
“Juan Pablo Castel yani Maria Iribarne’yi öldüren şu ressam olduğumu söylemem yeterli olacaktır sanırım.”
Ernesto Sabato Tünel adlı romanına böyle başlıyor. Başarılı bir ressam olan Castel’in resim sergisi sırasında gördüğü bir kadına aşık olması, onu bulmak için yaptıkları, bulduktan sonra aralarında geçenler ve en nihayet Maria’yı öldürmesine kadar olan olaylar Castel’in ağzından sanki sohbet eder gibi anlatılıyor bize. “…Bu itiraf sayfalarını yazmaya kalkışmamın nedenlerini kendime saklayabilirim ama… Beni anlayan biri çıkarsa diye duyduğum umut kanımı kaynatıyor. BİR TEK KİŞİ BİLE OLSA.”
Castel insanlıktan ümidini tamamen kesmiş, dünyanın korkunç bir yer olduğunu düşünen, seçilmiş bir yalnızlık yaşayan bir ressamdır.
“…Dünyanın korkunç bir yer olduğunu göstermek için fazla kanıta gerek yok, yalnızca şunu dinleyin yeter: Bir toplama kampında açlıktan yakınan eski bir piyanisti fare yemeğe zorlamışlar, hem de canlı canlı. Neyse, şimdi anlatmak istediğim bu değil; yine de eğer fırsat olursa bu fare konusunda bir çift söz söylemek isterim.”
Ressam Annelik adlı tablosu sergilenirken görür ilk kez Maria’yı. Annelik tablosunun içersinde, yukarıda, solda açık bir pencerecikten küçük ve bulanık bir manzara görünmektedir. Issız bir kumsal ve denize bakan bir kadın. ‘Şarlatan’ eleştirmenler dahil, herkes resmin önünden umursamazca geçip gitmekte, hiç kimse o pencerede görünen manzarayı fark etmemektedir. Yalnızca tek bir kişi Annelik tablosunda aslolanın bu sahne olduğunu farkına varmıştır: Maria Iribarne.
Sonraki ayları Maria’yı tekrar görmek umuduyla geçirir ressam. Defalarca onunla karşılaşma hayalleri kurar, hayali diyaloglar yazar karşılaşma anı ile ilgili. Maria onun için tam bir saplantı haline gelmiştir, çünkü resmini anlayan tek kişi odur. O zaman şu dünyada kendisini de anlayacak biricik kadın da odur.
Maria ile tanıştıktan sonra aralarında bir ilişki başlar ve tüm kitap boyunca biz Maria’nın ne düşündüğünü, neler hissettiğini, ressamın olmadığı zamanlarda neler yaptığını bilemeyiz. Sadece bitmek tükenmek bilmeyen kuruntularını dinleriz ve gelgitlerini izleriz ressamın. Maria ile birlikteyken neler konuştuklarını biliriz ama Maria’nın “aslında” ne demek istediğini bize hep ressam söyler. Aşkın marazi halleri bir bir önümüze serilmektedir. Bir taraftan dünyadan, insanlardan hatta insanlıktan bu kadar nefret ederken, kendisini anladığını düşündüğü o tek kişiye ne kadar muhtaç olduğunu görürüz Castel’in. Maria’yı kendisini anlayan tek insan olduğu için öldürmesini izleriz.
Kitap bizi sadece Castelli’nin içinde yaşadığı tünellere değil, kafasındaki tünellere de sokuyor. “Sanki birbirine paralel geçitlerde ya da tünellerde yürüyorduk. Eş ruhlar, eş zamanlar gibi bir uçtan diğer uca gittiğimizi, sonunda bu geçitlerin bitiminde benim çizdiğim bir sahnede karşılaşacağımızı, yalnızca onun için çizdiğim, benim de orada olduğum, geçitlerin bittiğini ve karşılaşma zamanının geldiğini haber veren bir sahnede karşılaşacağımızı bilmeden yürüyorduk. Karşılaşma zamanı gelmişti! Ama gerçekten geçitler birleşmiş, ruhlarımız kavuşmuş muydu? Tüm bunlar ne kadar da saçma! Hayır, geçitler birbirine paralel bir şekilde sonsuza dek uzanıyordu, geçitlerimizi ayıran duvar camdandı, sessiz ve dokunamadığım Maria’yı görebiliyordum. Hayır duvar her zaman cam bile değildi: Bazen simsiyah taş kesiyor ve ben öbür tarafta ne olduğunu, onun nasıl olduğunu ne garip dolaplar döndüğünü bilemiyordum; yüzünün değiştiğini, çirkin bir sırıtışın yüzünün şeklini bozduğunu, ötekiyle gülüştüğünü hatta belki de bu geçitlerin olmadığını, her şeyin benim bir uydurmam ya da inancım olduğunu düşünüyordum; ne olursa olsun tek bir tünel vardı, karanlık ve yalnız: benimki; çocukluğumun, gençliğimin, tüm yaşamımın içinde geçtiği o tünel.”
Bireyin yaşadığımız modern toplumda yaşadığı katıksız yalnızlığı içimizde hissederken, bundan kurtulmak için kendimize benzediğini, bizi anladığını düşündüğümüz o bir tek kişinin peşinden koşma hallerimizle yüzleşiyoruz kitapta.
Bir sürü şey düşündüren, bize aşka, tutkuya, insanlık hallerine dair bir sürü şey söyleyen, kendimize bakışımızı sorgulatan bu karanlık kitabı okurken Castel’i olayları anlatmaya iten, onu anlayacak o “bir tek kişi” olmak da ürkütüyor okuyanı, Castel olmak da. “O, bir tek kişi”yi bulamama ihtimali de korkuyor, sevdiğimizi öldürme ihtimalimiz de.