İndirim bulup da kendimi kaybederek aldığım kitaplardan biriydi bu kitap. Tibet kökenli bir yazarı okumanın değişik bir deneyim olacağını düşünerek bu kitabı listeme eklemiştim. Kitabın yazarın ilk romanı olması ve Çin’in en saygın ödülü olan Mao Dun Ödülü’ne layık görülmesi de kitap hakkında ilk üzerinde durulan konulardı.
“1930’larda Tibet’in doğusunda, meşruiyetlerini geçmişteki Çin imparatorlarından alan feodal beylikler hüküm sürmektedir. Maichi Şefliği bunlardan biridir. Diğerlerinden ne daha güçlü ne de daha zengindir. Aralarında husumet bulunsa da, şeflikler bir şekilde uzlaşmayı başarmışlardır hep. Ama gün gelip, Çin hükümetinin Maichi Şefliği’ne haşhaş tohumları ve modern silahla bağışlamasıyla tüm dengeler altüst olacaktır. ” Kitabın arka sayfasında kitabın tanıtımı bu paragrafla yapılıyor.
Beni kitaba çeken de, biraz feodalite biraz da haşhaş oldu. Silahların güç unsuru olduğu kabul edilebilir bir gerçek; ama haşhaşı Çin hükümeti ne amaçla kullanmıştır diye düşünerek meraklandım.
Feodalite, bize uzak bir kavram olmaması düşünüldüğünde de dikkat çekici bir oluşum diye düşünüyorum. Asla anlamadığım bir düzen doğrusu. Bu konu üzerinde düşündüğümde insanların bunu nasıl kabul ettiğini anlamlandıramamaktan dolayı hep bir çıkmaz da hissetmişimdir kendimi. En sonunda şuna karar verdim, insanlar tembelliklerinden bu tarz sistemlerin içinde yer alıyor. Bu kadar basit mi bilmiyorum şimdilik cevap olarak bunu buldumJ Çin’de ki feodaliteyi de bu yüzden merak ettim.
Kitap, Çin’de ki feodal yapıyı, kan davalarını, Budist geleneklerini ve çıkar evliliklerini anlatmaktadır. Maichi Şefliği eline geçirdiği gücün silah olarak farkındadır; fakat haşhaşların getirisini haşhaşlar oluştuğunda fark eder. Haşhaş, şefliğe ciddi bir zenginlik getirmiştir. Kısa süre de gelen bu zenginlikle diğer beylikler de bu bitkiyi yetiştirmek ister ve gerçekten inanılmaz yollara başvururlar. Maichi Şefliği buna engel olmak ister ama başaramaz.
Şefin iki oğlu vardır ve bu oğullardan küçük olanı budala olarak bilindiği için onu kimse geleceğin şefi olarak düşünmez. Bu budalalığın kardeşler arasında sorun çıkmasını da engellediği düşünüldüğünde kötü bir durum olarak görülmez. Büyük çocuk şef olacaktır. Hızla gelişen olaylardan dolayı baba iki oğluna da görev vermek zorunda kalır. Büyük oğlanı kuzeye ( düşman beylikler bu noktada) , budala olanı güneye ( daha güvenli ) yollar. İşler beklenildiği gibi gitmez, budala oğlun başarılarıyla şeflik sarsılır.
Şefliğin yönetiminde din baskın bir öğedir. Budist lamalar kehanetlerde bulunmaktadırlar ve o kehanetler şefliğin kararlarını etkilemektedirler. Dinlerine bağlı bir toplulukturlar ve yeni oluşumlarda oldukça tahammülsüzdürler.
Feodal yapının insanları kendine bağlı tutmak için en yaygın kullandığı yöntem olan cezalandırma burada da etkindir. Karşı olan, şefliğin cellâdı tarafından toplum önünde cezalandırılır. Korkan ve ses çıkarmayan toplum bu korkunun etkisinden böyledir. Daha iyisini de bilmediğinden aramaz.
Evlilikler düşman şeflikleri barıştırma aracıdır. Çok eşlilik şefler için kabul edilebilir olduğundan bu zoraki evliliklerden şikâyet edilmez.
Yazar, bunları anlatırken basit bir dil kullanmış bu nedenle farklı bir kültürü okumanın yabancılığını yaşamıyorsunuz. Budala oğul olarak nitelendirilen karakterin budalalığının bazen sıkacak ölçüde kitapta yer aldığını düşündüm. Değişik bir okuma serüveni için iyi bir kitap diye düşünüyorum. Bize çok da yabancı olmadığını düşündüm. Fakat kitabın başında belirttiğim merakım giderilmedi. Yeni bir şey bulamadım feodal yönetimlerle ilgili. Hala cevabım aynı insanların tembel olduğunu düşünüyorum. Hala gücü bir kişinin eline verip sorumluluktan kaçıyoruz. Aile yapısında, devlet düzeninde, iş yaşamında bu nedenle hep birileri daha sorumlu olmak zorunda diye düşünüyorum. Herkes eşit sorumluluk alabilir mi? Bilmiyorum. Kitaplarda tabi bazen soru sorarken nerde başladım nerde duruyorum noktasına gelebiliyorum. Neyse çok etkiyici, iz bırakacak bir kitap olmamakla birlikte okunabileceğini düşünüyorum. Herkese iyi okumalar.