
Masalları çok severim, dinlemeyi, okumayı, dilim döndüğünce de anlatmayı. Masalların gizli bir dili olduğuna, hatta büyülü olduklarına inanırım. Binlerce yılda birikmiştir çünkü. Kurtlarla Koşan Kadınlar ve onların yanında, onlarla birlikte koşmaya cesareti olan adamlar biriktirmiştir kelimeleri. Yolda zenginleşmiş, çoğalmıştır, ta bana kadar gelmiştir. Her masal bana anlatılır, her masal beni anlatır.
Kuzey içine girdiğim en güzel masallardan biri.
Bir ilk yaşadım bu romanda, bir ilk roman olmasına rağmen ve Burhan Sönmez’in hiçbirşeyini daha önce okumamama rağmen, ona güvendim. Yazara güvenmek nasıl bir şey? İyi yazacağına falan değil, beni incitmeyeceğine güvendim. Ben ilk kez bir yazara bu şekilde güvendim. Anlattığı masala inanmaya da hazırdım ilk bir kaç sayfadan sonra. Haksız da çıkmadım. İnanmak isteyeceğim bir masal çıktı gerçekten de.
Rinda yüzünü bile görmediği, kendisini ve kızkardeşine hamile olan annesini hiç bir açıklama yapmadan bırakarak Kuzey’e giden babasıyla ilk kez, babası dönüş yolunda ölüp, bedeni köye getirilince tanışır. Yıllardır üç kişi yaşıyorlardır, yine üç kişi kalmışlardır yani. Babasının ve geyiklerin izlerini takip ederek Kuzey’e doğru yola çıkar. Rüyaya doğru, gerçeğe doğru, kendine doğru yola çıkar. Yolda bir masal yaşar başka masalların içinde, kendi hikayesini bulur başkalarının hikayeleri ile birlikte, kendini bulur başkalarının aynasında.
Kitap ya da konusu ile ilgili bundan başka ne söylesem, kendi rüyama çekmiş olurum sizi. Ama sizin kendi düşünüzü görmeniz, kendi kuzeyinizi bulmanız, kendi gerçeğinizi yaratmanız gerek.
Sustum.