Beceriksiz; Ripley adlı tanınmış karakterin yaratıcısı Amerikalı kadın yazar Patricia Highsmith’in 1954 tarihli polisiye romanı. Polisiye romanlar aslında cinayet romanıdır, suç ve suçluluk duygusundan çok, karakterlerin suç işleyecek hale gelişinin psikolojik çizgisini veya delil ve katil arayışını (Agatha Christie romanlarında olduğu gibi) anlatırlar. Ancak Patricia Highsmith hem kurgu hem de diyaloglar bakımından cinayetin kendinden çok ruhtaki izi ile ilgilendiğini belli ediyor. Romanın ilk sayfalarında suçu görüyoruz. Gizem yok, psikolojik anlamlandırma çabaları yok. Katilin kim olduğunu, kimi neden ve nasıl öldürdüğünü ilk birkaç sayfada yazar bize açıklıyor. Sonrasında ise kişinin kendi içindeki katil ile yüzleşmesini görüyoruz. Biz ne kadar katiliz? Katil olmaktan düşündüğümüz kadar uzak mıyız? Yazar bu hesaplaşmayı kasvetli iç diyaloglar ile yapmamış, kitap oldukça sürükleyici, akıcı ve hızlı bir yapıya sahip (bence, polisiye romanlardan ne kadar koşuşturma beklediğimize bağlı olarak değişebilir).
Yazarın günlük hayata ve ilişkilere acımasız dokunuşları var.Bu kitap da mutluluk, mutsuzluk, hayattan beklentiler ve hayal kırıklıkları ile baş edebilme üzerine düşünen bir yazarın yarattığı oldukça gerçekçi karakterler ve zekice bir örgüye sahip etkileyici bir polisiye roman.
Bir de Türk filmlerine özgü sandığım “gerçekleri söyleyememe” durumunu yazarın kitaplarında sıkça görüyoruz. Hem eğlenceli hem de “konuşsana evladım, niye susuyorsun, ben yapmadım Nalan, ben masumum desene!” diye haykırmak geliyor içimden. Elimde yazarın iki kitabı daha var, ilk kitabı bitirir bitirmez hemen onlara başlama isteği duydum.
Polisiye sevenlere tavsiye ediniz.