorilerini Cleotilde ile karşılıklı oturup tartıştıklarına kanaat getirir. Ama Başkan kararlıdır, dişil zamana geçilmelidir. Bir avuç kadının yaşadığı bir yerde en güvenilir olan tabii ki regl periyodudur. O zaman 28 günden oluşan aylar olmalıdır. Madem kasabanın bir geleceği yoktur, zaman ileriye doğru değil, eski güzel günlere doğru akmalıdır. Önce iç savaş silinmelidir, gerçekten kendi aramızda savaşmaya gerek yoktur. Ya keşif günü? Ne korkunç bir şey!!! Bin yıl daha keşfedilmeseler ne iyi olurdu. Dişil zamanda, manasız buldukları ‘ay’ ve ‘yıl’ gibi kelimeler yerine kendilerini geliştirme sürecinin ‘basamak’ ve ‘merdiven’lerini kullanmaya karar verirler. Ama bu basamak ve merdivenler, erkeklerin düşündüğü gibi başarı ve şöhretin aksine aşağı yöne olmalıdır. Hem “Tanrı’dan başka hiç kimse yükseklerde aradığını bulamamıştır.” Aksine olabildiğince aşağı inilmelidir, kişinin akıl, kişilik ve ruhunun mükemmeliyeti yakalayacağı ve daha da önemlisi, mükemmeliyetin o merdivenden inmekte olan kadınların sayısı kadar farklı tarifi olacağı o yere varana kadar.
Böylece tüm kasabada bambaşka bir toplum oluşur. Kadınlar giysilerini atarlar. Çünkü bedenlerimiz bu hale gelmek için binlerce nesildir evrimleşmiş ve bu mükemmel forma ulaşmıştır. Onu saklamanın ne gereği vardır ki? Hem zaten kimden saklayacaktırlar? Elbiseler için harcanan malzeme çok daha hayati şeylere harcanabilir. Keza zaman da…
Kasabanın bir kısmının çok rahat yaşadığı, bir kısmının da açlıkla boğuştuğu göz önüne alındığında, ekonomik olarak da bir şeyler yapma ihtiyacı doğar. Herkes elindekini verirse tüm kasaba zenginleşecektir. Bu şekilde büyük bir kasaba çiftliği oluşturulur. Böylece hayvanlar çiftleştirilip çoğaltılabilecektir. Tarla ekmeyi bilenler, mühendislikten anlayanlar, terziler, aşçılar. Herkes yapmayı en iyi bildiği işi yapmalıdır ve zaman içersinde diğerlerine de öğretmelidir. Kasabada hiç kimse aç uyumayacaktır artık.
Yıllar Rosalba’yı haklı çıkarır. Yeryüzünde bir cennet olmuştur artık Mariquita. Kasabaya dönmeyi beceren bir avuç erkek ise, hiç bilmedikleri bir dünya ve eskiden karısı bile olsa hiç tanımadıkları kadınlarla karşılaşırlar.
Dullar kasabası Mariquita’da hayata, üretmeye, mutlu olmaya dair bu masal yaşanırken erkekler diyarının silahlarla ve kanla yazılan tarihçesi hala savaşlarla, tecavüzlerle, ölümlerle, katliamlarla doludur.
Kadınların hikayeleri arasına erkek diyarından notların da serpiştirildiği, kadınlar kasabasının sakinlerinin tek tek hikayelerinin anlatıldığı, kadınların tüm gelişim sürecini, değişimlerini görebildiğiniz ve çok çok eğlenceli bir dille yazılmış bu ütopya kesinlikle değişmeye ve değiştirmeye dair bir umut filizlendiriyor insanın içinde. “Gerçekten de neden olmasın” diyorsunuz okurken ve hayal gücünüz tetikleniyor. Bence kesinlikle girilmesi gereken bir tersine dünya bu…