Hasan Ali Toptaş’ın okuduğum bu ilk kitabı, ince düşüncelerle dolu karanlık bir romandı. Kendine özgü anlatım tarzı ile en basit olaylarda bile derinleştikçe derinleşen bir duygu ve anı yoğunluğu yaratan, okudukça içine gömüldüğüm bir kitaptı. Uzun zamandır beni bu kadar sarsan ve kendimi içinde kaybettiğim bir kitap okumamıştım.
Hasan Ali Toptaş’ı Tosbaa vesilesi ile duydum, Gölgesizler ile ilgili yazdıkları ilgilimi çekti ve yazar ile tanışmak için rastgele bir kitap aldım. Sonradan ödül almış kitaplarından biri olduğunu öğrendim. Kitapta olaylardan çok, şiirsel dilin etkileyiciliği ağır basıyor . Kısa bir an içinde geçmişe, geleceğe, korkulara ve hayallere batırıp çıkarıyor bizi yazar. Kahramanımız Bedran’ın söylediği her sözün, yaşadığı her duygunun arkasındakileri öğreniyoruz. Yazar Bedran’ın çekingen ve sessiz karakterinde sürüp giden çalkantılar içine bizi çekerken, Bedran’ın ilişkilerini, korkularını ve hayallerini bize de yaşatıyor. Bedran’ın çocukluğunu, köyden ayrılışını, işe girişini, evliliğini, arkadaşlıklarını zaman içinde gidiş gelişlerle, anımsadıkları ile bize aktarıyor. Her olayda karakterimizi biraz daha tanırken onun sorgulayan gözlerinden ve karamsarlığından, eşya ile ve hayat ile kuramadığı ilişklilerinden biz de rahatsızlık duymaya başlıyoruz. Bu noktada kitap beni etkilemeye başladı, elimden bırakamadım. Acı da olsa tadına bayıldım.
Kitaplar hakkında yazarken konusunu pek anlatmadan yazmaya çalışıyorum, ama bu kitapta tüm olayları anlatsam bile yine de kitabı anlatmış olmazdım.