
Sabahattin Ali’nin daha önce okuduğum Kuyucaklı Yusuf ve Kürk Mantolu Madonna ile yazarın ustalığında ki anlatımı keşfetmiştim. Yazarla ilgili okuduğum yazılarda ise öykücülüğünün daha ön planda olduğu vurgulanıyordu. Bu yazılar merakımı arttırınca bir öykü kitabını okumaya karar verdim.
Kamyon, böyle düşüncelerle başladığım bir kitap oldu. Okudukça yazarın romanlarında da var olan incelikli karakter anlatımlarının öykülerde de bulunduğunu gördüm. Kitapta ki öyküler, Anadolu insanını ve aslında hala yaşanılan olayları anlatmaktadır. Yazarın, ustalık olarak nitelenen yönünün de buradan kaynaklandığını düşünüyorum. Bu gündelik ve herkesçe bilinen olayları anlatışında ki sadelik okuyan insanda bir farkındalık yaratıyor. Okuduğum her öyküden sonra içim ürperdi. Sorulacak ne bir soru ne de yapılabilecek bir şey vardı. Olay öylece orada duruyordu. Her gün yanından geçtiğimiz, anlık geri dönüp bakıp, iç çektiğimiz olaylar gibi onlarda oradaydı. Yazar durup öyle güzel bakmıştı ki; insanların gözüne bakmaktan ürkmemişti. Ve yazarın mahareti okurken size o gözleri göstermesindeydi ve bunu birkaç sayfaya sığdırmasında.
Kitapta yazarın 4 öykü kitabından alınmış öyküler bulunuyor:
Değirmen : Değirmen, Kırlangıçlar, Bir Orman Hikayesi, Kazlar, Bir Firar, Kanal, Candarma Bekir
Kağnı : Kağnı, Kamyon, Kafakağıdı, Gramofon Avrat, Arap Hayri, Apartman, Arabalar Beş Kuruşa
Ses : Ses
Yeni Dünya : Çaydanlık
Sabahattin Ali’yi okudukça daha neler yazardı kim bilir diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bir erken ölüm düşüncesi çöküyor içime. Bütün kitaplarına kefilim; hepsini okumamış olsam da Sabahattin Ali’ yi her okuyuşunuzda, geceye uzamış hoş bir sohbet esnasında gelen uykuyu, defetme isteğiyle kalakalıyorsunuz.
İyi okumalar.
Â
Â