
Siz hiç “Gül Şerbeti” içtiniz mi? Sıcak bir yaz gününde, kristal cam bir bardakta, buz gibi gül şerbeti içmek gibisi yoktur. Rahiyasını algıladığınız anda, bir taraftan damla damla içip keyfini uzun uzun çıkarmak istersiniz; bir yandan da kana kana içip susuzluğunuzu gidermek… İhsan Hoca’nın kitaplarını okurken bu duyguları hissedeceğiniz yüzde yüz garantilidir. Hiç bitmesin bu masal diye iç geçirirken; acaba sonunda ne olacak diye kendinizi yer bitirirsiniz.

Etiketler:
Amat,
aşk,
Efrasiyab'ın Hikayeleri,
Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü,
Hakikat,
İhsan Oktay Anar,
İstanbul,
Kitab-ül Hiyel,
macera,
Mevlana,
Musiki,
Puslu Kıtalar Atlası,
Sufizim,
Tarih

“Kadınlar sıcak ülkelerden dönen vahşi sakatları sever…” ya da “Kadınlar sıcak ülkelerden dönen vahşi sakatları sever mi…” Kahramanımızın beyninden ışık hızıyla gidip gelen en önemli cümleler bunlar. Söz konusu er kişi, güneş gibi gülümsemesiyle ortalarda dolaşan Swittters olunca değil sevmek, aşık olmaktan alamazsınız kendinizi.
Romanımızın baş aktörü Switters yakışıklı, zeki ve hınzır bir CIA ajanıdır ancak, bildiğimiz ajan profilinin dışında, nevi şahsına münhasır bir kişidir. Olanla olması gereken arasında kesin ayrımlara sahip olmasına karşın, hayatında bunu başaramayan, uçlarda gidip gelen Switters;…
27 May, 2009
Yazan: Dragon Reborn | Kategori: Kurgu
“Karımdan ayrıldım. Bugün de işimden ayrılmayı düşünüyorum, dairem kira ve ne olacak diye kaygılanacağım eşyam da yok. Sahip olduklarıma gelince, belki bankada iki milyon yen kadar param var… Bir de kullanılmış arabam ve yaşı epey ilerlemiş bir kedim. Giysilerimin hepsi modası geçmiş şeyler, plaklarım da antika. Adımı duyurabilmiş değilim, toplum içinde güvenilirliğim yok, cinsel çekiciliğim yok, yeteneğim yok. Artık çok genç sayılmam ve her zaman sonradan pişman olacağım şeyler söylerim. Uzun sözün kısası, sizin deyiminizle söyleyeyim tümüyle sıradan, orta halli…
12 May, 2009
Yazan: Dulcinea | Kategori: Kurgu
Okuduğumuz kitaplar ile ilgili blog yazma fikrini bir hafta önce söylemiş olsaydın çok daha dikkatli bir şekilde okurdum bu kitabı. En azından okurken tamamen ayık olurdum, orman içinde, güneş altında, elimde plastik bardağa doldurduğum Dikmen olmaksızın okurdum. Çünkü kesinlikle daha dikkatli okunmayı hak eden bir kitaptı. Öncelikle üç hikaye ve üçleme şeklinde sunulan yapıtları sönük bırakacak bir örgüsü vardı. “İşte” dedim okurken “böyle şaşırt beni, biraz hafızamı, biraz çağrışım gücümü, biraz hayal gücümü zorla.” Ama bu kitap hakkında bir yazı…