02 Jun, 2009
“Morel’in Buluşu” ve “Bir Fotoğrafçının La Plata Maceraları”- Adolfo Bioy Casares
Bu kez iki kitaptan bahsedeceğim, buna mecburum. Okuyunca neden kendimi mecbur hissettiğimi anlayacaksınız. Yani bu yazı biraz “Morel’in Buluşu”nu alana “Bir Fotoğrafçının La Plata Maceraları” bedava tadında olacak biraz.
Adolfo Bioy Casares ile beni Borges tanıştırdı.
Önce yazarın Morel’in Buluşu adlı kitabını okudum. Kitap kanundan kaçan birinin sığındığı ıssız bir adada başından geçenleri anlatıyor. Adada bir süre sonra bir takım insanlar ortaya çıkıyor ve kahramanımız bunların arasından bir Havva kızına abayı yakıyor. Onunla tanışma çabaları, kadının onu sürekli görmezden gelmesi, kahramanımızın karşılıksız aşkı etrafında dönüyor olaylar. Ciddi bir “arzu nesnesi” vakasıyla karşı karşıya kalıyoruz yani. Kitabın sonu ise gerçek bir sürpriz. Sonuna doğru, sürprizi sezmeye başladım ve panikle kitabı tekrar taradım bana bırakılan ve göremediğim ipuçları var mıydı acaba diye. Gerçekten iyi, yaratıcı, şaşırtıcı bir öykü, iyi bir edebiyat, iyi bir roman olduğunu söylemek isterim.
Hemen sonra da, Borges+Morel’in Buluşu referansı ile yazarın Bir Fotoğrafçının La Plata Maceraları kitabını elime aldım. Zaten Türkçede sadece iki kitabı var sanırım.
Kitap küçük bir kasaba fotoğrafçısı olan Almanza’nın aldığı bir iş teklifi üzerine şehrin fotoğraflarını çekmek üzere La Plata’ya gelmesiyle başlıyor. La Plata’ya adımını atar atmaz esrarengiz bir aile ile tanışıyor. Yaşlı bir baba, iki kızı ve kızlardan birinin iki çocuğu. Aile Almanza’yı bağırlarına basıyor. Güzel kızları sebebiyle Almanza’nın bundan pek şikayetçi olduğu da söylenemez doğrusu. Başkaca yan karakterlerle de hikaye zenginleştirilmeye çalışılmış.
Sanırım ben bu kitabın inceliğine pek vakıf olamadım. Kitapta bir sonraki sayfada bir olay başlayacak, her an esrarengiz bir şey olacak, olayların aslında hiç de göründüğü gibi olmadığını anlayacaksınız gibi bir beklenti oluşuyor okuyucuda.
Morel’in Buluşu kitabının sonunda yaşadığım deneyim yüzünden son sayfaya kadar bekledim. Ama hiç bir şey olmadı. Hiçbir “İyi ama neden?” sorusunun cevabı ortaya çıkmadı. Hani bazı filmler bitince “The End” yazısına uzun uzun ve anlamsızca bakakalırsınız ya, aynen öyle oldum işte.
Dediğim gibi bir türlü kitabın derinliğine inemedim. Oysa bir derinliği olduğu konusunda ısrarlıydım.
Bir yazarı tanımak için iki kitap yetmez elbette. Herhangi bir yargı oluşturacak durumda değilim açıkçası birbirine taban tabana zıt izleminler bıraktığı için bu iki kitap bende.
Umarım Adolfo Bioy Casares’in yeni çevirileri olur ve daha net bir fikrim olur ona dair. Bir de kitabı okumuş olup, benim neler kaçırdığım konusunda beni aydınlatan biri olursa minnettar kalırım.