
En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, kitap tam bir cümbüş, hatta cümbüş içre cümbüş. Bir tarafıyla tam Tarantino’luk bir roman, bir tarafıyla o kadar bizden ve bu topraklara ait ki! Romanın tam ortasında misafir sanatçı olarak Ersin Karabulut’un çizdiği bir hikaye de olunca, Kill Bill’de (O-Ren’ Ishii’nin çocukluğunu anlatan kısımda) olduğu gibi, Tarantino’nun kulaklarını çınlatmamak olmaz.
Birbiri içine geçmiş hikayeler ve birbirine ille de dokunan karakterlerle dolu olan bu kitap, bir aşk romanı, bir cinayet romanı, bir intikam romanı hatta bazı kısımları ile de fantastik bir roman. Bunca karmaşadan da gayet lezzetli bir şey çıkmış ortaya doğrusu.
Kahramanlarımızdan Fu, uzak doğu dövüşleri ustası ve Gönül İşleri Bakanlığının basın müşaviri.
Müntekim Gıcırbey, Fu’nun liseden arkadaşı ve aynı gün içersinde iş görüşmesine gittiği şirket yandığı, dönüş yolunda kendisine araba çarptığı, evine vardığında ise evini soyulmuş ve komşusunun kendisine hep yemek getiren torununu evinde öldürülmüş bulduğu için, çaresizce bambaşka bir iş kolu yaratmak zorunda kalmış ve başkalarının intikamını alan biri. Gerçi “İntikam şarabı, yaraları ham olanlara şifa verir.” der eski bir atasözü ama…
Şebnem Şibumi, güzelliği ile başları döndüren, eski emniyetçilerden efsanevi Şerif Şibumi’nin tarih öğretmeni olan biricik kızı.
Hayati Tehlike, mafyanın bir numaralı adamı, Atom Bombacıyan’ın en güvendiği insanlardan, acımasız bir katil.
Atom Bombacıyan, en büyük baba. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanınca yani, söylemek istediği kelime yerine başka bir kelime telaffuz etmeye başlayınca ortalık iyice karışıyor. Romanın bu kısımları gerçekten takdire şayan kısımlarından biri. Yazar önce söylediği şeyi, sonra da söylemek istediği şeyi yazmış. Kitabın en eğlenceli hatta en güzel bulduğum yerlerinden biri de burası oldu.
Abidin Dandini ise, özellikle kitabın sonundaki tiradı ile Palahniuk romanlarından kaçmış gibi. Murat Menteş sanki bu satırları yazarken bir elinde tabanca, diğerinde kılıç tutuyor.
Tümü başka romanların ana karakteri olabilecek kadar kanlı canlı olan Ruhiye Hanım, Aziz İstanbul, Uçan Kız, Mr. Spock, Leyla Kalahari gibi yan karakterleri de ana karakterlere ekleyip, tüm bunlara iyi düşünülmüş bir olay örgüsü, heyecanlı bir koşuşturma ve emek harcanmış bir metin ekleyince, ince ince örülmüş bir aksiyon romanı ortaya çıkmış.
Her bir episodun başındaki küçük cümlelerin her biri ile cebelleşip, onların peşinden gidince de daha zevkli ve daha zengin bir okuma yapmak mümkün:
‘İnsan bu dünyaya ağlayarak gelir, yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider-Shakespeare’,
‘Bir insanı anlamak istiyorsanız, öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız-Carl Gustav Jung’,
‘Hayat zannettiğimizden de kolay; sadece imkansızı kabullenmeli, kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız-Franco Falkone’
“Eski Çin Atasözleri” ise tam şenlik, mümkün olsa onlardan bir deyimler ve atasözleri sözlüğü yazsak! Yazar sözcüklerle öyle bir oynuyor ki, okumak ayrı bir zevk oluyor demek istiyorum, ama “Sözcükler nimettir, nimetle oynanmaz!” diyor Murat Menteş, susuyorum. Yani eğlenceli bir şey yapmak, kendiniz için bir kitap okuma zamanı kadar da olsa, güzel bir zaman ayırmak istiyorsanız, bence hemen televizyonu kapatın, bir çay demleyin ve kitabın başına oturun.