
Nazi Almanya’sında Yahudilerin gettolara ve toplama kamplarına nakil edilmesinden sorumlu Otto Adolf Eichmann 11 Mayıs 1960’ta Arjantin Buenos Aires’te Mossad tarafından yakalanıp, yargılanmak üzere İsrail’e kaçırılır. Aylar süren mahkeme sırasında 15 ayrı suçtan yargılanır. Bunların arasında Nazi dönemi boyunca, özellikle de 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudilere ve insanlığa karşı işlediği suçlardan suçlu bulunur ve idama mahkum edilir.

Eichmann’ın Arjantin pasaportu
Eichmann son derece normal bir insandır. Tüm savunması da normalliği üzerine kurulmuştur zaten. “Asla Yahudilerden nefret etmemiş, asla bir insanın öldürülmesini istememişti. Suçu itaatinden kaynaklanıyordu, oysa itaat her zaman bir erdem olarak methedilmişti.” O üstlerinin emirlerini yerine getiren, asla inisiyatif kullanmayı ya da emirlere karşı gelmeyi düşünmemiş, sadece işini iyi yapmaya çalışan sıradan bir insandır. “O sadece üstlerine değil, kanunlara da itaat etmiştir.” Onun yerinde kim olsa, hatta Eichmann asla var olmamış bile olsa, bütün bu olaylar yaşanacaktır, bu işleri onun yerine başka birileri mutlaka yapacaktır. Pek zeki sayılmasa da, sözünü etmeye değecek bir eğitimi olmasa da Eichmann en azından, herkesi suçlu hale getirenin bir emir değil de kanun olduğunu az çok sezmişti.

Eichmann Duruşmada
Olayın vahameti de buradan kaynaklanmaktadır zaten. Tüm bu fiilleri gerçekleştirenler tamamen normal kişilerdir. Her hangi bir anormallikleri yoktur ve savaş bitip, Almanya yeniden yapılandırılmaya başladığında da tümü eski “normal” hayatlarına geri dönmüşlerdir. Bir çok Nazi suçlusu, haklarında sayfalarca kitap, dergi yazısı hatta deliller olmasına karşın, isimlerini değiştirme zahmetine bile katlanmadan eski mesleklerine ve hayatlarına dönmüştür. Savaş sonrası Almanyasında yakalanan Nazi suçluları bir kaç ay hapis cezası almıştır. Zaten onları yargılayan hakimlerin yaklaşık yarısı Führer mahkemelerinin de hakimleridir ve Almanlar Nazileri cezalandırmaya hatta suçlamaya çok da gönüllü değillerdir. Belki de bu ve buna benzer sebeplerle Almanya dışındaki bazı yazar ve düşünürlerin fikrine göre 80 milyon Alman’ın yargılanması gerekmektedir.
Tüm kitap boyunca faşizmin bütün bir kıta insanları için nasıl normalleştiğini, yapılanların görmezden gelinmesi için tüm devlet mekanizmasının nasıl hareket ettiğini görürüz .
Himmler komutanlara ve üst düzey SS ve Polis liderlerine “Sizden ‘insanüstü’ bir şey, ‘insanüstü bir biçimde insanlıkdışı’ davranmanızı beklediğimizin farkındayız.” Diyordu. Bu noktada söylenebilecek tek şey, beklentilerinin boşa çıkmadığıdır.
…
Birer katile dönüşen bu adamların aklında kalan sadece tarihi, muazzam eşsiz (“ ancak iki bin yılda bir verilen ulvi bir görev”) ve dolayısıyla da muhtemelen dayanması zor bir işe girmiş olduklarıydı. Katillerin böyle düşünmesi önemliydi, zira doğuştan sadist veya cani değillerdi; bilakis, yaptığı işten bir zevk alanlardan sistematik olarak kurtulmaya çalışıyorlardı.
…
Dolayısıyla, asıl mevzu bu adamların vicdan azabından nasıl kurtulacağı değil, fiziksel acıyla karşılaşan bütün normal insanları etkileyen o hayvani merhamet duygusunu nasıl aşacağıydı. Anlaşılan kendisi bu içgüdüsel tepkilerden yana bayağı dertli olan Himmler’in numarası çok basit ve muhtemelen de çok etkiliydi: İnsanın bu içgüdüleri kendine çevirir gibi yapıp dışındaki bir şeye yönelmesinden ibaretti. Böylece katiller, “İnsanlara ne korkunç şeyler yaptım!” demek yerine, “Görevlerimi yerine getirirken ne korkunç şeyleri görmek zorunda kaldım, bu görevin omuzlarıma yüklediği yük nasıl da ağır!” diyebiliyorlardı.
Eichmann görevi gereği, sadece Almanya’da değil, Alman işgali ve etkisi altındaki ülkelerde de Yahudilerin nakil edilmesinden sorumludur ve bu işi yerel yetkililerle birlikte bizzat kendisi organize etmiştir. Yani savaş koşulları da dahil olmak üzere toplam 6.000.000 insanın bir yerden bir yere nakledilmesini sağlamıştır. Trenler, kamyonlar ayarlanmıştır, tren seferlerinin başka seferlerle çakışması önlenmiştir, zaman zaman binlerce insanın kilometrelerce yolu yaya olarak alması sağlanmıştır. Her ne kadar kanuna uygun da olsa, bütün bu 6.000.000 insan, diğer ülkelerin gözü önünde, üstelik sonlarının ne olduğu sıradan insanlar tarafından tahmin dahi edilemeyecek şekilde, ya gizli ya da başka bir isim altında öldürülecekleri yerlere gönderilmiştir. Bu çok ciddi bir işbirliği ve organizasyon gerektiren bir iştir.

Kitap Eichmann ile birlikte tüm Avrupa’yı dolaşır. Eichmann’ın konuştuğu kişilerle konuşur. Tüm bu kötülük ve ölüm makinesinin nasıl çalıştığını, bu makinenin hem dişlilerini hem de dişlilerin kimler tarafından nasıl yağlandığını gözler önüne serer. Her ülkede yandaşları vardır Nazilerin. Hemen hemen tüm hükümetler Nazilerle işbirliği yapmaya gönüllüdür. Danimarka hükümeti bunun dışında kalmıştır. Hiç bir Avrupa ülkesi Danimarka halkı ve hükümeti gibi davranmamıştır. Bu hikaye, şiddet içermeyen eylemin ve çok güçlü şiddet araçlarına sahip bir düşmana direnişin bünyesindeki muazzam güç potansiyeli hakkında bir şeyler öğrenmek isteyen bütün siyasal bilimler araştırmacılarına mutlaka okunması tavsiye edilecek türden bir hikayedir.
Keza, Belçika polisi Almanlar’la işbirliğine yanaşmadı; Almanlar da bu konuda Belçika’lılara hiç güvenmedikleri için, Yahudileri trenlere bindirirken Belçika’lı demiryolcuların başlarından ayrılmadılar. Belçikalı yetkililer yine de kapıları açık bırakarak veya başka şekillerde Yahudilerin kaçmasını sağlamayı başardılar. Belçikadaki Nazi görevliler bile bir süre sonra Führer’den gelen emirleri sümenaltı etmeye başlamışlardı.
Faşist İtalyan lider Musolini bile, en azından İtalyan Yahudilerini koruma altına almaya çalışırken, Romanya, Hitler’in kendisini bile çileden çıkaracak sertlikte önlemler alıyordu Yahudi sorununa karşı. Romanya usulü nakilde beş bin insan, yük vagonlarına dolduruluyor ve tren kırsal bölgelerde amaçsızca dolanırken, havasızlıktan boğularak ölmeye terk ediliyordu.

Kitap Neden Almanlar? Neden Yahudiler? Başka Türlü Olamaz mıydı? Yahudiler neden direnmedi? Yahudi olmayanlar neden direnmedi? gibi sorulara cevap vermek gibi bir niyetinin olmadığını defalarca belirtmesine rağmen kitap bittiğinde kafanızda az çok bir cevap oluşmuş oluyor.
Yazar tüm bu vahşeti yaratanların hiç de canavar, psikopat, hasta insanlar olmadıklarını, tam tersine kötülüğün normal insan için sıradanlaştığı bir durum yaratıldığını, bu süreç boyunca tüm Avrupa’nın, hem zalimler hem de mazlumlar, hem ezenler ama hem de ezilenler açısından tam bir ahlaki çöküntü yarattığı sürekli hatırlatıyor. Tarihin bize uzak ve kapanan bir sayfası değildir bu ve bu vahşeti yaratan insanlar bir kaç cani değil, milyonlarca sıradan insandır. Ama direnenler vardır, hayır diyenler az da olsa vardır. “Siyasi bir bakış açısıyla ifade edecek olursak, söz konusu tüm bu hikayeler, bu dehşet ortamında insanların çoğunun boyun eğeceğini, ama bazılarının eğmeyeceğini anlatır.Keza nihai çözümün teklif edildiği ülkelerle ilgili hikaye, aynı şey daha başka yerlerde de olabilirdi der, ama her yerde olmadı.”
Günah keçisi seçilen bir iki kişinin yargılanması bizleri vicdan azabınının ve suçluluk duygusunun güvenli kollarına çağırsa da, hiçbirimizin böylesi bir kıyımın aslında ne kadar yakınımızda, ne kadar mümkün olduğunu unutmaması için, elimden gelse bu kitabı herkesin okumasını sağlardım. Burada anamadığım o kadar çok şey var ki…
Kitap bittikten sonra; çocuklarımıza öğretebileceğimiz en doğru şeyin HAYIR diyebilmek olduğunu düşündüm. Gerekirse hayatlarındaki ilk otorite figürü olan bizlerden başlamak üzere, HAYIR demeyi kesinlikle öğretmeliyiz onlara.
Meraklısına Notlar ve Yan Okumalar:
1- Aynı dönemde Türk Diplomatlar:
Namık Kemal Yolga (http://tr.wikipedia.org/wiki/Nam%C4%B1k_Kemal_Yolga)
Necdet Kent (http://tr.wikipedia.org/wiki/Necdet_Kent)
Selahattin Ülkümen (http://tr.wikipedia.org/wiki/Selahattin_%C3%9Clk%C3%BCmen)
2- Adolf Eichmann’ın Kudüs’te yargılanmaya başlamasından üç ay sonra, Temmuz 1961′de başlayan ve insanların erk sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden Milgram Deneyi : http://tr.wikipedia.org/wiki/Milgram_deneyi
3- Otoriteye itaat ile ilgili yapılmış en çarpıcı deneylerden biri olan Stanford Prison Deneyi: http://www.prisonexp.org/