
Kahramanlar ve Mezarlar Ernesto Sabato’nun üçlemesinin Tünel’den sonraki 2. kitabı. Sabato yine karanlık bir hikaye yazmış. Dünyada ve içimizde karanlıklar var çünkü.
Okuduğum bir kitap beni çok etkilediği ve bambaşka diyarlara götürdüğü zaman yani aslında kitapla ilgili çok şey söylemek istediğim zaman, tam tersi bir etki oluyor ve hiç bir şey söyleyemiyorum kitapla ilgili. Bu kitap da onlardan biri oldu. O kadar iyi kaleme alınmış bir metin ki elimdeki, ne desem eksik kalacak çünkü.
Hikaye babasını öldürdükten sonra intihar eden (ilk sayfadan itibaren öğreniyoruz bunu) Alejandra’nın ve ona tutkulu bir şekilde aşık olan Martin’in çevresinde geçiyor. Bununla birlikte arka planda Arjantin’in geçmiş tarihi, Peron dönemi siyasi ve toplumsal olayları resmi geçit yapıyor. Peron yanlıları Buenos Aires’i bombalarken, elinizde kesik bir baş, bir yandan sevgilinizi düşünürken ve böyle yoğun acıların yaşandığı bir anda sevgilinizi düşünebildiğiniz için utanırken, bir yandan da kilisedeki Meryem Ana heykelini kurtarmaya çalışırken buluyorsunuz kendinizi.
Öyle bir dili var ki Sabato’nun, anlatımı ya da tasviri paragraflar tutacak bir şeyi bir kaç cümleye ya da bir metafora sığdırabiliyor. “Ya prens geniş ve ıssız topraklardan geçtikten sonra içinde prensesin uyuduğu ve başında ejderhanın bekçilik yaptığı mağaranın önüne gelirse, ya son anda ejderhanın çocuk masallarında olduğu gibi prensesin yanında değil de, kızın içinde beklediğini öğrenirse? Bu çok daha korkutucu değil mi? Ya bu bir ejderha-prensesse?”
Kitabın içersindeki “Körler Üzerine Soruşturma” adlı bölüm adeta ayrı bir roman gibi. Körlerin yeraltından tüm dünyayı yönettiğine, bu konuda evrensel bir komplo olduğuna inanan ve hayatını bu komployu ortaya çıkarmaya adayan birini anlatan bu kısım Umberto Eco’nun “Foucault Sarkacı” kitabı ile kapışacak bir kurguya sahip.
Arjantin ile ilgili olarak hep büyük olayları biliyoruz. Che’yi, Peron’u ve elbette Latin Amerika’nın yazgısını… Bir ülkenin hatta bir kıtanın yazgısının küçük insanların kişisel yazgılarını nasıl etkilediği hakkında düşünmüyoruz. Bizim yazgımızın ülkemizin yazgısı ile şekillendiğini göz ardı ediyoruz. Bu kitapta yüzlerce yıllık bir tarihin, biz doğmadan önce yaşananların bizim hayatımızı aslında nasıl da etkilediğini, kendi kişisel geçmişimizden kaçsak bile, ülkemizin geçmişinin bizi yakalayacağını ve bundan kaçmanın çok daha zor olduğu gerçeği ile yüzleşiyoruz.
Mutlaka ama mutlaka tanışılması gereken bir yazar Sabato, bence elinizdeki kitabı bitirir bitirmez Tünel’in bir ucundan girin ve Kahramanlara ve Mezarlara selam verdikten sonra Karanlıkların Efendisi ile tanışmaya hazırlanın.
Meraklısına Not: Kitapta benim gibi bir Borges hastası için gerçek bir sürpriz var. Roman kahramanımız Martin sokakta Borges ile karşılaşıyor. Sabato, Borges ve edebiyatı için 2-3 sayfa ayırmış. Arjantinli bir çağdaşından Borges’i dinlemek, hatta Borges’in dedikodusunu yapmak gibiydi benim için. Borges’in de gözlerinde genetik bir hastalık olduğunu ve 1955 yılında yani 56 yaşında tamamen kör olduğunu söylemiş miydim? (Admin’e Not: Eğer mümkünse, tam buraya fon müziği olarak “Twilight Zone”nun müziğini koyabilir miyiz lütfen? Teşekkürler.)