Binlerce yıllık sürgünlerinden vatanlarına dönenler, ve onlar tarafından vatanlarından edilenler…
Bu toprakların gerçek sahibi kim?
Artık her iki toplum, o zaman ne yapmalı?
Birlikte yaşamalı…
1948 yılında Ramla kentinden sürülen Khairi ailesinin büyük oğlu Beşir yaklaşık yirmi yıl sonra doğup büyüdüğü evi görmek için kente gizlice geri döner. Kapıyı açan ve büyük bir hoşgörü ve misafirperverlikle onu içeri alan ise onunla yaklaşık aynı yaşlarda olan bir başka sürgün, İkinci Dünya Savaşı sırasında Bulgaristan’dan göç eden, Dalia Eşkenazi’dir.
Bu kitabı bir internet sayfasından gördüğüm reklamdan etkilenerek aldım. Soner Yalçın’ın “Efendi” kitabından sonra Sebataizm, derken Yahudilik ve Siyonizm ilgimi çekmeye başlamıştı. Böyle eski bir dinin – ya da kültürün- neden tüm dünya tarafından “aşağılandığı”, binlerce yıl süren sürgün hayatları ve belki de tüm bu dışlanmışlığın verdiği hırsla yoktan bir vatan yaratmaları bana çok ilginç geldi. Efsaneleri kadar yaşanmışlıkları ile de edebiyat için oldukça verimli bir kültür.
“Bir Yahudi, bir Arap ve Ortadoğu’nun kalbi” diye başlayan tanıtım yazısı aslında kitabı pekte iyi yansıtmıyor. Çok daha insana ve hissedilenlere dair cümleler beklerken, metin anlatımı zengin bir tarih kitabından öte geçemiyor. Hatta bazen günlük bir gazeteden makale okuyormuş hissine kapılıyorsunuz. Tüm bunların yanında kötü çeviri de kitabı tam bir hayal kırıklığına döndürüyor. Son zamanlarda okuduğum çeviri kitapların yüzde sekseni berbattı. Sonuna geldiğinde başını unuttuğunuz upuzun noktalamasız cümleler, uyumsuz özne-yüklemler… Yayımcıların anlaması gereken çeviri yapmak için sadece o dili iyi bilmenin yetmediği. Bence çeviri yapmak en az yazmak kadar büyük bir sanat. Belki de daha fazlası. Yazar sadece aklındakini anlatırken, çevirmen hem anlayıp hem de anlatıyor. Yani bence bu iş, okul harçlığını çıkarmaya çalışan dil bilimi öğrencilerini çok aşıyor.
Sonuç olarak: Zaman kaybı diyemem. İsrail-Filistin meselesi benim için başında kefiyesi ile Yaser Arafat, şişko Ariel Sharon ve tozlu sokaklarda taş atan yüzü kapalı Filistinli çocuklar demekti; öğrenilen çok şey var. Ama eminin daha iyi anlatan birileri mutlaka vardır.
Ve eğer bu konu sizinde ilginizi çekiyorsa Radu Mihaileanu’nun “Bir Şans Daha” adlı filmini mutlaka izleyin…